Connect with us

Gezi

Pamukkale Travertenleri-Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Pamukkale Travertenleri- Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Hava değişimine ihtiyaç duyunca, iş hayatından uzaklaşma zamanının geldiğini hissedince, hemen internetten nereye gidilebilir, neresi görülebilir düşüncesi sarar bizi. Yine böyle bir zamanda görmek istediğimiz yerlerden biri olan Denizli karşımıza çıktı. Denizli denince de aklımıza ilk gelen Pamukkale Travertenleri ve Denizli  Horozu oldu. 🙂

İnternette araştırmaya başladığımda karşıma çıkan birkaç bilgiyi paylaşmak istedim.

  • Antik Dönem’ in sembolü, Dünyaca ünlü  en uzun ötüşlü horozu Denizli Horozuymuş.
  •  UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ ne Türkiye’den kayıtlı 11 yerden biri Travertenler.
  •  Antik Çağda fay hattı ile oluşmuş Dünyanın doğal tek  Antik Havuz’u Pamukkale’de.
  •  Plutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı)Hierapolis Antik Kenti’ nde.

Gezi planımız belli olunca erkenden yola koyulduk. İstanbul-Denizli arası yaklaşık 600 km ve 7 saate yakın bir yolculuk yapılıyor.

Pamukkale yoğun turist ağırlayan bir yer olduğundan gitmeden önce mutlaka otel rezervasyonunuzu yaptırmalısınız. Çevrede bir çok otel olmasına karşılık bu yoğunluk nedeniyle sıkıntı çekebilirsiniz. Bu yoğunluğu ve o bölgeye ilgiyi gösteren küçük bir bilgi ekleyelim dedik.

2016 YILI EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 MÜZE VE ÖRENYENYERİ ZİYARETÇİ İSTATİSTİĞİ

 

MÜZE ÖRENYERİ ADI ZİYARETÇİ
1 Konya Mevlana Müzesi 2.429.573
2 İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi 1.463.562
3 İstanbul Ayasofya Müzesi 1.436.577
4 Denizli Hierapolis (Pamukkale) Örenyeri 974.508
5 İzmir Efes Örenyeri 899.021

*Kaynak : http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,180800/2016-yili-muze-istatistikleri.html

Denizli ilinde bulunan Pamukkale Traventerleri beni en çok etkileyen doğal güzelliklerimizin başında geliyor. Doğa ana kendi kalemi ile öyle güzel çizimler yapıyor ki sadece yurt içinde yaşayanlar değil aynı zamanda yurtdışından tatil amaçlı gelenlerde bu güzel tablo için akın akın burayı ziyaret ediyor.

Pamukkale traventerlerinin geçmişi çok eski tarihlere dayanıyor. Traventerler ilk olarak antik dönemlerde kullanılmaya başlanmış. Biraz kitabi bilgi verecek olursak, travertenler çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kaya türü. Peki bu kaya türü nasıl oluşuyor ? Termal kaynaktan çıkan 35.6 sıcaklığında, içinde yüksek miktarda kalsiyum hidrokarbonat bulunan su, havadaki oksijen ile temas ederken karbondioksit ve karbon monoksit uçarak kalsiyum karbonat çökeliyor ve traverten oluşumuna sebep oluyor. Çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halinde iken zaman içinde sertleşiyor ve kaygan bir zemin oluşuyor. Bu çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit ile dengeye gelmesine kadar devam ediyor.

Travertenlere termal su kontrollü olarak belirli bir program dahilinde veriliyor. Fazla miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su yosunlaşmaya ve dolayısıyla travertenlerde kirliliğe sebep oluyor, beyazlık kayboluyor.

Türkiye tanıtımında fotoğraflarda ve videolarda yer verilen Pamukkale’nin, bir ara kararmaya başladığı, beyazlığını kaybettiği haberleri basında çıkmıştı. Bölgede açılan termal otellerin mevcut suya ortak olması buna neden oluyordu. Şu anda kontrollü kullanım ile birlikte eskisine nazaran daha beyaz bir görünüm sizi karşılıyor. Beyazlığın oluşumunda hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkili.

Travertenlerde yürümek muhteşem bir his. Ancak zeminin zaman zaman kaygan olması yürümenizi zorlaştırıyor. Travertenlere girerken ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz. Kimileri çorapla bu kayganlık sorununa çare bulmaya çalışsa da çevrenizde birer ikişer yere düşen insanları görmek olası.

Travertenlerden çıktıktan sonra sol tarafta kalan Hierapolis Antik Kenti’ne doğru yol alıyoruz. Antik kent geniş bir alana yayılmış olduğundan akşam saatlerine doğru gitmenizde fayda var. Güneş sizi çok yormadan hem daha sessiz sakin hem de sıcaktan bunalmadan gezebilirsiniz. Ayrıca akşam saatlerinde orada olursanız muhteşem bir günbatımına da eşlik edersiniz.

Hierapolis Antik Kenti’nin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanıyor. Hierapolis, Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuş. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması  ve MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanıyor.

Antik kent içinde Agora, Frontinus Caddesi, Kuzey Bizans Kapısı, Güney Bizans Kapısı, Gymnasium, Tritonlu Çeşme Binası, İon Sütun Başlıklı Ev, Latrina, Apollon Kutsal Alanı (Anıtsal yapı Hierapolis’in en önemli tanrısına adanmış) su kanalları ve surlar bulunuyor.

Kitabi bilgi….

”Hierapolis Antik Kenti içerisinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda Ploutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı) ve antik dünyada “ölüler ülkesine geçiş kapısı” olarak kabul edilen mağaranın girişi gün yüzüne çıkarılmıştır. Pagan inanışının hakim olduğu AntikÇağ’da Hierapolis, “Kutsal Kent” anlamına gelmektedir. Bu isim; içinden termal suların ve kendisine yaklaşan canlıların ölümüne neden olan gazın (karbondioksit) çıktığı bir mağaranın mevcudiyetinden gelmektedir. Bu özelliklerinden dolayı mağara, Tanrı Plouton ve eşi Persophone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının girişi olarak kabul edilmiştir. Mağara etrafına, Antik Dönem’de büyük bir turistik ziyaret mekânı olan ve M.Ö. I. yy. ve M.S. III. yy. arasında inşa edilmiş olan bir kutsal alan yerleştirilmiştir. Bu kutsal alanın ziyaretçileri arasında, en ünlüleri olarak Cicero, İmparator Hadrian ve Caracalla, Filozof Damascius bulunmaktadır. Ziyaretçiler mağaranın içine kuşları bırakmakta ve bunlar hemen gazdan zehirlenerek ölmekteydiler.”

http://www.pamukkale.gov.tr/tr/antik-kentler/pamukkale-hierapolis

Antik kenti gezdikten sonra yorgunluk baş gösterince girişe doğru yöneldik ve restoranların da bulunduğu ana binaya geldik. Bu bina içinde Hierapolis Antik Havuzu bulunuyor.

Yorgunluğunuzu bu havuza girerek atabilirsiniz. Havuzun su sıcaklığı 36 derece, rahatlatıcı bir etkiye ve birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu söyleniyor. Bu antik havuz İ.S. VII. YY da deprem sonucunda oluşmuş.

Özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Hierapolis ve çevresi tam bir sağlık merkezi durumunda olduğundan, antik kente ve civarında 15’ ten fazla hamam olduğu ve insanların buralarda sağlıklarına kavuştukları kaynaklarda yazıyor. Yapılan araştırmalara göre Antik Havuz’un suyu, kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde de spazmlı midelere iyi geldiği belirtiliyor.

Her gün açık olan havuza giriş ücreti: 32 TL ( Kaynak : http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/hierapolis-antik-havuz)

Dinlenip keyif yaptıktan sonra arkadaş tavsiyesi üzerine otelimize gittik. Bir otel bu kadar renkli, bu kadar sıcak,  adı üstünde bu kadar şiir ile dolu olur. Her yer de şiir var. Odanızın kapısında, yatağınızın üzerinde, sabah kahvaltıda masanızın üzerinde. Şiir severlere kesinlikle tavsiye  edilir.

http://www.siirbutikotel.com/

 

Masamızın üzerinde farklı şairlere ait mısralar yazılmış renkli küçük kağıtları zevkle okuyarak mükemmel bir kahvaltı yaptık ve bir kez daha bu otelde kalmak dileğiyle otelden ayrıldık.

Laodikya Antik Kenti’ne doğru yola çıktık…Laodikya Antik Kenti, Denizli merkezine 6 km mesafede Pamukkale yolunun üzerinde. İncil de adı geçen 7 kiliseden biri olan ve “Kutsal Haç Kilisesi” ne sahip olan antik kent Hristiyanlık Dünyası’nın önemli bir Kutsal Hac Merkezi. Kilise, Büyük Constantinus zamanında (M.S. 306-337), Hıristiyanlığın M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile serbest olmasıyla birlikte yapılmıştır. Bu yönüyle Hıristiyanlık dünyasının en eski ve en önemli kutsal yapılarından biri olma özelliğini koruyor.

Laodikya Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları 2002 yılında başlamış ve Bakanlar Kurulu Kararı ile 2003 yılından buyana 10 yıldır kazı ve restorasyon çalışmaları sürüyor. 15 Nisan 2013 tarihinde kültürel miras olarak Laodikya , UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi ne alınmış. Laodikya Türkiye’de ilk kez bakanlıkla yapılan protokolle işletmesi bir belediyeye devredilen antik kent. Denizli Belediyesi ile bakanlık arasında yapılan protokolün ardından Laodikya’da kazı çalışmaları 3 aydan 12 aya çıktı.

2015 yılı Müze istatistikleri*

HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ 120.817
PAMUKKALE HİERAPOLİS ÖRENYERİ 1.731.271
LAODİKEİA ANTİK KENTİ 62.424

*Kaynak*  http://www.dosim.gov.tr/muze-istatistikleri

Çayımızı antik kentin kafesinde içtikten sonra Aydın’a doğru yola çıktık.

Arkadaş ziyaretimiz sonrasında, Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi sınırları içinde yer alan Aphrodisias Antik Kenti’ni ziyaret etmeden buradan ayrılmak doğru olmazdı. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’den alan Aphrodisias özellikle Roma çağında Afrodit’e tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biri.

 

 

Polonya’nın Krakow şehrinde gerçekleştirilen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi toplantısında, Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias Arkeolojik Alanı’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmesine karar verildi. (9 Temmuz 2017) Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 17 adet varlığımızın alınması sağlanmış. Bu varlıklar;

Antik kent gezimiz sonrasında 1979 yılında açılan Aphrodisias Müzesi’ne gidiyoruz. Bu müzede sadece Afrodisias’dan kazılarla bulunmuş eserler sergileniyor ki eserlerin çoğunluğunu heykeller oluşturuyor. (Aphrodisias ören yerinde 1961 yılından önceki kazılarından çıkan buluntular İzmir ve İstanbul Arkeoloji Müzelerine götürülmüştür. 1961 yılında Prof. Dr. Kenan T. ERİM tarafından başlayan kazılarda çıkan buluntular kazı evi depoları ve kasaları ile Müzenin Önündeki Deveci Hanına koyuluyordu. Bu buluntuların korunup sergilenebilmesi için ören yerinde bir müzenin kurulması kararlaştırıldı.)

Müzenin bahçesinde mermer lahitler ile birlikte pek çok  eser bulunuyor. Müzenin çıkışında ömrünü Aphrodisias kentinin ortaya çıkartılmasına adayan değerli bilim adamı arkeolog Prof. Dr. Kenan T. Erim’in bronz bir büstü bulunuyor.

Prof. Dr. Kenan T. Erim 1990 yılında vefat etmiş. Mezarı Aphrodisias Antik kentinde, ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı’nın sol tarafında olup Türkiye’de antik kente gömülen ilk kişidir. O kendi deyimiyle şu anda “sevgilisinin koynunda”.

Antik kentin bahçesinden çıkarken emeği geçen herkese içimden teşekkür ettim.

AGRIPPINA VE NERO Agrippina, genç oğlu Nero’yu defne yaprağından bir taçla taçlandırmakta, elinde talih ve bereketin simgesi olan bir boynuz tutmaktadır. Tarihi kayıtlara göre, Nero M.S. 54 yılında tahta çıkmış ve M.S. 59 yılında annesi Agrippina’yı öldürtmüştür.

 

MAVİ-GRİ MERMERDEN AT HEYKELİ Dörtnala koşar durumda mavi-gri mermerden yapılmış at heykeli, Sivil Bazilika’da bulunmuş. Atın üstünde küçük demir iğnelerle monte edilmiş kaplan postu şeklinde altın varaklı bronz bir eyer örtüsü vardır. Binicisi bulunamamakla birlikte düşer vaziyetteki binicinin sol üst bacağından bir parça kalmıştır. Yapıtın Akhilleus’un, Troialı genç prens Troilos’u kent duvarlarının dışına çıktığında dörtnala giden atın üzerinden, saçından tutarak indirmesini betimlediği söylenmektedir. Bu nedenle, yapıtın at, Troios ve Akhilleus şeklinde üç ayrı parçadan oluştuğu söylenebilir. Kuzey surlarında yapı taşı olarak kullanılan bir heykel kaidesindeki “Halk, Troilos’u, atı ve Akhilleus’u dikti” ibaresi de bu ihtimali doğrulamaktadır.

Müze gezimizin ardından topraklarımızın ne kadar zengin bir kültüre ev sahipliği yaptığını bir kez daha anlayarak oradan ayrıldık.

Sizlere de tarihi ve kültürel dokumuzu görüp mutlu olacağınız nice geziler dileriz.

Bir sonraki gezi yazımızda görüşmek dileğiyle.

 

 

 

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading

Gezi

Kars Çıldır Gölü ve Boğatepe Köyü Gezimiz

Kars binlerce yıldan bu yana medeniyetlerin yaşam alanı olmuş, sayısız uygarlığın geçişine tanıklık etmesi sebebiyle de antik bir yerleşim merkezi haline dönüşmüş en güzel illerimizden biridir. Bu güzel ilimizi görme şansına 2018 yılında nail olduk ve gez, gör, anlat anlayışımız ile yazdığımız Kars gezimizin bir kısmını aşağıdaki linkte sizlerle paylaştık.

http://www.gezipduru.com/2018/12/19/kars-ani-harabeleri-gezimiz/

Bu gezi yazımızda ise muhteşem Çıldır Gölü gezimizi, kartpostal gibi fotoğraf kareleri sunan Boğatepe Köyü’nü ve Türkiye’nin ilk Peynir Müzesi’ni ziyaretimizi paylaşacağız. Hadi başlayalım 🙂

Sabahın biraz da ayaz yaptığı saatlerde yola çıkarak Boğatepe Köyü’ne vardık. Köyün girişinde araçtan inerek karlara bata çıka Türkiye’nin ilk peynir müzesi olan Boğatepe Peynir Müzesi’ne ulaştık. 2007 yılında kurulan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği başkanlığını yapan Zümran Ömür bize müzenin kuruluşu hakkında bilgi verdi. Daha sonra da bizim için hazırlanan tadımlık birçok peynir çeşidinin olduğu odaya geçildi.

*** Fotoğrafların üstüne tıkladığınız zaman fotoğraflarımızı büyük ekran olarak görebilirsiniz.

Peynir alışverişi yapılırken biz sevdiğimle birlikte köyü keşfe çıktık. Sessiz, sakin, karlar altında huzur veren, bize çok güzel fotoğraf kareleri sunan bu köyü dolaştıkça daha çok sevdik.

Kars gezimizin başında gördüğümüz Ani Harabeleri’nden sonra bize en çok etkileyen yerlerden biri olan Çıldır Gölü’ne doğru yola çıktık. Göle vardığımız zaman o kadar kalın giyinmiş olmama rağmen gerçek soğuğu burada iliklerime kadar hissettim ama manzara o kadar güzeldi ki bu çok üşüme/donma noktasında olmama kesinlikle değdi. Göl tamamen buz ile kaplıydı ve gözümüzün alabildiğince beyaz örtüyü görebiliyorduk.

Burada iki ayrı keyif yaşadık ki ilki atlı kızağa binmemiz, ikincisi de buz tutmuş beni, sıcaklığı ile çözen göl kenarındaki ‘’Günay’ın Yeri’ oldu.  İçeriden, cam kenarından izlediğimiz bu muhteşem manzara, yediğimiz sarıbalık ve mezeler ve içilen sıcak çay içimizde mutluluk deryası oluşturdu diyebiliriz.

Göl kenarında yaşadığımız bu keyif dolu dakikalardan sonra gözümüz muhteşem göl manzarasında kalsa da aracımıza doğru ilerledik. Çok büyük olduğundan, yol boyunca camdan dışarı bakarken bile Çıldır Gölü bize güzelliklerini sunmaya devam etti. Manzaranın güzelliğinden ve sadece rüzgarın sesinin olduğu bu huzur verici yerden ayrılmayı inanın hiç istemedik.

Otelimize gidip dinlendikten ve Çıldır Gölü’nün bize sunduğu görsel şölenin kanıtları olan fotoğraflarımıza baktıktan sonra tatlı bir uykuya daldık. Sabah kahvaltımızın ardından Kars Garı’na gittik ve bizi Erzurum’a götürecek bugünlerde oldukça revaçta olan Doğu Ekspresi’ne bittik. Kars-Çıldır Gölü gezimiz bu noktada bitse de yeni yerler/yeni güzellikler göreceğimizin bilinci ile trenin hareket düdüğünün çalmasını bekledik. Doğu Ekspresi yolculuğumuza dair bilgiler ve Erzurum gezimizin detayları bir sonraki gezi yazımızın başlığı olacak 🙂

Zaman geçiyor.

Vakit daralıyor.

Daha nice yerler görmek ve paylaşmak dileğiyle.

Continue Reading

Gezi

Kars Ani Harabeleri Gezimiz

Kars’a yolculuk düşüncesinin gerçekleşme zamanının gelmesi muhteşemdi.

Geçmiş zaman, tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım lise son sınıftaydım. Kars’ta, farklı medeniyetlerin yaşam sürmüş olmasının bir sonucu olarak mimari yapı çeşitliliğinden ve güzelliğinden bahseden, bunu fotoğraflarla destekleyen bir yazı okumuştum. O günden sonra her daim aklımın bir kenarında Kars’ın karlı sokakları arasında avare avare dolaşmak, Ani Harabeleri’ni görmek ve tarih kokan bilinmedik yerlerini adım adım görmek vardı ancak gitmek için zamanın gelmesini bekledim.

Kars semalarında gezerken 🙂

*** Yazımız içindeki fotoğrafların üstüne tıkladığınızda, her biri fotoğrafı büyük ekran olarak görebilirsiniz.

Bir tiyatro sahnesi olan bu hayatımızda Kars’a gitme zamanımın geleceği günü bekledim. Zamanı ne zaman mı geldi ? Yıllar yıllar geçtikten sonra, geçen sene Mart ayında sevdiğimle birlikte bu güzel şehre gitme mutluluğunu yaşadım. Yola çıkmadan önce her zaman yaptığım gibi kesinlikle görülmesi gereken yerleri ve tavsiye edilen yeme/içme yerlerine standart konu başlıklarım olarak baktım ama sonrasında şehrin kıyısında köşesinde kalmış olan yerleri araştırmaya başladım. Tur ile gideceğimiz için kalacak yer ve sabah kahvaltısı/akşam yemeği derdimiz olmadı. Ertuğ Travel’ın hazırladığı gezi planımızın anahatları; Kars’a uçakla gitmek, Kars sokaklarını ve Ani Harabeleri’ni ziyaret etmek, sonrasında Doğu Ekspresi ile Erzurum’a gitmek ve oradaki gezimizi tamamladıktan sonra uçakla İstanbul’a dönmek şeklindeydi.

Üşüme konusunda ihtisas yapmış olan ben, bütün kışlık kıyafetlerimizi, polar ve içliklerimizi bavullarımıza koyduktan sonra havalimanına gittik ve sanırım heyecandan/meraktan dolayı bana göre çok kısa süren uçak yolcuğumuz sonrasında Kars Havalimanı’na indik.(Uçak seyahati 2 saat sürüyor.) Öncelikle şunu söylemeden geçemeyeceğim. Kars’ın yıllardır şahit olmadığı sıcaklık değerlerine, biz de oranın halkı ile birlikte şahit olduk. Hava Mart ayına göre müthiş güzeldi. Çıldır Gölü hariç ki, yeri geldiğinde onu da bilgi olarak vereceğiz. 

Uçaktan indikten sonra Kars’a adım attığımız anlarda gördüğümüz ilk manzaralar aşağıda.

Havalimanından ayrıldıktan sonra bizleri bekleyen seyahat otobüsümüz ile Arpaçay kenarındaki Ani Harabeleri’ne doğru yola çıktık. Bu arada antik kenti dolaşmaya başlamadan önce kitabi bilgi de olsa aşağıdaki bilgileri yazımıza eklemek istedim. Bu tür tarihi yerleri görmeden önce bastığımız topraklar üzerinde genel hatları ile neler yaşanmış, bilmekte fayda var diye düşünüyoruz. Bakış açımızı genişleten bu yaklaşımı herkese tavsiye ederiz.

Kars şehir merkezinden yaklaşık 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan Ani Ören Yeri, yerleşim ve savunmaya elverişli coğrafyası nedeniyle çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmış. Ani’yi çevreleyen surların iç kısmında, tarihi şehrin geniş bir alana yayılmış Bagratuni Ermenilerinden Bizanslılara, Selçuklulardan Gürcülere ve Osmanlılara kadar birçok kalıntıyı görmek mümkün. Ani’nin etrafını çevreleyen ve Bagratuni Hanedanlığı’nın savunma amaçlı yaptığı surlar, önce Bagratuni ile Bizans arasında, sonra Bizans ile Selçuklu arasında kanlı çatışmalara tanık olmuş.  Bunun yanında İpek Yolu üzerine kurulmuş olması Ani’yi, döneminin zengin kentleri arasına sokmuş ve öneminin artmasını sağlamış. Ani 1319’daki depremde ağır hasar görmüş, daha sonra Timur tarafından ele geçirilerek tahrip edilmiş. Buna rağmen1535 Osmanlı-İran savaşında tamamen terk edilinceye dek, kentte bir nüfusun barındığı kaynaklarda yer alıyormuş.

1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusların eline geçen bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlılar tarafından geri alınmış ancak Ani platosu daha sonra yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’nin eline geçmiş. 1920’de, Kurtuluş Savaşımız sırasında, Ani son bir kez daha el değiştirerek Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil olmuş.

https://www.aniharabeleri.org/tarihce/ani-tanrica-anahitin-ken

Otobüs yolculuğumuzun sonuna doğru camdan baktığımızda Ani Harabeleri’nin dış surlarını görmeye başladık ki kısa sürede giriş kapısına geldik. Adını duvardaki aslan kabartmasından alan ve ana giriş kapısı olan Aslanlı Kapı’dan giriş yaptık.

Tigran Honents Kilisesi (Aziz Grigor Kilisesi & Şirli Kilise & Resimli Kilise)

1215 yılında Ani’li bir tüccar olan Tigran Honents tarafından Arpaçay’a hakim bir noktada inşa ettirilmiş bu kilisenin içindeki freskler görülmeye değer. Kilisenin iç cephe duvarları ile kubbe kısmında Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar geçen olayları sembolize eden freskler ve kilisenin batı kısmında Aziz Lusavoriç’in hayatına dair tasvirler yer alıyor.

Kilise farklı isimlerle anılıyor. Aziz Gregoy Kilisesi adı, ithaf edilmiş olduğu azizden dolayıdır. Ermeni toplumunu Hristiyanlaştıran Aziz Grigor, Aydınlatıcı Grigor yahut Krikor Lusavoriç olarak da geçiyor. Şirli Kilise adı ise, dışarıdaki taşlara işlenmiş kabartma hayvan motiflerinden, Resimli Kilise adı da içerideki fresklerden dolayı.

Aziz Prkich (Halaskar/Amenaprgiç Kilisesi)

M.S. 1035 yılında yaptırılan Aziz Prkich Kilisesi’nin 1930’lu yıllarda (bazı kaynaklara göre 1957) bir yıldırım düşmesi sonucunda yarısının yandığı biliniyor. Çevresinde dolaşarak, bu güzel yapıyı farklı açılardan bir süre seyrederek neler görmüş geçirmiş olabileceğini düşündük.

Abughamrents (Polatoğlu) Kilisesi

Bostanlar deresinin üzerindeki surlara yakın plato üzerinde kurulan kilise M.S. 980 yılında Prens Pahlavuni tarafından yaptırılmış. Kilise 8 kubbeli olup silindirik yapıya sahip. Kubbelerin her bir köşesinde birer pencere yer alıyor. Kilise içinde apsisin* olmayışı bazı kaynaklarda, buranın kabir binası olarak kullanıldığını düşündürtüyormuş.

*Apsis : Hıristiyanlığın dini mabetleri olan kiliselerin sunak odasını kapsayan, çoğunlukla yarım daire ya da çokgen, çok nadir durumlarda dikdörtgen planlı bir yapı unsurudur. Apsisler antik döneme ait bazilikalarda yaygın olarak da mimari öğe olarak kullanılmıştır.

Meryem Ana Katedrali (Fethiye Cami-Ani Harabeleri-Büyük Katedral)

Bulunan yazıtlara ve tarihçilere göre katedralin temelleri Bagratlı Kralı II. Sembat tarafından M.S. 990 yılında atılmış, kralın ölümünün ardından katedral, eşi kraliçe Katranide tarafından 1001 yılında tamamlanmış. Kırmızı renkli tüf taşından inşa edilen katedralin 3 farklı girişi bulunuyor. Biri prens için, biri Patrik için ve biri cemaat için.

Katedral, 1064 yılında Alpaslan’ın Ani’yi fethetmesi ile birlikte bir süre cami olarak kullanılmış ve “Fethiye Camii” adını almış. Farklı dönemlerde depremlere ve yüzyıllardır Kars’ın iklimine maruz kalmasına rağmen bu muazzam yapıyı ayakta görmek insanı gerçekten mutlu ediyor. Kubbesinin bir kısmı yıkılmış da olsa da sanırım bu özellik, katedral içindeki akustiği olumlu yönde etkiliyor.

Ebu’l Menuçehr Camii

Meryem Ana Katedrali’nden çıktığınızda Anadolu’da yaptırılan ilk cami olan Ebu’l Menucehr’i görecekseniz. 1064 yılında Ani’yi fetheden Alparslan, şehrin idaresini Şeddatlı Emiri Ebu’l Esvar’ın oğlu Manuçehr’e bırakmış, Manuçehr de şehri imar etmiş. Kimi kaynaklarda, yapının Türklerin fethinden önce Bagratid döneminden kalan bir köşk olduğu ve daha sonra bir camiye dönüştürüldüğü iddia ediliyormuş.

Ani Harabeleri bunlardan da ibaret derseniz hayır cevabı çok nettir. Kervansaray ve hamam kalıntıları, Ateşgede* kalıntıları, Bakireler (Rahibeler) Manastırı (Ulaşımı biraz güç olduğundan göremedik ), Gürcü Kilisesi kalıntıları, Gagik Kilisesi’si kalıntıları …vb.

*Ateşgede: Ateşe tapanların, Zerdüştlük inancına sahip olanların ateş yaktıkları tapınak.

Sevdiğim ile ben Ani Harabeleri’ni !!! çok sevdik. Geçmişte tarihe tanıklık etmiş bu alanlara harabe demek içimize sinmiyor aslında. Birden fazla devrin, birden fazla kültürün, birden fazla yaşam biçiminin hakim olduğu güzel bir coğrafya burası. Bu nedenle yetmez diyerek bu güzellikleri yansıtan birkaç kare fotoğraf daha paylaşmak istedik.

Ani Harabeleri turumuz bittikten sonra Kars merkeze giderek yemek için bir yer aramaya başladık. Dolaşırken Kamer Restorant’ı gördük ve içeri girelim dedik. Yöresel otlu bir çorba içtikten sonra birkaç farklı tat denedik. Hepsi çok lezzetliydi ve yerken çok keyif aldık.

Güzel lezzetleri tadıp enerji kazandıktan sonra Kars merkezi dolaşmaya başladık. Öncelikli durağımız Kars Kalesi oldu. Burada kısacık bir kitabi bilgi vermek istiyoruz.

1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmış. 1386 tarihinde Timur tarafından yıkılan kale 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanı ile Kars’a gelen Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yenilenmiş. 1877-1878  Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus işgalinde tahribatlara uğramış, sonuç olarak sit alanı ilan edilmiş ve günümüze kadar gelmiş. Bu durumda bize düşeni yaparak, ziyaret için Kars Kalesi’nin giriş kapısına doğru yürümeye başladık. Yavaş yavaş yükselen rakım ile birlikte kaleye çıktığımızda şehri ayaklarımızın altında görmek güzeldi.

Kars Kalesi’nden şehir planını gördükten sonra, kale çıkışına yakın yerde bulunan Kümbet Camisi’ni (12 Havariler Kilisesi) ziyaret ettik. Yapı, Bagratlı Krallığı döneminde Kral Abbas tarafından M.S. 932-937 yılları arasında yaptırılmış. 1064 yılında Müslümanların burayı eline geçirmeleri nedeniyle kilise, camiye dönüştürülerek Kümbet Cami adını almış ancak bu bölge daha sonra Rus hakimiyetine girince bu sefer camii, Rus Ortodoks Kilisesi’ne çevrilmiş. 1918 yılında Türk hakimiyetine girdiğinde ise yapı yeniden camiye çevrilmiş ve 1964 yılında müzeye dönüştürülerek, Kars’ta yapılan kazılardan elde edilen tarihi eserler burada sergilenmeye başlanmış. Kars Müzesi adıyla da bilinen bu eski ibadethane, bu işlevini 1981 yılına kadar sürdürmüş. Nihayetinde 1993 yılından bu yana yine cami olarak kullanılmaya başlamış.

Sıra geldi Kars sokaklarını arşınlamaya. Nerede ne var, ne yok, nereye gidebiliriz konusunu biz Google haritalar üzerinden takip ettiğimizden, açıkçası hangi caddede ne var ne yok tek tek yazmak uzun olacaktır. Siz de gittiğiniz zaman sokak aralarına dalın bakın, bakalım neler göreceksiniz. Ama genel hatları ile neler gördük diye yazarsak; Mimari açıdan çok güzel Cheltikov Hotel ( Otel görevlilerinden izin alarak içini de dolaşabildik.), Kars İl Sağlık Müdürlüğü Binası, tarih kokan bir çok bina, sokak aralarında sıkışmış yaşını başını almış köhne binalar, duvar yazıları …

Kars’ın sokaklarını da arşınladıktan sonra biraz dinlenmek üzere otelimize gittik. Otel hakkındaki genel görüşümüz otelin temiz ve düzenli olduğu, yemeklerinin lezzetli ve kahvaltı çeşitlerinin yeterli olduğuydu. Biraz dinlenip yemek yedikten sonra Kars Belediyesi Namık Kemal Aşıklar ve Kültür Evi’ne gittik ve 3 güzel ozanın atışmalarını keyifli bir şekilde dinledik.

Aşıkların atışmalarının ardından Kars sokaklarında salına salına yürüyerek otelimize döndük. Dinlendikten ve sabah kahvaltımızın ardından yola koyulduk ve ilk durağımız olan Fethiye Camisi’ne geldik. Kesme taştan yapılan cami Rusya’nın Kars’ı işgali sırasında kilise olarak yapılmış ancak Kars’ın kurtuluşundan sonra camiye çevrilmiş.  Aşağıdaki ilk fotoğraf,  yapının kilise olarak görüntüsü olup internetten alındı.

Sırada Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi var. Burada da kısa bir bilgi verelim. 19.yüzyılda Kars’ın, Rus ordularının istilasına karşı şehrin savunmasında çok önemli bir yere sahip olan tabyalarımız, 1828 tarihindeki Rus saldırısını püskürtmüş, 1855 tarihinde Tabyalar Savaşı olarak bilinen Kars Zaferi’nin kazanılmasını sağlamış ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında savunma savaşları için kullanılmış.

Müze de bu tarihi yolculuğa şahitlik ederken insan gerçekten faklı duygular içine sürükleniyor. Özellikle aynalar aracılığı ile şehit askerlerimizin sonsuza kadar yad edilmesi amacıyla, çarıkları üzerine konulan ışıklarla görsel şölene dönüştürülen özel oda da çok duygusal anlar yaşadık. Ardından müze içinden çıkarak bahçede bulunan Kazım Karabekir Paşa’nın kullandığı vagonu ziyaret ettik. Daha önce ziyaretçilere kapalı olan bu vagonu ziyaret etme şansını yakaladık. 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması için şehrimize gelen Rus Generalleri tarafından Kazım Karabekir Paşa’ya bu Beyaz Vagon hediye edilmiş. Vajonda iç mekanı salon, dinlenme odası, yemek odası ve banyo bulunuyordu. Paşa bu vagonu, Kolordu Komutanlığı yaptığı yıllarda Kars – Erzurum arasında kullanmış.

Kars bir çok uygarlığın geçişine tanıklık etmesi sebebi ile binlerce yıldan bu yana yaşam alanı olmuş ve antik bir yerleşim merkezi haline dönüşmüş. Bunu çok net olarak gözlemleyeceğimiz Kars Müzesi’ni ziyaret etmeden dönmek olmaz dedik ve müzeye gittik. Kars Müzesi’nde geniş bir yelpaze içinde Arkeolojik, Etnografik ve Taş eserleri bölümleri yer alıyor. Arkeoloji salonunda Paleolitik (Yontma Taş Çağı) dönem eserleri, Taş El Baltaları ve Dinozor Kemiği, Eski Tunç Çağı eserleri, Eski Tunç Çağı madeni eserleri, Urartu dönemi eserleri, Sikkeler, Roma ve Bizans dönemi eserleri, Hristiyanlık dönemi eserleri, Pithoslar (zahire küpleri) , Selçuklu dönemi eserleri ve Taş eserler bulunuyor. Etnoğrafya salonunda ise Yöresel yün dokuma aletleri, Osmanlı kaftanları, Gümüş Kafkas kemerleri, El Yazma eserleri, Mühürler, Bakır mutfak kapları, Semaver ve Şamdanlar var.

Medeniyetlerin beşiği olmuş Kars’ı nihayetinde gezdik, gördük ve bunları kısa da olsa sizlere aktarmaya çalıştık. Umarım sizin için keyif verici bir yazı olmuştur. Tarihi bilgileri her yerden kolayca bulabileceğimiz için o noktalara fazla yer vermedik. Amacımız siz Kars’a gidene kadar fotoğraflarımız ile size Kars’ı, getirmekti.

Kars gezimiz de sadece bunlar yoktu. Çıldır Gölü gezimiz, Boğatepe Köyü ve Peynir Müzesi ziyaretimiz, Doğu Ekspresi ile Erzurum’a gidişimiz, oradaki gezi rotamız ve daha neler neler … Ancak yazı çok uzun olacağından bu gezi notlarımızı bir sonraki yazımızda sizinle paylaşmak istiyoruz.

Şimdilik hoşça kalın ve mutlu kalın.

İnstagram hesabımız :  http://@ gezipduru_ys

Facebook hesabımız :  http://www.facebook.com/gezipduru

*** Bu gezimize tur ile gitmeye karar verdik ki çok iyi yapmışız. Tur firmasına ve özellikle güzel bir tur planı yapan Ziya Akbaş’a çok teşekkür ederiz.

Tur firmasının internet sitesi https://www.ertugtravel.com.tr/

http://@ziyaakbas

Continue Reading

Gezi

İstanbul Oyuncak Müzesi

Yurt dışına gittiğimizde nerede ne var, hangi müze ziyaret edilmeli şeklinde detaylı araştırma yaparken, yaşadığımız şehirde bu araştırmaya yer vermediğimizi fark ettim ve kendimizi esefle kınadım. Sonrasında kınamayı bir kenara bırakarak Google/Google Maps de arama yapmaya başladım. Hafta sonu yolumuz Kozyatağı civarına düşeceğinden çevresinde gidebileceğimiz bir mekan var mı diye araştırmaya başladık. Karşımıza, hemen yakın mesafe de gidebileceğimiz İstanbul Oyuncak Müzesi çıktı. (Müzeye ait iletişim ve ücret bilgileri yazımızın sonunda yer alıyor.)

Sunay Akın’ın 20 yılda 40’ı aşkın ülke ziyareti sırasında derleyip toparladığı oyuncaklar, üç katlı köşk içinde ve her bir katı derya deniz şeklinde yerlerini bulmuş. Bak bak bitmiyor. İrili ufaklı o kadar çok oyuncak var ki bir an içimden bir kez gelmek yeterli olmayacak diye geçirdim. Mutlaka atladığımız detaylar olmuştur ki bu da bir sonraki gidişimizin nedeni olacak. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Müzeye girer girmez bu oyuncak dünyasının bana hissettirdiği, bir sonraki camekanlı alanda hangi oyuncaklar var, bir sonraki oda da ne var, bir sonraki katta daha ne olabilir ki ? Bunları cevabını odalar ve katlar içinde gezinirken fazlasıyla aldım.

Öncelikle Sunay Akın’a, ülkemiz değerleri arasına böyle buram buram tarih kokan bir müze armağan ettiği için teşekkür ederiz. Ayrıca edindiğimiz birkaç bilgiyi de buraya eklemek isteriz. Dünyada bir ilk olan TOYCO-2012 İstanbul ( Avrupa Oyuncak ve Çocuk Müzeleri Birliği ) buluşması ilk kez Türkiye’de bu müzede gerçekleşmiş ve  İstanbul’a ”oyuncak müzelerinin başkenti” ünvanını kazandırmış. Bitti mi ? Hayır bitmedi. İstanbul Oyuncak Müzesi ülkemizdeki diğer oyuncak müzelerinin de açılması için örnek teşkil etmiş. 2011 yılında, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Antalya Oyuncak Müzesi ve 2013 yılında da Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, Ataşehir Belediyesi’ne ait Oyun Müzesi, İstanbul Oyuncak Müzesi kurucusu Sunay Akın’ın danışmanlığı ve küratörlüğünde kapılarını ziyarete açmış.

Diğer ülkelerin 1800’lü yıllarda yaptıkları oyuncaklara bakıp, bundan ancak çok uzun yıllar sonrasında ülkemizde yapılabilen oyuncakları gördüğümüzde biraz hüzünlensek de, her türlü oyuncak ruhun gıdasıdır diyoruz. Sonrasında tüm yetişkinlere, tüm çocuklara, ruhu genç kalanlara, yaşını alsa da ruhu çocuk kalanlara mutlaka ziyaret edin diyoruz. Rengarenk bir oyuncak dünyası içerisinde çocukluğunuza/hayallerinize geri dönmek inanın çok zevkli olacak.

Müze Adresi:: Ömerpaşa Caddesi, Dr. Zeki Zeren  Sokağı No:17 Göztepe / İstanbul   Telefon:0216 359 45 50 – 51

Müze Ziyaret Saatleri: Hafta İçi : 09.30 – 18.00 8 (Pazartesi günleri kapalı)       Hafta Sonu : 09.30 – 19.00

Bilet Fiyatları: Tam Giriş Ücreti : 13 TL     İndirimli Giriş Ücreti: 10 TL

Continue Reading

Popüler