Connect with us

Gezi

Pamukkale Travertenleri-Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Pamukkale Travertenleri- Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Hava değişimine ihtiyaç duyunca, iş hayatından uzaklaşma zamanının geldiğini hissedince, hemen internetten nereye gidilebilir, neresi görülebilir düşüncesi sarar bizi. Yine böyle bir zamanda görmek istediğimiz yerlerden biri olan Denizli karşımıza çıktı. Denizli denince de aklımıza ilk gelen Pamukkale Travertenleri ve Denizli  Horozu oldu. 🙂

İnternette araştırmaya başladığımda karşıma çıkan birkaç bilgiyi paylaşmak istedim.

  • Antik Dönem’ in sembolü, Dünyaca ünlü  en uzun ötüşlü horozu Denizli Horozuymuş.
  •  UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ ne Türkiye’den kayıtlı 11 yerden biri Travertenler.
  •  Antik Çağda fay hattı ile oluşmuş Dünyanın doğal tek  Antik Havuz’u Pamukkale’de.
  •  Plutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı)Hierapolis Antik Kenti’ nde.

Gezi planımız belli olunca erkenden yola koyulduk. İstanbul-Denizli arası yaklaşık 600 km ve 7 saate yakın bir yolculuk yapılıyor.

Pamukkale yoğun turist ağırlayan bir yer olduğundan gitmeden önce mutlaka otel rezervasyonunuzu yaptırmalısınız. Çevrede bir çok otel olmasına karşılık bu yoğunluk nedeniyle sıkıntı çekebilirsiniz. Bu yoğunluğu ve o bölgeye ilgiyi gösteren küçük bir bilgi ekleyelim dedik.

2016 YILI EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 MÜZE VE ÖRENYENYERİ ZİYARETÇİ İSTATİSTİĞİ

 

MÜZE ÖRENYERİ ADI ZİYARETÇİ
1 Konya Mevlana Müzesi 2.429.573
2 İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi 1.463.562
3 İstanbul Ayasofya Müzesi 1.436.577
4 Denizli Hierapolis (Pamukkale) Örenyeri 974.508
5 İzmir Efes Örenyeri 899.021

*Kaynak : http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,180800/2016-yili-muze-istatistikleri.html

Denizli ilinde bulunan Pamukkale Traventerleri beni en çok etkileyen doğal güzelliklerimizin başında geliyor. Doğa ana kendi kalemi ile öyle güzel çizimler yapıyor ki sadece yurt içinde yaşayanlar değil aynı zamanda yurtdışından tatil amaçlı gelenlerde bu güzel tablo için akın akın burayı ziyaret ediyor.

Pamukkale traventerlerinin geçmişi çok eski tarihlere dayanıyor. Traventerler ilk olarak antik dönemlerde kullanılmaya başlanmış. Biraz kitabi bilgi verecek olursak, travertenler çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kaya türü. Peki bu kaya türü nasıl oluşuyor ? Termal kaynaktan çıkan 35.6 sıcaklığında, içinde yüksek miktarda kalsiyum hidrokarbonat bulunan su, havadaki oksijen ile temas ederken karbondioksit ve karbon monoksit uçarak kalsiyum karbonat çökeliyor ve traverten oluşumuna sebep oluyor. Çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halinde iken zaman içinde sertleşiyor ve kaygan bir zemin oluşuyor. Bu çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit ile dengeye gelmesine kadar devam ediyor.

Travertenlere termal su kontrollü olarak belirli bir program dahilinde veriliyor. Fazla miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su yosunlaşmaya ve dolayısıyla travertenlerde kirliliğe sebep oluyor, beyazlık kayboluyor.

Türkiye tanıtımında fotoğraflarda ve videolarda yer verilen Pamukkale’nin, bir ara kararmaya başladığı, beyazlığını kaybettiği haberleri basında çıkmıştı. Bölgede açılan termal otellerin mevcut suya ortak olması buna neden oluyordu. Şu anda kontrollü kullanım ile birlikte eskisine nazaran daha beyaz bir görünüm sizi karşılıyor. Beyazlığın oluşumunda hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkili.

Travertenlerde yürümek muhteşem bir his. Ancak zeminin zaman zaman kaygan olması yürümenizi zorlaştırıyor. Travertenlere girerken ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz. Kimileri çorapla bu kayganlık sorununa çare bulmaya çalışsa da çevrenizde birer ikişer yere düşen insanları görmek olası.

Travertenlerden çıktıktan sonra sol tarafta kalan Hierapolis Antik Kenti’ne doğru yol alıyoruz. Antik kent geniş bir alana yayılmış olduğundan akşam saatlerine doğru gitmenizde fayda var. Güneş sizi çok yormadan hem daha sessiz sakin hem de sıcaktan bunalmadan gezebilirsiniz. Ayrıca akşam saatlerinde orada olursanız muhteşem bir günbatımına da eşlik edersiniz.

Hierapolis Antik Kenti’nin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanıyor. Hierapolis, Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuş. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması  ve MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanıyor.

Antik kent içinde Agora, Frontinus Caddesi, Kuzey Bizans Kapısı, Güney Bizans Kapısı, Gymnasium, Tritonlu Çeşme Binası, İon Sütun Başlıklı Ev, Latrina, Apollon Kutsal Alanı (Anıtsal yapı Hierapolis’in en önemli tanrısına adanmış) su kanalları ve surlar bulunuyor.

Kitabi bilgi….

”Hierapolis Antik Kenti içerisinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda Ploutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı) ve antik dünyada “ölüler ülkesine geçiş kapısı” olarak kabul edilen mağaranın girişi gün yüzüne çıkarılmıştır. Pagan inanışının hakim olduğu AntikÇağ’da Hierapolis, “Kutsal Kent” anlamına gelmektedir. Bu isim; içinden termal suların ve kendisine yaklaşan canlıların ölümüne neden olan gazın (karbondioksit) çıktığı bir mağaranın mevcudiyetinden gelmektedir. Bu özelliklerinden dolayı mağara, Tanrı Plouton ve eşi Persophone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının girişi olarak kabul edilmiştir. Mağara etrafına, Antik Dönem’de büyük bir turistik ziyaret mekânı olan ve M.Ö. I. yy. ve M.S. III. yy. arasında inşa edilmiş olan bir kutsal alan yerleştirilmiştir. Bu kutsal alanın ziyaretçileri arasında, en ünlüleri olarak Cicero, İmparator Hadrian ve Caracalla, Filozof Damascius bulunmaktadır. Ziyaretçiler mağaranın içine kuşları bırakmakta ve bunlar hemen gazdan zehirlenerek ölmekteydiler.”

http://www.pamukkale.gov.tr/tr/antik-kentler/pamukkale-hierapolis

Antik kenti gezdikten sonra yorgunluk baş gösterince girişe doğru yöneldik ve restoranların da bulunduğu ana binaya geldik. Bu bina içinde Hierapolis Antik Havuzu bulunuyor.

Yorgunluğunuzu bu havuza girerek atabilirsiniz. Havuzun su sıcaklığı 36 derece, rahatlatıcı bir etkiye ve birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu söyleniyor. Bu antik havuz İ.S. VII. YY da deprem sonucunda oluşmuş.

Özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Hierapolis ve çevresi tam bir sağlık merkezi durumunda olduğundan, antik kente ve civarında 15’ ten fazla hamam olduğu ve insanların buralarda sağlıklarına kavuştukları kaynaklarda yazıyor. Yapılan araştırmalara göre Antik Havuz’un suyu, kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde de spazmlı midelere iyi geldiği belirtiliyor.

Her gün açık olan havuza giriş ücreti: 32 TL ( Kaynak : http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/hierapolis-antik-havuz)

Dinlenip keyif yaptıktan sonra arkadaş tavsiyesi üzerine otelimize gittik. Bir otel bu kadar renkli, bu kadar sıcak,  adı üstünde bu kadar şiir ile dolu olur. Her yer de şiir var. Odanızın kapısında, yatağınızın üzerinde, sabah kahvaltıda masanızın üzerinde. Şiir severlere kesinlikle tavsiye  edilir.

http://www.siirbutikotel.com/

 

Masamızın üzerinde farklı şairlere ait mısralar yazılmış renkli küçük kağıtları zevkle okuyarak mükemmel bir kahvaltı yaptık ve bir kez daha bu otelde kalmak dileğiyle otelden ayrıldık.

Laodikya Antik Kenti’ne doğru yola çıktık…Laodikya Antik Kenti, Denizli merkezine 6 km mesafede Pamukkale yolunun üzerinde. İncil de adı geçen 7 kiliseden biri olan ve “Kutsal Haç Kilisesi” ne sahip olan antik kent Hristiyanlık Dünyası’nın önemli bir Kutsal Hac Merkezi. Kilise, Büyük Constantinus zamanında (M.S. 306-337), Hıristiyanlığın M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile serbest olmasıyla birlikte yapılmıştır. Bu yönüyle Hıristiyanlık dünyasının en eski ve en önemli kutsal yapılarından biri olma özelliğini koruyor.

Laodikya Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları 2002 yılında başlamış ve Bakanlar Kurulu Kararı ile 2003 yılından buyana 10 yıldır kazı ve restorasyon çalışmaları sürüyor. 15 Nisan 2013 tarihinde kültürel miras olarak Laodikya , UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi ne alınmış. Laodikya Türkiye’de ilk kez bakanlıkla yapılan protokolle işletmesi bir belediyeye devredilen antik kent. Denizli Belediyesi ile bakanlık arasında yapılan protokolün ardından Laodikya’da kazı çalışmaları 3 aydan 12 aya çıktı.

2015 yılı Müze istatistikleri*

HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ 120.817
PAMUKKALE HİERAPOLİS ÖRENYERİ 1.731.271
LAODİKEİA ANTİK KENTİ 62.424

*Kaynak*  http://www.dosim.gov.tr/muze-istatistikleri

Çayımızı antik kentin kafesinde içtikten sonra Aydın’a doğru yola çıktık.

Arkadaş ziyaretimiz sonrasında, Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi sınırları içinde yer alan Aphrodisias Antik Kenti’ni ziyaret etmeden buradan ayrılmak doğru olmazdı. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’den alan Aphrodisias özellikle Roma çağında Afrodit’e tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biri.

 

 

Polonya’nın Krakow şehrinde gerçekleştirilen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi toplantısında, Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias Arkeolojik Alanı’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmesine karar verildi. (9 Temmuz 2017) Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 17 adet varlığımızın alınması sağlanmış. Bu varlıklar;

Antik kent gezimiz sonrasında 1979 yılında açılan Aphrodisias Müzesi’ne gidiyoruz. Bu müzede sadece Afrodisias’dan kazılarla bulunmuş eserler sergileniyor ki eserlerin çoğunluğunu heykeller oluşturuyor. (Aphrodisias ören yerinde 1961 yılından önceki kazılarından çıkan buluntular İzmir ve İstanbul Arkeoloji Müzelerine götürülmüştür. 1961 yılında Prof. Dr. Kenan T. ERİM tarafından başlayan kazılarda çıkan buluntular kazı evi depoları ve kasaları ile Müzenin Önündeki Deveci Hanına koyuluyordu. Bu buluntuların korunup sergilenebilmesi için ören yerinde bir müzenin kurulması kararlaştırıldı.)

Müzenin bahçesinde mermer lahitler ile birlikte pek çok  eser bulunuyor. Müzenin çıkışında ömrünü Aphrodisias kentinin ortaya çıkartılmasına adayan değerli bilim adamı arkeolog Prof. Dr. Kenan T. Erim’in bronz bir büstü bulunuyor.

Prof. Dr. Kenan T. Erim 1990 yılında vefat etmiş. Mezarı Aphrodisias Antik kentinde, ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı’nın sol tarafında olup Türkiye’de antik kente gömülen ilk kişidir. O kendi deyimiyle şu anda “sevgilisinin koynunda”.

Antik kentin bahçesinden çıkarken emeği geçen herkese içimden teşekkür ettim.

AGRIPPINA VE NERO Agrippina, genç oğlu Nero’yu defne yaprağından bir taçla taçlandırmakta, elinde talih ve bereketin simgesi olan bir boynuz tutmaktadır. Tarihi kayıtlara göre, Nero M.S. 54 yılında tahta çıkmış ve M.S. 59 yılında annesi Agrippina’yı öldürtmüştür.

 

MAVİ-GRİ MERMERDEN AT HEYKELİ Dörtnala koşar durumda mavi-gri mermerden yapılmış at heykeli, Sivil Bazilika’da bulunmuş. Atın üstünde küçük demir iğnelerle monte edilmiş kaplan postu şeklinde altın varaklı bronz bir eyer örtüsü vardır. Binicisi bulunamamakla birlikte düşer vaziyetteki binicinin sol üst bacağından bir parça kalmıştır. Yapıtın Akhilleus’un, Troialı genç prens Troilos’u kent duvarlarının dışına çıktığında dörtnala giden atın üzerinden, saçından tutarak indirmesini betimlediği söylenmektedir. Bu nedenle, yapıtın at, Troios ve Akhilleus şeklinde üç ayrı parçadan oluştuğu söylenebilir. Kuzey surlarında yapı taşı olarak kullanılan bir heykel kaidesindeki “Halk, Troilos’u, atı ve Akhilleus’u dikti” ibaresi de bu ihtimali doğrulamaktadır.

Müze gezimizin ardından topraklarımızın ne kadar zengin bir kültüre ev sahipliği yaptığını bir kez daha anlayarak oradan ayrıldık.

Sizlere de tarihi ve kültürel dokumuzu görüp mutlu olacağınız nice geziler dileriz.

Bir sonraki gezi yazımızda görüşmek dileğiyle.

 

 

 

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Popüler