Connect with us

Film

Dövüş Kulübü 1999

Yönetmen: David Fincher

Hikaye : Chuck Palahniuk

Oyuncular : Edward Norton

                       Brad Pitt

                       Helena Bonham Carter

Yapım Yılı : 1999 ABD

Süre: 139 dk.

8.8/10 IMDb

Fight Club’da filmi anlatan kişi ünlü bir otomobil firmasında iyi bir kariyere sahiptir ancak yalnızdır ve kronik uykusuzluk sıkıntısı yaşamaktadır. Doktorunun tavsiyesi üzerine terapi grubuna katılır. Bu toplantılar esnasında Marla ile tanışır; o da genç adam gibi hasta olmadığı halde grubun toplantılarına katılır.

Tesadüf sonucu tanıştığı Tyler, film anlatıcımıza kendisine vurması için kışkırtır. Bu kavga Anlatıcı’nın hayatını değiştirir.Tyler olmak istediği kişidir: Anarşist, bağımsız, hoyrat ve saldırgan. Tyler’ın liderliğinde bir dövüş kulübünün kuruluşuyla bu kulüpte erkekler birbirleriyle dövüşmeye başlar ve kısa sürede kulüp popüler hale gelir. Kurdukları kulüp, bu dünyada kendini önemsiz ve dışlanmış hissedenler için bir buluşma noktası olma özelliğini edinir, gün geçtikçe üye sayısı artar. Artık psikoterapi amaçlı bir dövüş kulübü olur.

Tyler filmde sürekli tüketime yönlendirilen, robotlaştırılan, amacı olmayan, sadece para kazanmak için birbiriyle yarışan, nefes almayı yaşamak zanneden, ihtiyacından fazla alan ve tüketen, doymayan, haz arayışında olan, yaşamaktan yorgun insanlara seslenir. “Bir gün milyoner olacağımıza televizyonla inandırıldık, film artisti olacaktık, rock yıldızı olacaktık. Ama olamadık. Olunamayacağını yavaş yavaş öğreniyoruz. Biz hiç bir savaş görmedik ne Büyük Kriz ne bir dünya savaşı hiç bir şey. Bizim Büyük Krizimiz kendi yaşamlarımız, biz kendi iç ruhsal savaşımızı veriyoruz. Bütün jenerasyon ya benzin peşinde, ya gece kulübünde masa sırası bekliyor, beyaz yakalı köleler haline dönmüş durumda.Reklamcılık araba ve kıyafet alanında ekmeğini fazlasıyla yedi. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz böylece hiç bir işimize yaramayacak eşyaları, kıyafetleri satın alabilelim. Arkadaşlar biz tarihin ortasında doğmuş çocuklarız. Ne bir amacımız var ne de bir aidiyetimiz. Ne bir savaş, ne bir hareket.”

Anlatıcı, Tyler’ın kendisine bilerek bilgi vermediği bir projesinden haberdar olur ve Tyler’ın onu yalnız bırakması ile şok geçirir. Onu bulabilmek için birçok şehre gider ve gittiği her şehirde klübün ne kadar geliştiğini ve o şehirlere de yayıldığını görür. Artık kontrol edilemeyen bu ilerleyişe son vermek isteyen Anlatıcı harekete geçer ve projeyi polise anlatır. Proje, büyük bankaların merkezlerinin havaya uçurularak bütün hesapların silinmesi ve insanların borçsuz olarak yeni bir hayata başlamasıdır.

Dövüş Kulübü Chuck Palahniuk tarafından yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen kült filmdir. Chuck Palahniuk bu kitap fikrini arkadaşlarıyla giriştiği bir kavga sonrasında hayata geçirir. Kavga sonrasında ağır darbeler alan Chuck, işe gittiği zaman suratı çirkin gözüküyor diye insanlardan daha az ilgi gördüğünü ve insanların ondan korktuğunu söylemiştir. Çirkinlik insanlarda korku yaratıyordur.

Film, 2000 yılında en iyi ses efektleri dalında Akademi Ödülü’ne aday olmuş ve 2001 yılının Kasım ayında en iyi film müziği dalında Brit ödülünü almıştır.

 

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Film

Reader

Yönetmen: Stephen Daldry

Oyuncular:Kate Winslet, Ralph Fiennes, David Kross

Müzik:Nico Muhly

Çıkış tarihleri: 9 Ocak 2009 (ABD)
10 Nisan 2009 (Türkiye)

Süre: 124 dakika

Ödüller : Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın, Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın oyuncu ödülleri.

Bernhard Schlink imzalı aynı adlı romandan uyarlanan filmin ilk önce adı ilgimi çekti. Nasıl ki kitap alırken önce kitabın adı, sonra arka kapak yazısı ve nihayetinde kapakta yer alan resim/fotoğraf benim ilgimi çekiyorsa, filmlerde de öncelikle filmin adı ve afişi dikkatimi çekiyor. Filmin konusunu okurken Nazi yargılamaları, toplama kampları gibi benim dikkatimi çekecek diğer anahtar kelimeleri görünce ve arkadaş tavsiyesi olarak da izlenebilir bilgisini alınca filmi oturup izlemek kaldı.

Film günümüze yakın bir tarihte başlayıp, geçmişe dönüşler ile ilerliyor. Çalışan bir kadın ve kendisinden oldukça küçük olan bir ‘’çocuk’’ ile yaşadığı aşkla başlayan bir film bu. Başlarda filmin ana teması buymuş gibi gelse de 2 saatlik bir film olduğunu düşünürsek sadece bu temanın işlenmediğini net olarak söyleyebiliriz.

Filmin ana kahramanı 36 yaşındaki tramvayda bilet kesen Hanna Schmitz. Bir gün iş çıkışı eve dönüşünde kapısının önünde hastalanan 15 yaşında genç bir çocuk olan Michael Berg ile karşılaşıyor ve onu evine götürerek kısa süre için bakıyor. Çocuk evine döndüğünde uzun süre evde kalmasına neden olan bir hastalığa yakalanıyor. İyileştiğinde ise teşekkür etmek için Hanna’nın evine çiçek alıp gidiyor ve bir anda yaş farkına aldırmaksızın ilişkileri başlıyor. Çocuk her gün kadının evine düzenli olarak gidiyor. Çocuk Yunan ve Latince derslerinden bahsediyor ve kadın kendisine her ne olursa olsun bu dillerde bir şeyler okumasını istiyor. Çocuğun okudukları üzerinde o kadar etki bırakıyor ki artık bu okumalar ritüelleri arasına giriyor.

 

 

Filmi izlerken bir iki sahnede Hanna’nın okuma yazma bilmediği için bu okumaların ne kadar  önemli olduğunu ve neden bu kadar hoşuna gittiğini anlıyoruz. Çalıştığı iş yerinde başarılarından dolayı büroya terfisi çıkıyor ama bu okuma yazma bilmemesi hayatının akışını birdenbire değiştiriyor. Okuyamıyor olmasından ne kadar utanç duyuyor ki bunun öğrenilmesini istemediği için terfi aldığı işi ve yaşadığı şehri ve çocuğu bırakıyor.

Zaman atlaması ile 8 yıl sonrasına Michael’ın hukuk öğrencisi olduğu zamana geçiş yapıyoruz. Profesörü ve hukuk öğrencisi arkadaşları ile II. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında 300 Yahudi kadının bir kilisede yanarak ölmesine izin vermekten yargılanan sanıklar arasında Hanna’yı görüyor. Hanna yine geçmişte olduğu gibi okuma yazma bilmemesinin cezasını kendisine kesiyor ve filmde izleyeceğiniz nedenden dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyor. Buraya kadar okuduklarınız filmi izleyip izlememenize karar vermenize yetecek kadar olduğundan izleyecek olanlar için burada filmin içeriğine dair daha fazla bilgi vermeyi bırakalım.

Film Altın Küre, BAFTA ve Akademi Ödülleri’ne aday gösterilmiş ve Kate Winslet Hanna rolü ile Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın, Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın oyuncu ödüllerinin sahibi olmuş. Ödül almasa da bence genç yaşına göre David Kross performansı da bir bravoyu hak ediyor. İki saat zamanınız varsa ve biraz aşk, biraz duygusallık, biraz tarih, biraz dram isterseniz bu film tam size göre.

İyi seyirler

Continue Reading

Film

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

Yönetmen           Martin McDonagh

Senarist               Martin McDonagh

Oyuncular           Frances McDormand, Woody Harrelson , Sam Rockwell, John Hawkes

Çıkış tarihi         10 Kasım 2017 (ABD)

Süre                     115 dakika

İmdb : 8.2/10

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filminin ana karakteri Mildred, 7 ay kadar önce kızını kaybetmiştir. Kızına tecavüz edilmiş ve ardından yakılarak öldürülmüştür. Bu süre içinde katil bulunamadığından, kasaba halkının vicdanına seslenmek ve polis departmanını harekete geçirmek adına sahipleri tarafından bile unutulan, kullanılmayan üç billboardu kiralar. Billboardlar üzerine “Raped While Dying” (Ölürken tecavüz edildi.), “And still no arrests.” (Ve hâlâ bir tutuklama yok.) “How Come Chief Willoughby?” (Nasıl olur, Şerif Willoughby?) yazdırır. Böylelikle sadece kızının katilini arayan, adalet isteyen annenin polislerle ve kasaba halkı ile mücadelesi başlar.

Filmin ana konusu bu şekilde ama film ilerledikçe konu başlıkları değişiyor. İyi-kötü polis klasiği, adaletin sağlanamaması noktasında üzüntünün hınca dönüşmesi, ırkçılık, bireylerin kendi dünyalarına çekilmesi, umursamazlık… Sonuçta bir trajedi filmi ve olmazsa olmaz denilecek her şeyden biraz var. Filmin konusunu daha fazla aktarmak uygun olmayacak çünkü birbiriyle bağlantılı olaylar zinciri bulunuyor. Birisini yazsak diğerine ayıp olacak. O nedenle filmi seyretmeniz en doğrusu ama film hakkında fikir vermesi adına bir iki kare fotoğraf paylaşabiliriz.

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filmi iki Oscar kazanmış. Frances McDormand’ın En İyi Kadın Oyuncu, Sam Rockwell’in ise En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu seçildiği filmin konusu aslında gerçek bir hikayeye dayanıyor. Google da kısa bir araştırma yapınca karşımıza 2018 tarihli aşağıdaki şu bilgiler çıktı.

‘’Filmde Missouri’de yaşayan Marianne Asher-Chapman’ın kızı Angela, evlendikten kısa süre sonra 2003 yılında birden ortadan kayboldu. Genç kadının eşi Michael Yarnell, Asher-Chapman’a kızının başka bir erkekle kaçtığını ileri sürdü. Buna inanmayan anne, bilboard ilanları dahil her türlü yöntemle kızını aradı Bilgi verenlere 5 bin dolar ödül vaat etti ve polisle irtibatını hiç koparmadı. Beş yılın sonunda ise damadı Yarnell, kızını öldürdüğünü itiraf etti ancak cesedinin yerini söylemedi.‘’

Kıssadan hisse…Başarılı oyunculukların olduğu bu filmi seyredin, seyrettirin.

Continue Reading

Film

İlk Korku

İlk Korku (Primal Fear) Vizyon Tarihi : 29 Kasım 1996

Yapımı  : 1996 – ABD

Tür : Dram, Gerilim, Suç

Süre  : 129 Dakika

Yönetmen : Gregory Hoblit

Oyuncular : Richard Gere, Edward Norton, Laura Linney, Frances McDormand, John Mahoney

İMDb: 7.7/10

Film, tanınmış bir piskoposun öldürülmesi ile başlar ve bu cinayet toplumda büyük ses getirir. Suçlu  kimdir ? Olay yerinden kaçmakta olan Aaron, görgü tanıkları olması nedeniyle daha dava başlamadan toplumun gözünde zaten suçlu ilan edilmiştir. Ünlü ve başarılı bir avukat olan Martin Vail ise suçun bu  adam tarafından işlendiğine tam olarak emin değildir ve bu davayı savunma görevini üstlenir. Böylelikle hem istediği gibi herkesin gözü onun üzerinde olacak ve hem de kendi çalışma hayatı içinde ön plana çıkacaktır.

Janet Venable bu davaya savcı olarak atanır ve eski sevgilisi olan Martin Vail ile aynı davada yolları kesişir. Toplumun gözünde suçlu kesin olarak belli olsa da, dava sadece bir cinayet davası değildir. Zaman ilerledikçe dava da yolsuzluklarda gündeme gelecek ve dava medyanın ilgi odağı haline gelecektir. Görgü tanıklıklarının odada bir kişinin daha bulunduğu yönündeki ifadeleri olay örgüsünü iyice karmakarışık hale getirecektir.

Bizim film hakkında aktaracaklarımız bu kadar ki filmin devamını izleyin ve görün deriz. Bu filme zamanınızı ayırdığınız için kesinlikle memnun olacaksınız. Ayrıca Edward Norton hayranı iseniz ve kariyerinin başlangıcında acaba oyunculuk performansı nasıldı diye merak ediyorsanız işte bu filmi izlediğinizde istediğiniz cevabı bulacaksanız. Bunun dışında Martin Vail’e hayat veren Richard Gere ile Edward Norton birlikte iyi bir takım olmuşlar. Norton performansındaki başarı neticesinde haklı olarak Altın Küre ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanırken, Oscar’da da en iyi yardımcı erkek oyunculuğuna aday olmuş.

Filmdeki Aaron karakteri ile ilgili internette okuduğumuz şu paragraf ile yazımızı bitirebiliriz.

Edward Norton’un canlandırdığı Aaron karakteri için 2100 kişi seçmelere katılmış ve rolü 27 yaşında olan Edward Norton almıştır. Seçmelerde Matt Damon’da katılmış, yıllar sonra verdiği bir röportajda ”Bu rolü alan kişinin kariyerinin uçacağını biliyorduk. Bu nedenle elimizden gelen her şeyi yaptık ancak rolü Edward kaptı. O zaman rolü alamadığım için çok üzülmüştüm ama yıllar sonra baktığımda doğru insana gitmiş” şeklinde bir açıklama yapmış.

Filmlerle, kitaplarla, dostlarla, doğa ile iç içe kalmak dileğiyle.

Continue Reading

Popüler