Connect with us

Kitap

Hasta Değil Susussunuz

Su hayat döngümüzün ayrılmaz bir parçasıdır.

Yaşamsal faaliyetlerimizi devam ettirebilmek için olmazsa olmazımız olan su ve su kaynaklarına erişim, makro düzeyde baktığımızda geçmişte olduğu gibi günümüzde de savaş nedenleri arasında yer almaktadır. Su kaynaklarımızı tüketirken gelecek kuşaklarımızı düşüp ona göre hareket edelim ve vücut yakıtımız olan suyu yeterli tüketip tüketmediğimizi kontrol edelim .

Konu ile ilgili her açıdan güzel bir başucu kitabı olan’’ Hasta Değil Susussunuz’’u okumanızı gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

Yazar kitabın önsözünde şu cümlelere yer veriyor;

“Bu kitapta okuyacaklariniz yeni bilgilerdir ve bunlar fizyoloji bilimine yeni aciklamalar getirmektedir. Burada sozu edilen fizyoloji, ilac ureticilerinin kullandiklari bilim degil, vucuttaki canli dokularla organlarin dogal calismalarini tanimlayan bilim dalidir. Bu kitap, bazi onemli saglik sorunlariyla bu sorunlarinin nedenlerinden ve dogal yontemlerle tedavilerinden soz etmektedir. Bir saglik sorununun nedeni ve tedavisi aciga ciktiginda, hic kimsenin anlayamadigi tibbi terimlere gerek kalmaz. Burada okuyacaklariniz kapsamli bir klinik ve bilimsel arastirmaya dayanmaktadir. Bu kitaptaki bilgilerini derleyebilmek icin, 1950’de Londra’daki St. Mary Universite Hastanesi Tip Fakultesi’nde baslayan tip egitimimden sonra 22 yildan fazla arastirma yaptim, calistim ve yazdim. Bu kitapta, bircok ciddi hastaligin tedavi nedeni olan kronik gizli dehidrasyonun (susuzlugun) fizyolojik etkisi ve metabolik komplikasyonlarindan soz edecegim. Bugun, bunun cagdas tibbin en buyuk gelismesi oldugunu inananlar var.”

Kitap Hakkında;

Bazı bilim adamları kariyerlerini suyun sağlığa etkisini ispatlamaya vakfetmişlerdir. Dr. Ferudun Batmanghelidj bunların önde gelenlerinden biridir. Dr. Batmanghelidj 1931 yılında Tahran’da doğdu. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden birkaç ay sonra, 1946 yılında İskoçya’da Edinburgh’taki özel bir ortaokula devam etti. 1951’de Londra Üniversitesi St. Mary Hastanesi Tıp Fakültesi’ne ikinci sınıf öğrencisi olarak girdi. Derslerini tamamladıktan sonra Tıp Fakültesi’nde kaldı. İran’da halkın acil sağlık ihtiyaçlarının en iyi hastane, tıp ve spor merkezleri kurularak karşılanabileceğini düşündü ve bu doğrultuda çalıştı. 1979 devrimi döneminde ailesinin bir bağışı olan İran’ın en büyük vakfını, tıp kompleksini kurdu. İran’ın devrimci hükümeti Ferudun Batmanghelidj’ı hapse attı. İnfazına karar verilmişti, an­cak mahkûmlar arasında doktora ihtiyaç bulunduğu için infazı ertelendi. Dr. Batmanghelidj suyun peptik ülser hastalığındaki tıbbi yararını keşfetti. Elinin altında ilaçlar olmadığı için karın ağrısı çeken ülser hastasına ilaç olarak iki bardak su verdi. Sekiz dakika içerisinde ağrı geçti ve ona göre tıp biliminin ilerlemesinde yeni bir dönem açıldı. İki yıl boyunca hapishanede suyun stresi azaltma özelliğini ve stresle bağlantılı rahatsızlıkların suyla nasıl tedavi edilebileceğini araştırdı. Son savunmasında peptik ülser hastalığının suyla teda­visi konusunda bir makale sundu ve araştırmalarına devam edebilmesi için hayatı bağışlandı.

Dr. Batmanghelidj çalışmalarına, 1984’ten 2004 yılındaki vefatına ka­dar, Amerika’da devam ederek suyun hastalar üzerindeki iyileştirme gücünü klinik ve bilimsel araştırmalarla dünyaya kanıtladı.

Amerika’da yayımlanmış olan ve en çok satanlar listelerine giren altı kitabı bulunmaktadır. Kitaplarının dünyanın pek çok diline çevrilm­esine rağmen, Türkiye’de ne yazık ki yalnızca bir kitabı yayımlanmıştır. Dr. Ferudun Batmanghelidj hayatının yirmi senesini suya ve insanlığa hizmet için adamıştır.

Doktor Batmanghelidj’ın “Hasta Değilsiniz, Susuzsunuz” adlı kitabında vücudumuzun tam 45 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.

  1. Hiçbir şey susuz yaşayamaz.
  2. Göreceli su yetersizliği vücudun bazı işlevlerini önce bastırır, sonra öldürür.
  3. Su temel enerji kaynağıdır.
  4. Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üreterek bize yaşam gücü verir.
  5. Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
  6. DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
  7. Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi, kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
  8. Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu ener­jiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
  9. Besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.
  10. Omurgadaki diskleri “şok emici” su yastıklarına dönüştürür.
  11. Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
  12. Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
  13. Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
  14. Serotonin (mutluluk veren hormon) ve diğer “nöro-transmitter”lerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
  15. Melatonin* de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların üretimi için gereklidir.

*Melatonin: Melatonin, kişiden kişiye değişse de yaklaşık olarak 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamaktır. Uzun uçak yolculuklarında görülen jetlag send­romu denen durumun sebebi de bu hormondur. Hormon diğer antioksidan tesirleri de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karşı koruma sağlıyor, üreme sistemindeki sorunların çözümüne yardım ediyor, yetersizliği halinde ise yorgunluk, isteksizlik gibi durumlara neden olabiliyor. Günümüzde yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da bu hormonun üzerinde önemle durulmaktadır. Önemli hususlardan biri de hormonun çocuklar üzeri­ndeki tesiridir. Avrupa’da lösemili ve kanserli çocuk sayısının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda, ailelerden çocuklarını kesinlikle karanlık ortamda yatırmaları istenmiştir. Zira karanlıkta güçlü biçimde salgılanan melatoninin kanserden koruyucu etkisi olduğu bilinmektedir. Bu hormon ışığa duyarlıdır; deneylerde, uyuyan kişinin hor­mon salgısı izlenirken, ışık açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta ise yoğun biçimde salgılandığı tespit edilmiştir.

  1. Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
  2. Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
  3. Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
  4. Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
  5. Dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
  6. Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar.
  7. Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
  8. Uykuyu düzenler.
  9. Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve gençlik enerjisi verir.
  10. Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
  11. Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
  12. Göz tansiyonunu dengede tutmaya yardım eder.
  13. Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenf bezi kan­seri oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
  14. Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
  15. Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
  16. Kadınlarda adet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.
  17. Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
  18. İnsan vücudunda “dehidrasyon” (bedenin çok fazla sıvı kaybetmesi) sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
  19. Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve cinsel isteksizliğin başlıca nedenlerinden biridir.
  20. Besin öğelerinin vücutta taşınmasında yardımcı olur.
  21. Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır. Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
  22. Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
  23. Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
  24. Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
  25. Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
  26. Dehidrasyonun doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride birikmesine yol açtığı zehirli çökeltileri temizler.
  27. Su gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
  28. Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri be­lirleme yeteneğini artırır.
  29. Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multiplskleroz ve parkinson hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
  30. Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Günlük su ihtiyacı nasıl belirlenir?

Bunun hesaplanması için genelde iki pratik yöntem bulunmaktadır:

İlkinde, vücudunuz için gerekli su miktarı ağırlığınızla doğru orantılı olduğundan, basit bir hesaplamayla vücut ağırlığınızı 32 gram ile çarpabilirsiniz.

İkincisinde ise günlük olarak alınan her bin kalori için 1lt. hesabıyla, eğer günde 2.500-3.000 kalori alıyorsanız, buna karşılık ortalama 2-3 litre su içmeniz gerektiği sonucunu çıkarabilirsiniz.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta alkol, kahve ve meşrubatların bu kapsamda değerlendirilmemesidir. Bu içeceklerden tükettiğiniz her bir bardak karşılığında, bir bardak da su içmelisiniz; böylece bu tür içeceklerin neden oldukları susuzluğun etkisini azaltabilirsiniz.

KAYNAK : http://www.hazarsu.com/bir-damla-su-tr.pdf    Sayfa 29-33

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Kitap

Günler Aylar Yıllar

Günler Aylar Yıllar- Yan Lianke

Kitap okuma serüveninin içinde ilerlerken ve değişik kaynakları tararken karşıma çıkan tavsiye niteliğindeki kitapları ve yazarları içeren bir liste tutmaya başladım. Geçen gün o listeye göz atma fırsatım olduğunda Çin ve Japon yazarların kalemini fazla tanımadığımı fark ettim. Listemde yer alan ama öncelik vermeyi düşünmediğim bir kitabı okumaya karar verdim ve siparişlerim arasına  Günler Aylar Yıllar kitabını da ekledim. Pandemi sürecine rağmen şaşılacak bir hızla elime ulaştı ve kitabı bir solukta okudum.

Kitabın arka kapak sayfasında yer alan tanıtım yazısı kitap içeriğinin tam karşılığını veriyor.

”Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.”

Kitabın ana karakteri ihtiyar adam ve ihtiyarın Kör olarak seslendiği bir köpek. Kendi köyü başta olmak üzere diğer civar köylerde yaşayanlar kuraklık nedeniyle kavurucu güneşe daha fazla dayanamayarak köylerini terk ederler. Yetmiş iki yaşındaki ihtiyar adam, köylülerin gideceği yerin uzak mesafede olduğunu ve günlerce süreceğini öğrendiğinde, yolda öleceğime kendi köyümde ölürüm diyerek köylüleri yolcular. Güneş yüzünden kör olan köpeği ile birlikte kuraklığın ortasında güneşin kavurucu sıcağı altında mücadele dolu günler başlar. Ancak bu süreç hiç kolay olmayacak bin bir türlü badireler atlatarak köpeği ile düzlüğe çıkmaya çalışırlar.

Kitapta bir mısır fidesinin büyümesine, bu süreçte yaşlı adamın ve her daim yanında bulunan köpeğin birlikte nasıl mücadele verdiğine ben de tanıklık ettim. Yaşlı adam nasıl ki fidesinin ertesi gün ki halini merak ederek uyuyor ve uyanıyorsa ben de en az o kadar merakla kitabın sayfalarını çevirdim.

Nihayetinde mısır sapının büyümeye çalışması ve onun için verdiği emek, yaşlı adam için artık aylar yıllar geçmiş gibi uzun gelmeye başlar. Gider, gelir, sular, nöbet tutar, güneşten korumak için gölgelik yapar…

Köpeğin kör olma hikayesini, yaşlı adamın su bulmak için vahşi hayvanlarla yaşadığı mücadeleyi, incecik dalların rüzgarda kırılması gibi umudunun kırılmasını ama bunun kısa sürdüğünü anlatan, yeşermeye başlayan ufacık bir fidenin sonsuz bir mutluluk kaynağı olmasını, özverinin ne olduğunun süslü kelimeler kullanmadan bize aktaran, sebat edip sonuca ulaşmak için genç olmanın gerekmediğini kanıtlayan ve kitabın sonunun güzelce bağlandığı ince ruhlu bir roman okuyacaksınız.

Franz Kafka Ödülü sahibi Yan Lianke’nin bu kitabını hüzünle, mutlulukla, merakla, umut ederek ve beğenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını araştırma zamanıdır.

Umduğunuzu kitap sayları arasında bulmanız dileğiyle. gibi

Ağustos 2020   @ okumali_ys     @gezipduru_ys

Continue Reading

Kitap

Nazi Bağlantısı / Hitler’in Yahudi Soykırımında Amerikan Parmağı

Adolf Hitler gelmiş geçmiş tüm zamanlar içinde popülaritesi en yüksek olan ve en dikkat çekici tarihi şahsiyetlerden biridir. Hitler denildiğinde ilk akla gelenler Yahudiler, Yahudi Soykırımı ve soykırım yapılmasının araçları olan çalışma/ ölüm kampları oluyordur. Peki ama Hitler gibi 1.75 boyunda olan bir adam (bazı kaynaklarda bu şekilde yer alıyor) gücünü çok da fazla uzun olmayan boyundan almadıysa, bu fetih arzusunu ve gücünü nereden aldı ? Muazzam bir akla sahip olmasından mı, boyacılık yapmasından mı, sesinden mi, bıyıklarından mı ya da hitabet yeteneğinden mi?

Bu sorunun cevabı, bu muazzam gücü elde ederek başta kendi ülkesinde olmak üzere diğer ülkelerde de milyonlarca can yakan, kan döken, istila eden, soykırım yapan, saf üstün ırk yaratmaya çalışan Hitler’in ve en az kendisi kadar acımasız olan askerlerinin, bu gücü Nazilerle bağlantı kuran kişilerden, kurumlardan ve ülkelerden almasıdır.

Hitler’e ve Hitler Almanyası’na ilgim olması nedeniyle kitabın adına tesadüfen rastladığımda hemen kitabı almalıyım dedim. İlgimin nedeni kitlelerin neden Hitler gibi kişiliklerin peşinden hiç sorgulama yapmadan gitmeleri ve bu yolda her bir bireyin tam destekle Führer’e sadakat duymaları. Bu ve bunun gibi sorularımın yanıtlarını bir iki kitapta az çok bulmuştum ama bu kitapla Hitler’in birden bire değil de aşamalı şekilde, önceleri arka planda, sonraları alenen ve 2. Dünya Savaşı sırasında yine arka planda desteklenerek nasıl küresel bir sorun haline getirildiğini çok net şekilde anladım.

Kitabın yazarı Edwin Black’in kaleminden düşen cümleler konuşma dilinde yazılmış, gayet anlaşılır ve akıcı. Bunu özellikle belirtmenin nedeni, bazı tarih kitaplarının dilinin hem ağır  olması hem de kitapların okunmasının ağır aksak ilerlemesi.

Kitabın ”İçindekiler” başlıklarını gördüğümde, edineceğim bir çok yeni bilginin olduğunu anlayarak hem heyecanlandım hem de çokça meraklandım.

  • Bağlantının Perde Arkası
  • Ford, Yahudi Nefreti ve Siyasi Irkçılık
  • Carnegei, Öjeni ve Üstün Irk
  • Rockefeller, Mengele ve Öjeni
  • GM ve Reich’in Motorizasyonu
  • IBM Holokost’u Organize Ediyor

Kitabın daha ilk sayfalarında benim de zaman zaman sorduğum peki Hitler, uluslararası Yahudi tehdidine dair görüşlerini nereden aldı? Temeli nereye dayanıyordu? sorularımın cevabını şu şekilde aldım.

”Avrupa da Büyük Savaş patlak verdikten kısa bir süre sonra Ford dünyadaki tüm musibetlerin arkasında Yahudilerin olduğuna dair kanıtlar bulduğunu iddia etti.” (Sayfa 14) Ford şirketlerinin kurucusu olan Henry Ford’un yazdığı Uluslararası Yahudi yayınlanır, kopyaları basılır ve kısa süre sonra Alman antisemitistlerinin ve Nazi partisinin kutsal saydıkları kitaplar arasına girer. Führer 1931 yılında bir gazete muhabirine ”Henry Ford’u ilham kaynağım olarak görüyorum” diye demeç verir.

Kitabın hemen hemen tüm sayfalarında yer alan ”Öjeni” ırk hijyeni anlamına gelir ki Hitler’in oluşturduğu bu soykırım dünyasının temelini oluşturur.

”Öjeni 1863’te, Charles Darwin’in kuzeni Sir Francis Galton’un yetenekli insanların yalnızca diğer yetenekli insanlarla evlenmeleri halinde ortaya ölçülür biçimde daha iyi, daha yetenekli nesiller çıkacağına dair kuramıyla, gayet naif bir şekilde ortaya çıktı.” (Sayfa 30)  Evrilerek Birleşik Devletler’e ithal edilen öjeni ”yoksulluk, fuhuş, alkolizm ve suç gibi hasletler genetik olarak nesilden nesile aktarılıyordu…Azınlıkların fiziksel varlığının ortadan kaldırılmasıyla toplumdaki sosyal hastalıkların tamamen yok olacağına inanıyorlardı.” ( Sayfa 31)

Hitler Kavgam kitabını yazarken Amerikan öjeni ideolojisinden sık sık alıntılar yapar ve Amerikan öjenisi ve deneyimleri konusunda ne kadar bilgili olduğunu açıkça gösterir. ”Bugün en azından (göç konusunda) daha iyi bir kavrayış yönünde zayıf bazı adımların atıldı bir devlet var.” diyen Hitler ” Elbette bu bizim Alman Cumhuriyeti modelimiz değil, Birleşik Devletler.” diye devam eder.  Hitler’in palazlanması ile birlikte Amerikan teorileri Hitler tarafından büyük bir iştahla üstlenilir ve uygulamaya geçer.

Hitler karakteri ilginçtir, yaşadığı ve çevresindeki ülkelere yaşattığı dehşet korkunçtur ama tarihe adını kanlı bir kalemle yazdıran bu kişinin ardından olan kişi, kurum ve ülkeleri de göz ardı etmemek gerekir. Hitler’e ve onun ideolojisine farklı bir açısı ile bakmak isterseniz bu kitap ihtiyacınızı karşılayabilir. Dillere pelesenk olmuş cümleleri ve kitaplardaki standart bilgileri okumaktan sıkıldıysanız o zaman bir an önce kitabı almanızı tavsiye ederim.

Aradığınızı kitaplarda bulmanız dileğiyle.

Haziran 2020   @ okumali_ys    @gezipduru-ys

Continue Reading

Kitap

Eduard Einstein Vakası

”Bir annenin ıstırabı; bir dahinin zaafından ötürü duyduğu utanç ve suçluluk duygusu; terk edilip unutulmuş bir oğlun acı dolu sesi… Dramın üç kahramanının iç dünyalarını büyük bir başarryla bize aksettiren Laurent Seksik.” (Kitabın arka kapak yazısından)

Fransız yazar Laurent Seksik’in bu biyografik romanı, yüzyılın fizik dehası, e=mc2’nin babası Albert Einstein’ın şizofreni hastası oğlu Eduard Einstein’ın hikâyesini anlatıyor. Kitap, Eduard Einstein’in 1930 yılında İsveç’teki Burghölzli Kliniğine yatırılması ile başlıyor.

Einstein oğlunun hastalığını hiçbir zaman kabul edememiş, ondan sürekli uzak durmuş ve oğlu da babasını çok iyi anmamış.

”Babamdan bahsederken dilim niye mi böyle zehir saçıyor? Haberin yok mu? Cümle alem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi beni 1914 Ağustos’unda Berlin’deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi.”

Babam dışında meşru bir varlığım yok. Kalkıp buraya gelmeden önce benden bahsedildiğini işitmiş miydiniz? Hayır. Yoktum. Var olmamak için ne yaptım? Hiç. Hiçbir şey yapamadım. Bu dünyada bir başka Einstein’a yer yok. Yere göğe konamayan ünlü şahsiyet derdinden mustaribim.” (Sayfa 42)

Eduard’ın sık sık hastaneye yatması, hastane çıkışlarında yaşamını hasta bakıcı eşliğinde sürdürmesi, her geçen gün masraflarının artmasına neden olmuş.

”Eski kocasının her ay verdiği para zar zor yetiyor. Nobel ödeneği var tabii. Albert, ödülü kazanana tahsis edilen 80.000 kronu ona teslim edeceğine dair verdiği sözü tuttu. Para iki kısma bölünmüştü. 40.000’iyle iki daire satın alınmıştı. 40.000’i bankaya yatırılmıştı. Birikim, 1929 buhranı sırasında eriyip gitti. Bugün, matematik ve piyano derslerini veriyor. Şartlar gerektirirse temizliğe gider. Kalçalarının dayanacağını ümit ediyor. Tek ümidi bu işte: dayanmak. Kendisine daha çok para vermesini rica etti eski kocasından. Ama Naziler onun malına mülküne el koydu, bankaya yatırılmış parayı gasp etti. Capurh’daki evi, Berlin’deki daireyi elinden aldılar. Albert Avrupa’dan her şeyini kaybetmiş olarak ayrılacak. Sürgün vakti geldi onun için. Hitler iktidarda olduğundan beri, rejimin azılı düşmanı.” ( Sayfa 67)

Eduard’ın annesi Mileva…. Albert Einstein ile Mileva’nın yolları Zürih Politeknik Üniversitesi’nde kesişir.  Mileva, Fizik ve Matematik bölümündeki tek kadındır. Einstein, O’nun zekâsına, ve sakinliğine hayran olur. Evlenmeden hamile kalan Mileva okulu bırakmak zorunda kalır ve doğumu hiçbir kütükte kayıtlı olmayacak kızı Liesel’i doğurur.  Daha sonrasında da Einstein’ın gölgesinde zorunlu nedenlerle ev hanımı kimliğine bürünür.

Mileva, her daim oğlunun yanında olup onun tek destekçisi olur. Şizofreni teşhisi konduktan sonra durumu daha da ağırlaşan, öfkesini bastırmakta zorlandığından ona zaman zaman zarar veren, annesini çok üzen Eduard onun ölümü ile başa çıkmakta çok zorlanır.

”Mezarlığa gelince ağır ağır ilerleyen şapkalı bir adam gördüm arkadan. Kısacık bir an, onun babam olduğunu sandım. İçimdeki muazzam sevinci bastıramadım. Gidip kollarına atılmak istedim. Yerimden fırladım. Yanına varınca başka biri olduğunu anladım. Tetikte bulunmazsam olacağı bu işte. Ağabeyim de orada değildi. Annenin cenaze törenine katılmıyor musun? Tam ismine layıksın, Hans -Albert.

On kişi kadardık. Böyle nitelikli bir kadına göre gerçekten çok az. Babam için, kalabalıklar ta nerelerden kalkıp gelecektir, bundan adım gibi eminim.”  (Sayfa 200)

1933 yılında Burghölzli kliğinde son kez görüşen ve sonrasında 22 yıl birbirini görmeyen Albert Einstein ile oğlu Eduard’ın bu kopuk ve sancılı ilişkisi yazarın anlatım tarzı ile insanın içine işliyor. Eduard’a ilişkin bölümler Eduard’ın gözünden aktarılırken, Einstein ve Milena ile ilgili bölümler üçüncü bir göz tarafından anlatıyor.

Çaresizlikten oğlundan kaçışı tek çözüm olarak gören bir baba, babasından nefret eden, hastalıklar, karamsarlıklar, sesler, görüntüler arasında bir ömür geçiren bir oğul ve kendisini oğluna adayan sessiz ama mücadeleci Mileva’nın hayatına dokunmak benim açımdan ilgi çekiciydi.

Size de benim gibi keyifli okuma saatleri dilerim.

Haziran 2020   @gezipduru_ys      @okumali_ys

 

Continue Reading

Popüler