Connect with us

Kitap

Doktor Ox’un Deneyi

19. yüzyıl Avrupa’sında Flandre’da, hayali Quiquendone kentindeyiz. Son derece uyumlu, sakin, ağırkanlı, tutumlu ve dünyadan kopuk yaşayan kent sakinleri durağan bir hayat sürmektedir. Yöneticiler insiyatif kullanmak zorunda kalmaz, karar almaları gereken bir durum olursa da bu aylar hatta yıllar sürebilir.

Yavaşlıklarına dair kitaptan küçük bir alıntı (12. sayfa) ;

– Çözümlenmesi gereken daha acil sorunlar var.

  – Şüphesiz, diye cevap verdi Danışman, deri pazarı sorunu örneğin.

  – Hâlâ yanmaya devam ediyor mu? diye sordu Belediye Başkanı.

  – Evet, üç haftadan beri.”

….

– İyice düşünmeden asla harekete geçmemeli, dedi belediye başkanı. 

– On yıldır bu ciddi konu üzerinde konuşuyoruz, diye karşılık verdi danışman Niklausse. (Sayfa 5)

Quiquendone şehrinin elektriği yoktur. Doktor Ox’un, ücret talep etmeden Quiquendone şehrine oksihidrat gazını kullanarak aydınlatma çalışması için gelmesi ile birlikte şehir önce yavaş yavaş sonrasında hızlıca bir dönüşüm geçirecektir.

Ancak Doktor Ox’un ve asistanı Ygene’in farklı planları vardır. Planlarını, uygulamalarını ve sonuçlarını kitapta bulabilirsiniz.

Okuması son derece kolay olan bu kitabı bir çırpıda bitirebilirsiniz. Anlatımı akıcı ve yalın. Bir oturuşluk kitaplar kategorime girdi kendisi. Ben bu kitabı sahil kenarında okunacak kitap arayan kişilere tavsiye edebilirim.

Kitapla ilgili bir bilgi… Bu hikaye, Alman asıllı  müzisyen, opera ve operet bestecisi, viyolonsel virtüözü, tiyatro idarecisi ve orkestra şefi Jacques Offenbach’ın ‘’Doktor Ox’’ adlı opera eserine de konu olmuş ve librettonun yazımına Jules Verne de yardımcı olmuş.

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Kitap

Medusa’nın Makası

Medusa başı heykeli, gezilerimiz sırasında antik kentlerde karşımıza sık sık çıktığından dikkatimi çekti ve hakkında araştırma yapmaya başladım. Medusa’nun hikayesini okuduğumda çok etkilendim ve Medusa ilgi alanlarım arasına girdi. Medusa’nın Makası adında bir kitap gördüğümde de incelemeden geçemezdim. Arka kapak yazısı, Küçük İskender’in herhangi bir kitabını okumamış olmam, kitabın rengi ve kitabın adı bir araya gelerek albeni dedi ve ben de aldım.

Medusa’nın hikayesini çok kısa şekilde anlatarak kitabın içeriğine geçelim. Yunan mitolojisinde Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon’u cezbeder. Poseidon, Athena’nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur. Athena buna karşılık Medusa’nın saçlarını yılanlara dönüştürür ve ”ona kim bakarsa taşa dönüşsün” şeklinde onu lanetler. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olan Medusa’yı, Perseus öldürmüşrür. Graeae’nin ona verdiği ayna ile Medusa’ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kese bilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes’in (Merkür) ona verdiği orak ve Athena’nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandan Chrisaor ve Pegasus doğmuştur. Bir diğer kaynak ise Medusa’nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.

Kitabın kapağını aralayıp içindekiler altında sıralanmış onlarca başlığı görünce hem şaşırdım hem sevindim. Şaşırdım çünkü başlıklar çok fazlaydı, sevindim başlıklara bakınca keyifli bir okumanın beni beklediğini anladım. Neler yoktu ki başlıklar arasında; Kader Kargo, Hevesperest, Ödül Kazanmak, Son Şiir, Sonsuza Akan Deli Sel, Biraz Sessiz Olur Musunuz?, Devlet Meselesi, Rüya Terasında Temkin, Celladın Oda Servisi, Başlamak Limanı, Öğle Rakısı, Sadrazamın Son Taslağı,Valla Billa, Memleketimden DQ Manzaraları, Yeni Yıl Suçtur, Nekrofili Uyarlaması, Ahmet Erhan da Benim Gibi, Akıl Terörü, Rakılar Kraliçesi, Chopin Duysa Ağlar, Ginsberg/Dadaloğlu, Berlineer Cebir, İnsan Sevdiği Şarkılar Kadardır…vb.

Kitap içerindeki en son başlığın adı, kitaba da adını veren Medusa’nın Makası. Kitaba başlamadan önce internette Medusa’nın Makası olarak araştırma yaptım ama bir bilgi bulamadım. Nihayetinde kitabın son sayfasında Küçük İskender bu makasın ne olduğunu açıkladı.

Kitap için şu konu başlığı altında, şu karakterle ile kitabı okuyabilirsiniz demek mümkün değil. Her sayfa ayrı bir düşünceyi, farklı bir karakteri ve hayatı, ayrı bir konuyu bize aktarıyor. Bir sayfada karşımıza Dadaloğlu çıkarken, bir diğerinde Oğuz Atay, bir diğerinde şair Ahmet Erhan, öteki sayfada David Bowie, bir başkasında Chopin ve Drag Queen’ler çıkıyor.

Sayfalar arasında ilerlerken adını duymadığım filmler ve kitaplar, ismini bilmediğim şarkılar ve müzik grupları ile karşılaştım ve hemen kenara not aldım. Hatta kitapta adı geçen Koro filmini hemen seyrettim.

Fikir sahibi olmanız ve Medusa’nın Makası’nda kullanılan dili aktarmak adına kitaptan bazı alıntıları aşağıya ekliyorum.

  • Dünyanın çevresi kırk bin kilometre; insan ruhuna giden virajlı yol daha uzun.
  • Üfleyerek söndürmeye çalıştığımız aşkların küsuratı mıdır yalnızlığımız?!
  • Elbette bütün sözcükler girdikleri, katıldıkları cümlenin içerisinde mutlu olmak isterler.
  • Sanatta okul yok, o yüzden hep teneffüsteyiz.
  • Öğretilen korku veriyorsa, düşünmeye yelken açılmış demektir.
  • Dünyanın neresinde”çocuğunun ölüsünü öpmek” üzerine yeminler edilip sonra doğan çocuklar container’lara atılıyor ki?!
  • Akut hiçbir acımız yok, hepsi kronik acılar.
  • Boğaz’da akıntı, rakıda muhabbet bitmez.
  • Plasentayla gelip kefenle gidenin yeryüzünde de örtülü kalması ise kaçınılmazdır.

Satranç ve tavla oyununun nasıl ortaya çıktığını, Türkiye’deki Rakılar Kraliçesi’nin kim olduğunu ve Oscar Wilde’ın eşcinsel olduğunu öğrenmem, şair Ahmet Erhan ile tanışmam, daha bir çok bilgiyi, kelimeyi, filmi, kitabı ve en sonunda Küçük İskender’in düşünce dünyasının ufak bir bölümüne giriş yapmam bu kitap sayesinde oldu.

Kitabı keyif alarak ve demlenerek yavaş yavaş okudum.

Aradığınızı kitaplarda bulmanız dileğiyle.

Mayıs 2020   @okumali_ys    @gezipduru_ys

Continue Reading

Kitap

Aziz Bey Hadisesi

Ayfer Tunç’un kalemi ile tanışmam Dünya Ağrısı kitabı ile oldu ki bundan sonrasında yazarın röportajlarını dinledim, yazarın beğendiği yazarları takip edip, beğendiği kitapları okumaya başladım. Dolu bir yürek ve zihin, kelimelerin kalemin ucundan zekice damlaması, içe işleyen, sorgulayan, sorgulatan, kitaplarının okuması bittikten sonra yürekte ve akılda kalan güzel lezzet. Sonuç, Ayfer Tunç’un kalemini seviyorum.

http://www.gezipduru.com/2019/11/23/bir-deliler-evinin-yalan-yanlis-anlatilan-kisa-tarihi/

http://www.gezipduru.com/2017/05/02/omur-diyorlar-buna/

http://www.gezipduru.com/tag/dunya-agrisi/

Aziz Bey Hadisesi … Kitap, ana karakterimiz Aziz Bey’in Zeki’nin Meyhanesi’nde acıklı bir hadise yaşaması ve ”pek az kalpte sevgiyle anılacak” Aziz Bey’in yapayalnız şekilde ölümü ile başlıyor. Zeki’nin Meyhanesi’nde yaşanan olayın ne olduğunu ve Aziz Bey’i Aziz Bey yapan yaşanmışlıkları, karakterinin oluşmasına neden olan olayları kitabın sonuna doğru öğrenebilirsiniz.

Zeki haklı mıydı, haksız mıydı? Yoksa bu Aziz Bey’e yapılmamalıydı mı diyeceksiniz? Annesini veya babasını yadırgayacak/yargılayacak mısınız? Kitabı bitirdiğimde ben bunların hepsine dair bilgi edinmiş ve fikir sahibi olmuştum.

Aziz Bey hep burnu havada, ruhu uçarı olan, okul sıralarına bir türlü sığamayan ve bu nedenle de babasının çok istemesine rağmen okumakta gözü olmayan, kadınları peşinde sürükleyen, kaderin eline biraz da mecburen bıraktığı tamburu çalmaya başlayan, tambur taksimleri ile ünlenen, hırçın tabiatlı bir genç.

Havai ruhunun durgunlaşması ve kitaba adını veren kelimelerden biri olan hadisesinin başlangıcı Maryam’ı görmesi ile başlıyor. ”Vaktiyle çok yakın olduğu, şimdi pek çoğu hayatta olmayan kimselere ‘Adeta efsunlandım.’ diye tarif ettiği o anı hiç unutmamıştır.” Maryam’ın ailesinin Beyrut’a gitmesi, kendisinin sabit bir işte çalışamaması, ruhunun kapalı yerlerde daralması, yaşadığı ülkede ne uzayacağını ne kısalacağını fark etmesi, aniden kendisini babası tarafından evden kovulmuş bulması ve nihayetinde sevdiğine götüren gemiye binip ülkeden uzaklaşması…

  • ”Fazlasıyla ince ruhlu, devam edilen bir babanın, onun gibi ezik boyun eğen çocuğu olmak yerine taş gibi katı burnu havada olmak istedi. Hepsi bu. ” (Sayfa 15)

 

  • ”Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de başaramaz. Ruh başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır: yer, içer, yaşar.” (Sayfa 21)

 

  • ”Hayat babasının istediğinden çok daha fazla burnunu sürtmüş, ona hak etmediği kadar ağır bir ders vermişti. Peki Aziz Bey bu dersi aldı mı? Hayır… Aziz bey de birçokları gibi hayatla inatlaşmayı, didişmeyi tercih etti.” (Sayfa 49)

Ayfer Tunç’un kalemi ile tanışmak, bugüne kadar tanış olduğum bir çok yazarın içinde önemli bir yere sahiptir.  Yazarın kaleminden damlayan kelimeler gibi,  sohbet anında dilinden dökülen kelimelerde bir hikaye niteliğinde. Dinlemekten ve okumaktan yorulmayacağım edebi bir kimlik bulmak beni çok mutlu etti.

Sizin de en kısa sürede Ayfer Tunç’un kalemiyle tanışmanız dileğiyle.

Mayıs 2020  @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Kitap

Kardelenler

Kitaba adını veren Kardelenler, yıllara yayılarak kamuoyundan destek alan, çığ gibi büyüyen ve Türkiye’nin en büyük sosyal sorumluluk projelerinden birinin adıdır. Projenin isim annesi olan Ayşe Kulin, Doğu Anadolu’nun soğuk ikliminde kar kalkmadan açan çiçeklerle kız çocuklarını özdeşleştirmiş. Tıpkı kara toprağı delip ışığa uzanan kardelenler gibi, onlarda yaşadıkları yörenin koşullarını zorlayıp okumak istemiş ve var olduklarını göstermeye çalışmışlar.

Bu kitabı önce kendinize alarak sonrada çevrenizdekilere hediye ederek bir kardelene bir damla su olabilirsiniz. Nasıl mı ? Ayşe Kulin bu kitabın satışından doğacak haklarının tüm gelirini, Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları projesine bağışlamış da ondan.

Kitabın sayfaları arasında farklı hayatların hikayelerine eşlik edecek, yoklukla yoğrulan yaşamları, bu yaşamlar içindeki sabır taşı gibi ve azimli insanları göreceksiniz.

Kitabın anlam ve önemine yakışır şekilde kitabın başına Dünyanın Bütün Çiçekleri şiirinin bir kısmı eklenmiş ama tüm şiiri ekleyerek sözün bittiği yere gelmek istiyorum. Son söz olarak da vefakar ve cefakar öğretmenlerimizin önünde sevgi ve saygıyla eğiliyorum.

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin…ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kir ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Koy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslar da eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf Kansu

Mutlaka okuyun dediğim kitap sayısı çok azdır ancak bu kitabı mutlaka okuyun, okutturun lütfen. Okumak istemezseniz de alın bir kenara koyun, denizde bir damla da siz olun.

Kitaplarda aradığınızı bulmanız dileğiyle.

Continue Reading

Popüler