Connect with us

Kitap

Buraları Rüzgar Buraları Yağmur

Buraları Rüzgar Buraları Yağmur

Kitabın ilk cümlesi ‘’Doksanıncı yaş günümde karım bana acı bir sürpriz yaptı: öldü !’’ ile başlıyor.

Ana karakter  yaşına göre dinç, kitap tutkunu, ülkenin önde gelen bibliyofilleri arasında girmiş, evli, çocuğu olan, torununa ayrı bir bağlılık duyan, roman yazarı, eşinin ölümünden sonra eşinin evlatlık olduğunu öğrenen, yanında çalıştırdığı kişiyi okutan, koruyan, kollayan bir kişi. Suner Aykan

Kitap, aile fertleriyle olan ilişkisi üzerinden başlayarak, okuma ve yazma tutkusuna, gençlik yıllarında kazandığı kumar paralarına geçiş yapıyor. Cümleler akıcı, yalın ve kesinlikle sürükleyici bir dille yazılmış. Yazar Oktay Rıfat hayranı olduğundan şairin dizelerinden yararlanarak “Buraları Rüzgâr Buraları Yağmur” adını romanına uygun görmüş.

Buraları rüzgâr, buraları yağmur,

Sol omzuna güneşi asmadan gelme!

OKTAY RIFAT

Kitabın içine polisiye unsurlar katılmış ve böylelikle okuyucunun ilgisine dair çıta yükseltilmiş. Kitabın sonuna geldiğimde ve olaylar açığa çıktığında kendimi hüzünlenmiş hissettim. Kahramanımız Suner Aykan da oldukça hüzünlenmiş olmalı ki yazarımız şu cümleleri yazmış. ‘’ Birden kağıda gözyaşları düşmeye başladı, annesinin ve karısının ardından ağlamayan Suner Aykan ağlıyordu’’.

Yazarın okuduğum ilk kitabı idi.  Tadı damağımda kaldı ki gerisi de mutlaka gelecek demektir.

Kitaplarla dost kalmanız dileğiyle.

Alıntı:

Soru: Oktay Rıfat’ın dizeleri kitaplarınızın adı. Roman kahramanınızın da en yakın dostu. Neden Oktay Rıfat?

Selçuk Altun: Sekiz romanımdan dördünün adı Oktay Rıfat’ın dizelerinden ödünç alınmıştır. Oktay Rıfat bana şiiri sevdiren, şiirselliği öğreten ozandır. Onun nice dizesi bile bir şiir şiddetindedir.

http://www.remzi.com.tr/kitap-gazetesi/gizem-romanlarimin-ortak-temasidir

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading

Kitap

Mevlana

Mevlana’nın hayatı ve Mesnevi’si ile ilgili dili yalın, anlatımı gönle hoş gelecek bir kitap ararken karşıma İskender Pala’nın Mevlana kitabı çıktı. Kitap ile ilgili okuduğum yorumlardan giriş mahiyetinde bir kitap olduğu ve konuya ilgi duyanların ilk okuması gereken kitapların başında geldiği bilgisini edindim. Ben de hiç düşünmeden kitabı aldım ve kitabın kapağını açarken umduğumu bulurum düşüncesi ile Anadolulu Celaleddin başlığı taşıyan ilk sayfadan okumaya başladım.

Fazla detaya girilmeden Konya’nın tarih içinde kaç kez el ve din değiştirdiğini, 13. yüzyılın ilk yıllarında üç yüz kadar alimin de bulunduğu Afganistan’ın Belh şehrinde Muhammed Celaleddin’in babası Bahaeddin Veled’in de bulunduğu ve kendisine Sultanu-l Ulema (alimlerin sultanı) denildiği, 14 yaşında Belh şehrinden ayrılarak Karaman’a geldikleri, 1225 yılında Celaleddin ile Gevher Hatun’un evlendikleri, çocukları Alaeddin Çelebi ve Sultan Veled’in doğdukları, Bahaeddin Veled’in 1231 yılında vefatından sonra babasının müridlerinin Celaleddin’den mürşitlik beklediği çok akıcı bir şekilde anlatılmış.

Sonuçta ”Mana sultanı gönüllere açıldı. Dünyanın dört bir yanından ziyaretine gelen alimler ve öğrencileri bundan böyle ona ‘Mevlana’ (yani Efendimiz) dediler.” (Mevlana- İskender Pala- Sayfa 8)

Kitabın ilerleyen sayfalarında Mevlana ile Şems arasındaki gönül birlikteliğinden de bahsedilir.

Kitabın ilk bölümünden, Mesnevi’nin başında yer alan on sekiz beyitin, Mevla’nın kendi yazdığı tek metin olduğu, daha sonrasında Ahi Türkoğlu Çelebi Hüsameddin’in Mevlana’nın sözlerini yazmaya başladığı, yazmaya kimi zaman yetişemediği ve sonunda 25.618 beyitin, altı büyük ciltte toplandığı bilgilerini ilk kez öğrendim.

Kitabın ikinci yarısında ise Metinler başlığı altında Dinle Neyden, Gazelleri ve Rubaileri okudum ki her bir başlıktan birer örnek vererek devam etmek istiyorum.

Metinler bölümünden

♦ DİLİ KONTROL EDEBİLMEK

Yaydan fırlayan ok gibidir ağızdan çıkınca bir söz. Ve hiç geri dönmüş değildir atıldıktan sonra bir ok.

Seli başından bağlar ileriyi gören kişi. Ve geçtiği yerleri harap eder baştan bağlanılmayan sel.

Ne tükenmez hazinesin sen ey dil ve ne devasız bir dert.

Mesnevi I , b. 1724-1726

Gazeller bölümünden

♦ YALNIZLIK GAZELİ

Biz gittik! Kalanlar sağ olsun !… Her doğan ölür elbet!… Koşmayın o kadar, o kadar yorulmayın! Çırak ne olmuşsa yerin altında, usta da o olmuştur hep…

Direği rüzgardan bir bina… Ne kadar dayansın ya?!… Biriciği sen olsan da cihanın, biricikler gibi gideceksin ya sonunda…

Yalnız kalmak istemiyorsan gideceğin yerde eğer; iyilikten, güzellikten, doğruluktan evlatlar, dostlar, yoldaşlar edin kendine şimdiden…

Bırak teni besiye çekmeyi… Bırak mezar kurtlarına sofra donatmayı!… Gönlünü besle asıl , ki odur yücelerden uçacak!…

Manevi yiyecekler sun, elinden geliyorsa sen ruhuna, hikmetli gıdalar sun… Ta ki yol uzun, azık az demesin, gideceği yere pek varsın, haram lokma yemesin…

Rubailer bölümünden

♦ CAN İÇİN

Can durağını arıyorsan ey can, durak da sensin, can da sensin

Bir lokma ekmekse peşinde koştuğun, elbet ekmek de sensin

Eğer akıl erdire bilirsen bu sözün sırrına, bil ki;

Her ne ki arıyorsan, aradığın ancak sensin .

Mevlana kendini şu şekilde tanımlamış.” Üç sözden fazla değil, bütün ömrüm şu üç söz: Hamdım, piştim, yandım.”

Aradığımız/ olduklarımız/ olacağımız hepsi içimizdeki bizde ise aramaya devam etmek gerekir. Belki bir gün en azından kendim için hamdım diyebilmek için.

Sevgiyle ve dostça kalın.

Continue Reading

Kitap

Kambur

”Sızlandı hafifçe kambur, ayaklarının altındaki koca taşı devirirken, bir tane de başının altında, ”Ben yıldızları seyretmeden uyuyamam.”

Kitabımızın giriş cümlesi böyle başlarken, tavsiye üzerine aldığım bu kitap önce arka kapak yazısı sonrasında da kapak resmi ile beni etkiledi. Giriş cümlesini okuduğumda günlük hayatımızda ve dolayısı ile yaşantımızın genelinde her birimizin ayağına takılan irili ufaklı taşları, bir kambur gibi sırtımıza yüklediğimiz, taşımaktan yorulduğumuz ve bıktığımız yükleri düşündüm.

Kitabı okumaya başlamadan önce yazar ile ilgili biraz araştırma yaptım. Yazarın kendi sözleri ile ”Ben Kambur’u 18 yaşımda, bir yazarlık kariyeri duygusunda değil kendi o vakit ki duyuşum, aklım ve bakışımla yazdım; yazmaya, elimde bir şey tutmaya ihtiyacım vardı. Sonrasında tahsil ve kendimle kaldığım zamanımda ve mekanik saat ustası olmakla geçen ömrümün bu devamında kendi bakışımı, hayatın içimde aldığı manayı, doğru düşünüp tartmayı kendime yerleştirmekle meşgul oldum.” Kitabı okuyup bitirdiğim zaman 18  yaşında yazılan inceden inceye işlenmiş, kendisi incecik, hacimce ağır olmayan ancak derinliği olan bir kitapla yüz yüze geldim. Kitap sayfalarının dizgisi çok farklı, bazı sayfalarda sadece tek bir cümle yazarken bazı sayfalar dolu dolu. Bu kitap düşündüren, sorgulatan, zaman zaman yazdıklarından rahatsız olacağınız ve sizi yoracak bir kitap.

Kitaptan birkaç alıntı yapmak istedim. Bunları okurken şunu göz ardı etmemek lazım ki bu cümleler yazarın 18 yaş aklı ile yazılmış. Bize geçmişten selam veren bu cümleleri okurken ben kendimi 18 yaşımın güneşli/ bulutlu/şen şakrak/biraz umarsız/biraz toz pembe dünyasına gittim. Bakalım cümleler sizi alıp nereye götürecek.

  • Neşeler de çerezdir, yaşamın bu acı içkisini rahat içebilmek için.
  • Bizimki gökyüzüne bakarak konuştukça, adam yerin yedi kat dibindeki tüm süprüntüleri üzerine attı.
  • Kolumdaki bu saat var ya, ondan ölesiye nefret ederim. Hiç geri kalmaz. Beni bu hale getiren odur. Biraz geri kalsaydı, bazı belaları, geciktiğim için savuşturabilirdim.
  • O yalnızca iplerden biri- ve üç tane ip ele geçiren- birini çekip birini bıraka bıraka altmış yaşına gelir.
  • Yoksa müzik şakadan başka bir şey değildir, ve sol anahtarının açabileceği bir kapı yoktur.

Tavsiye üzerine aldığım bu kitabı bende kesinlikle tavsiye ediyorum.Belki biraz ruhunuzu sıkacak belki de hatırlamak istemediğiniz anlara, insanların yanına ya da mekanlara götürecek ama kitabın son birkaç cümlesini okuduğunuzda aman neyse canım ben onun gibi değilim ki zaten diyeceksiniz. Kitabın kapağını kapatıp kitaptan aklınızda kalan, kafanızın içinde bir süre dolaşacak cümleler ile fark etmeden taşıdığınız kamburlu yaşantınıza devam edeceksiniz.

MÜMKÜNSE KAMBURSUZ GÜNLER DİLERİM  HEPİMİZE.

Continue Reading

Kitap

Tante Rosa ve Barış Adlı Çocuk

Yazar Sevgi Soysal ile tanışmam Barış Adlı Çocuk öykü kitabı ile oldu. 1968-1976 yılları arasında yazdığı öyküleri arasından kendi seçtiği on üç tanesini bir araya getirerek bu öykü kitabını oluşturmuş. Anlatımı çok sade, cümleleri akıcı ve konuşur gibi yazdığı bu öyküler içinde en sevdiğim öyküleri kitaba adını veren Barış Adlı Çocuk , Ay’ı Boyamak ve Cellat Fuchs, Kent Halkına Nasıl Karıştı? oldu.

Öyküler çok kısa olmakla birlikte o kadar yoğun bir anlatımla yazılmış ki, her öykünün içindeymişsiniz gibi  olaylara bizzat şahit oluyorsunuz. Ustalık burada devreye giriyor. Bu kadar yoğun içeriği bu kadar sade dille anlatmak, yazıya dökebilmek.

Kitap hakkında fikir sahibi olmanız açısından kitabı okurken altını çizdiğim cümlelerden birkaçını aşağıya ekliyorum.

  • ‘’Vücut eşyasıdır insanın; her insan vücudunun bozuk çalışmasından sorumludur.’’ (Sayfa 31)
  • ‘’Ancak tozlanmasına sürekli olarak engel olabileceğimiz kadar şeyimiz olmalı, ancak eskimeleriyle baş edebileceğimiz, sürekli olarak yenileyebileceğimiz, onarabileceğimiz kadar eşyanız olmalı.’’ (Sayfa 65 )
  • ‘’Dayağı ekmek bellemiş.’’ (Sayfa 96)
  • ‘’Oltanın ucuna insaniyetlik takmışlar, yutarsan.’’  (Sayfa 119)
  • ‘’Bu memlekette yolunu bilmeyen ayakta ölür.’’
  •  ‘’…..doktor kısmının sözüne inanılır mı, onlar ölümle kuma olmuşlar.’’ (Sayfa 133 )
  • ‘’Ağacın en yoz yeri budanınca filizlenecektir.’’ (Sayfa 137)
  • ‘’ Bütün oluşmamış kişilikler gibi tutarsızdır.’’ (Sayfa 141)

Sevgili Sevgi Soysal’ın okuduğum ikinci kitabı Tante Rosa (Rosa Teyze). Kitap kronolojik olarak birbirini takip eden ve birbirlerini bütünleyip tamamlayan 14 öyküden oluşuyor. Aslında roman tadında okuduğum, kimi zaman eğlendiğim, kimi zaman üzüldüğüm, kimi zaman aferin Tante Rosa’ya dediğim ve kesinlikle okuduğum için memnun kaldığım bir kitap. Ayrıca sayfa aralarında yer alan çizimlerde kitaba ayrı bir güzellik katmış. Yayımlandığı dönemde ve sonrasında çok fazla eleştirilen bu kitap için yazar ‘’Suçum belki de Tante Rosa yerine Ayşe Teyze dememek” diyerek eleştirileri haksız bulduğunu söylemiştir. Alman asıllı Tante Rosa hayatın hepimize dayattığı kurallara kendi çapında karşı çıkan, bunun için kiliseden aforoz edilen, rahibeler okulundan kovulan, seçimler yapan ve bu seçimlerinin sonucuna katlanan, gözü kara, yalnız ve özgür bir kadındır.

 

Tante Rosa yerine kitaba Ayşe Teyze de desek, bu kişi yabancı değil ülkemizde yaşayan bir karakter de olsa kitap mutlaka ama mutlaka eleştiri alırdı diye düşünüyorum. Bunun ilk nedeni yaşanılan ve sonrasında günümüze kadar uzanan dönemdeki köhne düşünceler, sonrasında ise karakterin toplumun dayatma dolu yaşamlarına her şekilde ters düşmesi. Din konusuna, aile ve çocuk kutsal düşüncesine, cinsellik konusuna toplumun baktığı klasik pencereden bakmıyor. Bu nedenle Tante Rosa-Ayşe Teyze kendilerinden beklendiği gibi kadınlığının içine hapsolup buna uygun davranmayarak, özgür bir birey olarak ses vermeye çalıştığından her zaman eleştirilecektir.

Sevgi Soysal’ın bu iki kitabını ama özellikle Tante Rosa’yı çok beğendim. Akıp giden öyküler, yaşanan farklı hayatlar, toplumun kadına bakış açısı çok güzel, kısa ve net cümleler ile bize aktarılmış. Keşke demeyi ve keşke kelimesini yazmayı hiç sevmemekle birlikte, keşke Sevgi Soysal bu kadar erken yaşta aramızdan ayrılmasaydı ve bizi daha nice hayatlar, kahramanlar ile tanıştırabilseydi.

Kitaptan alıntılar ile size biraz kitap hakkında fikir verelim.

-‘’Eve aldığı birkaç parça eşyanın bekçiliğini yapmadım diye bana çatacak adam değil, felsefeye ihtiyacım var benim, ya, felsefeye.’’ (Sayfa 38)

-‘’Bir yeni pabuç altı gibiydi Tante Rosa. Hiçbir yaşantısına basmamıştı.’’ (Sayfa 44)

-‘’Bir insan erken gelen yaşlılıklardan sorumludur.’’ (Sayfa 46)

-‘’Tante Rosa buzdolabını açtı. Bir Kavanoz ekşi yoğurdu buldu, batı batı denen uygarlık bu işte, buzdolaplı açlıklar var burada.’’ (Sayfa 59)

-‘’…olmadık olaylar, pineklemeye alışmış olanları öfkelendirir.’’ (Sayfa 63)

– ‘’Tante Rosa hiçbir zaman acı çekmedi denilebilir. Ama yaşamak zorunda olmak, sürdürmek, ısrar etmek. Bu Tante Rosa demektir.’’ (Sayfa 66)

-‘’ Öncesi ve sonrasız, bağlantısız ve belgesiz tükenivermek bir ağacın, bir evin, bir pabucun hakkıdır. Bir insanın, bir insanın ama, Bir Rosa’nın niçin eskidiğini bilmem gerek, yeni Rosa’yı bunun üstüne kurmak gerek.’’ (Sayfa 97)

Keyifli okumalar dilerim.

Continue Reading

Popüler