Connect with us

Gezi

Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Gezimiz


2012 NİSAN

Tarihsel açıdan ve kültürel olarak ne kadar zengin bir mirasa sahip olduğumuzu yerinde görebilmek adına Güneydoğu Anadolu Turu’na mutlaka bir gün gideceğim derken 2012 de bu fırsat çıktı.

Rezervasyonumu tamamladıktan sonra ki süreç geçmek bilmedi. Gezilere gitmeden önceki zaman dilimi hem çok güzel hem de çok sıkıntılı benim için. Güzel çünkü yeni yerler görmenin verdiği sabırsızlık ile rengarenk olacak şekilde valiz hazırlama süreci; sıkıntılı çünkü vakit bir türlü geçmek bilmiyor.

 

1.Gün –Gaziantep

Buluşma noktamızdan hareket ettiğimizde uzun ve uykusuz geçen bir gece yolculuğunun ardından Gaziantep’e vardık. İlk izlenimim- şehrin merkezinde de kalmış olsak- genel olarak çok düzenli bir şehir olduğu idi. Öncelikle 2011 yılında açılan ve Dünya’nın en büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşıyan Zeugma Mozaik Müzesi’ni ziyaret ettik.

Mars heykeli bir elinde mızrak ve diğer elinde bahar dalı bulunması nedeniyle hem savaşı hem de barışı simgeliyor.

Eserler çok  etkileyiciydi ancak beni en çok etkileyen ‘’Çingene Kızı’’ mozaiği oldu.

 

 

Bu mozaiğe ulaşmak için sadece kenarlarından ışıklandırılmış karanlık dar koridorlardan sağa sola dönüş yaparak gittik. Koridor uzun, daha gideceğimiz yol var galiba dediğimiz anda birden bire ‘ÇİNGENE KIZI’ ile göz göze geldik. Işıklandırılması çok güzeldi ve Çingene Kızı’na hangi köşeden bakarsak bakalım gözleri ile bizi takip eder gibiydi. Rehberimizin söylediğine göre bu mozaiğin böyle bir özelliği varmış.

Bu görsel şölenden sonra Sedef Atölyesi’ni ve Medusa Cam Eserleri Müzesi’ni ziyaret ettik . Ardından Gaziantep Kalesi’ni görüp şehrin çarşılarını arşınladık.

 

 

 

2.Gün Adıyaman

Yol güzergahımız üzerinde önce Karakuş Tümülüsü’nü ziyarete gidiyoruz. Adıyaman-Kahta girişinde bulunan, Kommagene Kralı II. Mithradates tarafından annesi İsas adına yaptırılan bu anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı Karakuş Tümülüsü olarak anılıyor. Doğu, batı ve güney yönlerde dörder sütun varken günümüze doğuda iki, batıda ve güneyde birer sütun kalmış. Doğu sütun üstünde aslan ve kartal heykel kalıntıları, batıdaki sütunun üstünde tokalaşma steli, yerde aslan heykel parçası bulunuyor.

 

Turumuz sırasında beni en çok etkileyen Cendere Köprüsü’ne geldik. Romalılar zamanında yaptırılan, 2 bin yıllık bir geçmişe sahip olan Cendere çayı üzerindeki bu köprü dünyanın hâlen kullanılmakta olan en eski köprülerinden biri olarak anılıyor. Bu etkileyici köprünün dilden dile dolaşan bir de hikayesi bulunuyor. Roma İmparatoru Septimius Severus193-211), karısı ve oğulları adına yaptırılmış olup orijinalinde 4 sütun bulunduğu, Kahta tarafındaki ikisinin Septimius Severus ve eşine, diğer tarafındaki ikisinin ise oğullarına adandığı ancak oğullarından Geta’ya ait olan sütunun, onu öldüren ve kardeşine ait her şeyi yok etmek isteyen Caracalla adlı kardeş tarafından yıktırıldığı.

 

Arsemia Antik Kenti’ne geldiğimizde buranın Kommagene’lerin atası Arsemia tarafından kurulmuş Krallığın yazlık başkenti ve idare merkezi olduğunu öğreniyoruz. Ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles tokalaşma steli ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtı bulunuyor. Yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 m. derine inen bir tünel yer alıyor.

 

 

 

 

Geldik 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı yamaçlarında gün batımına… Gitmeden önce ne çok baktım gün batımı fotoğraflarına . Uzun ve geniş basamakları hızlıca tırmanıp manzarayı görmek adına hızlanıyorsunuz ister istemez. Hava bizden yana olmamakla birlikte bulutların arasından da olsa güneşin batışını sıcak şarap eşliğinde seyretmek gerçekten güzeldi.

 

 

 

 

3.GÜN- Elazığ-Malatya

Öncelikle kayısısı ile ünlü şehrimiz Malatya’ya vardık. Kayısı Borsası’nı ziyaret edip cebimizde ağırlık yapan paralar ile gerekli olan/olmayan her türlü harcamayı yaptık. Esnaf memnun biz mennun. Malatya Şehir gezisinin ardından Karakaya Barajı üzerindeki Kömürhan Köprüsü’nden geçerek Elazığ’a vardık.

 

 

Çırçır Şelalesi’nde verdiğimiz yemek molamızın ardından Hazar Gölü, Kürk Deltası, Zıkkım Deresi fotoğraf molaları ile akşamı ederek konaklama için Midyat’a vardık.

 

 

4.GÜN-Mardin

Türkiye’deki tek Ortaçağ medeniyetler kenti olarak kayıtlara geçen Dicle nehri kenarında yer alan Hasankeyf.

 

 

 

Hasankeyf’i de içine alan Dicle Vadisi, UNESCO’nun 10 adet Dünya Mirası Listesi kriterlerinden, 9 tanesini kapsayan dünyadaki tek yer. Ancak, birçok tarihe ve kültüre beşiklik etmiş olan Hasankeyf’i ve Dicle Vadisi’ni, 2006’da inşaatı başlayan ve 2016 yılı içinde bitirilmesi planlanan Ilısu Barajı tehdit ediyor. Bu barajla bir tarihi miras sular altında kalacak.

Gözlerimize görsel şölen sunan Hasakeyf ‘den sonra aynı şöleni sunan Midyat’a geçiyoruz. Tarihi Midyat Evleri ve sokakları, insanların misafir gelmiş hoş gelmiş diyerek evlerine davet ettikleri, dar sokakları, sokak arası sohbetleri ayrı bir dünya sanki.

 

 

 

 

Telkari alışverişimizin ardından Mardin’e hareket ediyoruz. Merkezde bulunan Deyrulzeferan Manastırı , Kasımiye Medresesi,Çarşılar , Sokaklar , Mardin Kent Müzesi gezdiğimiz yerler arasında .

 

 

 

 

5.GÜN- Şanlıurfa

Öncelikle Konik Evleri ile ünlü Harran’a gittik. Harran kültürel giysilerini deneyip, acı kahve dedikleri mırrayı içerek konuk evlerinde vakit geçirdik.

 

 

Konik evlerin harcında gül yağı, saman, toprak ve yumurta akı kullanılan mimari yapısı ve malzemeleri sayesinde yazları serin, kışları ise sıcak tutma özelliğine sahip evler olduğunu, aşağıdan yukarıya doğru gittikçe daralan şekilde, yüksekliği içeriden 5 metreye varan ve 30-40 tuğla dizisiyle örülerek inşa edildiğini, evlerin içeriden ve dışarıdan balçıkla sıvanmasından dolayı ayakta kalabildiğini rehberimizden öğrendik.

 

 

 

Konik evlerde serinledikten sonra kaynaklarda ‘’Dünyanın İlk Üniversitesi Kalıntısı ‘’ olarak geçen tarihi kalıntıları ziyarete gittik. Üniversite kalıntıları fotoğrafçılar için görsel bir şölen sundu ki siz gittiğinizde de tadına varabilmek için buralarda mutlaka uzun vakit geçirmeye çalışın.

 

 

 

Daha sonra merkeze gelip biraz dolaştıktan sonra dinlenmeye çekildik ve akşam Hotel EL-RUHA da sadece bizim gezi grubumuz için düzenlenen sıra gecesine hazırlanmaya başladık.

Sıra gecesinin yapılacağı otele gidip yerimize yerleştiğimizde ilk olarak sigara ve mırra ikram edildi. Kahve, misafirlere özel kulpsuz fincanlarla sunuldu. Acı kahvenin yapılması gibi, içilmesinin de kendine has kuralları olduğunu öğrendik. Bu kurallardan birkaçı; Sıra gecesinde acı kahve, misafirler ilk geldiğinde ve kalkacakları sırada olmak üzere iki defa ikram ediliyor. Her ikramda fincana az miktarda acı kahve konur ve misafir kahveyi içerek fincanı geri uzatır. Mırrayı dağıtan, tekrar fincana az miktarda kahve koyarak misafire verir. Misafir ikinci kez uzatılan kahveyi de içerek teşekkür eder ve fincanı, kahveyi dağıtana geri verir. Burada iki püf noktası var. Kahveyi içen, kahve fincanını yere koymamalı ve mutlaka kahveyi verene iade etmeli. Kahveyi içenin fincanı yere veya masaya koyması kahveyi dağıtana büyük hakaret sayılır. Bunun cezası kahveyi veren bekar ise evlendirmesi veya fincanın altınla doldurulup bunun kahveyi dağıtana verilmesidir.

Kulaklarımızın pası silindikten ve çiğköftelerimizi yedikten sonra, ülkemin ne kadar güzel değerlere sahip olduğuna bir kez daha tanıklık edebildiğim için huzurlu bir şekilde otelimize geri döndüm.

 

6.GÜN – Şanlıurfa

Urfa gezimize Balıklı Göl, Ayn Zeliha Gölü ve Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı gezerek devam ediyoruz.

Urfa da bulunan Balıklı Göl’ün bir çok hikayesi var ama hepsinin sonunda Hz. İbrahim’in atıldığı ateş suya dönüşür ve odunlarda balık olur. O günden sonra gölün adı Halil-ür Rahman olur.Bugün göl hem Halil-ür Rahman, hem de Balıklı Balıklı Göl olarak anılıyor.

 


İbrahim için ağlayan Nemrut’un kızı Zeliha’nın gözyaşlarından ise Balıklı Göl’ün hemen yanında küçük bir göl daha oluşur ki bu gölün adı ise Zeliha’nın gözü anlamına gelen Ayn-Zeliha’dır.

 

 

Hz. İbrahim’in Nemrut tarafından bağlanarak ateşe atıldığı yer olarak bilinen tarihi Urfa Kalesi’ne geliyoruz. Kale üstünde bulunan iki taş sütunun Hz.İbrâhim’in ateşe atılmasında mancınık olarak kullanıldığı söylenir. Kalenin arkasındaki mahalleye Kırk Mağara ismi verilir ki her evin bir mağarası vardır.

 

 

Çarşıları gezip ardından Eşkıya filminden hatırlayacağımız Gümrük Han’da çay molası veriyoruz.

 

 

 

Çarşı pazarı gezerken kadınlı erkekli herkesin mor rengin tonlarını giydiklerini fark ettik. Rehberimiz aşiretin her yıl bir renk belirlediğini ve o aşiretten olanların o renkten mutlaka üzerinde bir şey bulundurduğunu söyledi .

 

 

Nihayet Göbekli Tepe gezisi. Arkeolojik çalışmaların halen devam ettiği, dünyada bilenen ilk tapınağı içinde barındıran Göbekli Tepe günümüzden 12.000 yıl önce inşa edilmiş.

 

 

Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların insan figürleri olduklarını düşünüyor. Sebebi ise T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri bulunuyor.

 

 

Göbekli Tepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış.

 

7.GÜN –HALFETİ

Gezimizin son günü olduğu için güne hüzünle başladık. Bavullar toplandı, sohbetler eşliğinde kahvaltı yapıldı ve Batık Şehir Halfeti’ye doğru hareket ettik.

 

Arazisinin büyük çoğunluğu Birecik Barajı suları altında kaldığından ilçe için yeni yerleşim alanı belirlenerek ilçe yeniden inşa edilmiş ve Eski Halfeti denen, bir kısmı sular altında kalmış bölge artık turistik bir yer olmuş. Biz bölgeyi tekne turu yaparak dolaştık ve çok keyif aldık. Gezi sonunda Fırat nehri üzerindeki yüzer restoranda Türkiye’de sadece Fırat ve Dicle nehirlerinde yaşayan tatlı su balığı olan Şabut balığını afiyetle yedik.

 

 

Sonrasında nesli tükenmekte olan Kelaynak kuşlarını görmeye gittik. Birecik de Orman Genel Müdürlüğü tarafından “Kelaynak Üretme İstasyonu” 1977 yılında kurulmuş. Türkiye de sadece Birecik de bulunan kelaynakların burayı yuva olarak seçmelerinin en önemli nedenlerinden birinin ilçedeki kayaların yumuşak olmasından dolayı kolay işlenmesi olmasını öğreniyoruz.

 

 

Dünyada sadece Birecik de ve Fas da bulunan kelaynakların tek eşli olup eşlerine çok sadık olduklarını, eşi ölen bazı Kelaynak kuşlarının yemeyi içmeyi bıraktığını ya da kendini kayalardan aşağı bırakarak intiharı seçtiklerini öğreniyoruz.

 

 

Gezimizin sonunda doğal olarak sadece Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde yetişen siyah güllerden almaya gittik. Anadolu topraklarının zenginliğine güzel bir örnek olan bu özel ve güzel çiçeğin tohumunu alıp yaşadığınız yere götürüp ektiğinizde siyah değil kırmızı/bordo olarak açıyor. Yalnızca Halfeti topraklarında siyah olan bu çiçek bir hayli de turist çekmeye başlamış.

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Popüler