Connect with us

Film

The Shawshank Redemption

Stephen King’in korku öğeleri içermeyen ender eserlerinden biri The Shawshank Redemption.

 

 



YÖNETMEN: Frank Darabont OYUNCULAR: Tim Robbins, Morgan Freeman, Bob Gunton, Clancy Brown, William Sadler, Gill Bellows, James Whitmore. 
SENARYO: Frank Darabont. YAPIMCI: Niki Marvin. 142 dakika.
Robbins ve Morgan Freeman ın başrol oyunculuğuyla unutulmaz bir film.
   Andy genç ve başarılı bir bankerdir. Karısı ve karısının sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezası alır. Shawshank Hapishanesi’nde her türlü kötü muameleyi yaşamaktadır. Fakat Andy hayata karşı iyimser bakışını kaybetmemektedir. Bu durum çevresindeki diğer mahkumların dikkatini çeker. Diğer mahkumlara parmaklıklar ardında bile özgür bir yaşam olabileceğini öğretir. Hapishanede yaptığı işler ve yardımlar sebebiyle bir çok kişi tarafından sevilen Andy’nin çalışmalarında en büyük yardımcısı arkadaşı Red’dir.
“Unutma Red. Umut iyi bir şeydir. Belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.” Andy cezaevinde Red’le olan son konuşmasında ona bir umut verir. Bu umut Red’in hayatta kalmasını ve sonunda da ödüllendirilmesini sağlar.

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Film

Human

Fransız çevreci, fotoğrafçı ve yönetmen Yann Arthus-Bertrand’ın 2015 tarihli belgeseli, muazzam güzel hava görüntüleri ve kamera karşısında anlatılan insan hikayelerinden oluşuyor. Human, iki yılı aşkın bir sürede, 60’ın üstünde farklı ülkeden, 2020 kişiyle yapılmış röportajların bir bütünü. Yönetmenin ve birlikte çalıştığı takım arkadaşlarının şaheseri bu belgesel, izleyip de unutabileceğiniz türden bir belgesel değil. Sorunlar, insanların hayat hikayeleri üzerinden sınırlamalara takılmadan açık seçik gözler önüne seriliyor.

Belgesel de yer alan röportajlarda yaşı, ülkesi, kültürü, dini ne olursa olsun her konuşmacıya aynı sorular soruluyor. Alınan cevaplar, insanların kültürlerine ve dünyaya bakış açılarına göre bakıldığında doğal olarak çok farklı. Röportajların arasına serpiştirilen doğaya ait kareler ve müzikler de insanı alıp uzaklara doğru götürüyor.

Yaşam, varlık, yokluk, ayrımcılık, mutluluk, özgürlük, aşk, eşcinsellik, savaş ve ölüme dair sorular soruldukça ve cevaplar alındıkça, önce soruları cevaplayan kişilerinde aynı gökyüzü altında yaşadığını düşündürtüyor sonra da kendi hayatımıza dönüp bakmayı. Ayrıca verilen cevaplar sadece psikolojik ya da ekonomik kriterler gözetilerek değil dünya üzerindeki siyasi yapılar ve  kültürel farklılık açısından da değerlendirilebilir. Bence belgeseli izlediğinizde siz de benim gibi bir ara hüzünlendiğinizi, sonra bir başka karede tebessüm ettiğinizi bir diğerinde ise düşüncelere sevk edildiğinizi fark edeceksiniz.

Belgesel boyunca her an fotoğraf güzelliğinde karelerin olması, bir yanda hiçbir profesyonel oyuncunun olmaması ve dolayısı ile senaryosunun bulunmaması, diğer tarafta dünya vatandaşlarının duygu/düşünce dünyasına ses olması bakımından bu belgesel daha önce seyretmediğiniz bir tecrübe yaşamanıza vesile olabilir.

Belgeselde yer alan konuşmacılardan birinin sözleri beni çok etkiledi ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Bazen aklıma çocukken duyduğum bir laf gelir. Bir arkadaşım demişti ki hayat çocukluğundan yaşlılığına taşıdığın bir mesajdır. Yolda bu mesajı kaybetmemeye dikkat et. Sık sık düşünürüm çünkü çocukken iyi şeyler hayal eder, içinde herkesin mutlu olduğu bir dünya düşlerdim. Basit zarif şeyler. Ama hayatın akışında böyle şeyleri kaybediyorsunuz. Bir şeyler satın almak için çalışıyorsunuz. Kimse için endişelenmiyorsunuz. O çocukluktan getirdiğim mesajlar nerede şimdi? Belki de hayatın anlamı o mesajın kaybolmamasını temin etmektir.”

Uruguay başkanının sözleri de tüketici toplumunun esiri olanlar için nokta atışlı bir uyarı niteliğindeydi.

”Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil. Bu konu üzerinde çok düşündüm. Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim. Yeteri kadar vaktim oldu. Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim. Bu bana düşünmek için zaman verdi. Keşfettiğim şey şudur ki: Ya hiç kimseye yük olmadan az ile yetinip mutlu olursun. Çünkü mutluluk içindedir. Ya da hiçbir yere varamazsın. Yoksulluğu savunmuyorum. Sadeliği savunuyorum. Ancak sürekli büyümek isteyen tüketici bir toplum icat ettik. Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik. Sürekli almalısın ve atmalısın. Boşa harcadığımız hayatlarımız aslında. Bir şey satın aldığımda ya da bir şey satın aldığınızda karşılığında para vermiyorsunuz. Verdiğimiz aslında vaktimizdir. ‘’

Toplamda 16 gazeteci, 20 kameraman, 5 editör  ve 12 prodüksiyon ekibinin çalıştığı Human için yönetmen Yann şöyle diyor:

”Ekibimi bir aile gibi seçtim. Güçlü inançları olan, hayatının en zor ve ilginç filmini yaptığının bilincinde olan kişilerdi’.

Belgeselin müzikleri Armand Amar’a ait olup belgesel için hazırlanmış albümde 23 parça bulunuyor. Belgeseli izlerken bir ara  kulağınıza Türkçe sözler çalınacak ki ne güzel bir andır o 🙂  Erzurum’lu İbrahim Hakkı’nın şiirinden alınan sözler ve Gülay Hacer Toruk’un sesi.

Tabiat anaya ait manzaralar, müzikler, insan kareleri ve her duyguyu belgesel saati içinde yaşatan röportajlar muazzam güzeldi.

Boş zamanımda izlerim diyerek ertelemeyin, mutlaka zaman yaratıp en kısa süre içinde izleyin.

Belgesel İNSAN olarak sizin de bir duygunuza mutlaka dokunacaktır.

Haziran 2020   @ gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Film

İşe Yarar Bir Şey

Yönetmen: Pelin Esmer

Oyuncular: Başak Köklükaya

Öykü Karayel

Yiğit Özşener

Yapım: Pelin Esmer

Marsel Kalvo

Senaryo: Pelin Esmer, Barış Bıçakçı

Gösterime giriş tarihi: 27 Ekim 2017 

Süre: 1 saat 44 dakika

IMDB: 7.8/10

Film, ana karakterimiz olan ve avukatlık mesleği dışında bir mesleği daha bulunan-ama onu filmin ikinci yarısında öğreneceğiz-Leyla’nın 25 yıl aradan sonra okul arkadaşlarıyla bir araya geleceği yemeğe doğru yola çıkmasıyla başlıyor. Tren yolcuğu sırasında tanıştığı yan karakterimiz Canan ise oyuncu olma hayali kuran genç bir hemşirelik öğrencisi. Canan sıkıntılı ruh hali, çevresi ile bağ kurmak istememesi nedeniyle bir süre sonra Leyla’nın dikkatini çekiyor ve küçük diyaloglar aracılığıyla onunla arkadaşlık kurmaya çalışıyor.

Tren yolculuğu ilerledikçe Leyla ile Canan arasındaki ilişki iç dökme noktasına geliyor ve Canan’ın tren yolculuğunun nedeni ortaya çıkıyor. Bu durum iki kadın arasında bundan sonra hayatlarını etkileyecek bir değişimin habercisi oluyor.

Boynundan aşağısı tutmayan, yatağa bağlı, sürekli birinin bakımına muhtaç felçli Yavuz hayatına son vermek istiyor ki bu isteği bir arkadaşı aracılığıyla nihayetinde Canan’a kadar ulaşıyor. Leyla, tüm tren yolcuğu sırasında kafa karışıklığı yaşayan ve gelgitler arasında kalan Canan’a bu işte yardımcı olabileceğini söylüyor.

Tren yolculuğu sonunda iki kadın yola Yavuz’un evine gidiyor. Canan’la birlikte karşısında Leyla’yı gören Yavuz önce çok şaşırıyor sonrasında ise hayata dair sohbetleri başlıyor.

Tavsiye üzerine seyrettiğim ve izlemekten keyif aldığım bir film olduğundan ben de filmi size tavsiye ediyorum. Ancak şunu bilmelisiniz ki film durağan, diyaloglar ağır ağır ilerliyor ve sonucu romantik hareketlerle bitmiyor. Standardın dışında bir Türk filmi izlemek istiyorsanız bu filme bir şans verebilirsiniz.

Keyifli seyirler dilerim.

Haziran 2020    @gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Film

Woman at War

Yönetmen : Benedikt Erlingsson

Oyuncular: Halldóra Geirhardsdóttir

Davíd Thór Jónsson

Magnús Trygvason Eliasen

Ómar Gudjónsson

Müzik: Davíd Thór Jónsson

Görüntü Yönetmeni :Bergsteinn Björgúlfsson

Yapım Yılı: 2018

Süresi: 1 saat 41 dakika

IMDB : 7.4

Çevre konusuna duyarlı ve toprağın ses verdiğine, onu can kulağı ile dinlersek bizimle konuştuğuna inananlardansanız bu film tam size göre diyebilirim.
Filmdeki kahramanımız Halla karakterini, İzlanda’nın doğasını, sanayileşmenin pençesinden kurtarmak için elinden geleni yapmaya çalışan tutku dolu bir çevre aktivisti ve aynı zamanda kendi halinde bir hayat sürmeye çalışan koro şefi olarak görüyoruz. Bir yandan koro çalışmalarına katılırken bir yandan da İzlanda toprakları ile ilgili yanlış kararlar alan politikacılar üzerinde baskı oluşturmak için bombalama eylemlerine girişerek ülkenin elektriğini kesmekte ve fabrikaların çalışmasına engel olmaktadır.

Halla, sanayicilerin işlerini yavaşlatan eylemlerine devam ederken toplumda ses getirmeye ve ”Dağların Kadını” olarak anılmaya başlar. Yapmak istediği işleri bir bir gerçekleştirirken, bir gün yaşamını ve bundan sonraki hayatında nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sorgulatan bir olay yaşanır. En büyük eylem planının arifesinde gelen mektupta artık neredeyse unuttuğu bir başvuru sonucunun -evlat edinme başvurusunun- kabul edildiği bilgisi iletilir. Doğanın koruyucu annesi artık bir çocuğun annesi olma noktasındadır.

Haklı bir mücadele, duygusallığa sığınmadan yapılan bir aktarım,  film boyunca karşımıza çıkan görseller, fotoğraf kareleri tadında karşımıza çıkan kareler, müzikler, ters köşe yapan bir film sonu.

Keyif alarak izlediğim, doğanın sesine kulak vermemiz gerektiğini bir kez daha anlatan bu filmi izlemeniz dileğiyle.

Mayıs 2020   @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Popüler