Connect with us

Gezi

Yunan Adaları Gezimiz

Mayıs 2015

Sıcak havalar, iş yoğunluğu, yılın yorgunluğu derken üzerimizdeki yükü hafifletmek adına gezi planları yapmaya başladık. Tercihimiz, methini sürekli duyduğumuz Yunan Adaları’na, gemi ile gitmek oldu. İnternetten yaptığımız detaylı araştırmalar sonucunda Karavancruises firması ile iletişime geçerek detaylı bilgi aldık ve rezervasyonumuzu yaptırdık. 4 gecelik turda uğrayacağımız limanlar Santorini, Milos, Mikanos, Atina (Lavrion) ve Siros.

LİMAN                                                      VARIŞ     KALKIŞ

İZMİR                                                             –            14:00

SANTORİNİ                                              08:00         22:00

MİLOS                                                       08:00          14:30

MİKANOS                                                20:00         02:00

ATİNA (LAVRION )                                 07:00         14:00

SİROS                                                        19:00          22:30

İZMİR                                                       09:00

 

Gemimiz Celestyal Odyssey İzmir limanından demir alacağından İstanbul’dan güle oynaya yola çıktık.

Biz ilk kez gemi ile yolculuk yaptığımızdan ve biraz da keyif yapmak istediğimizden balkonlu kamaralardan birini tercih ettik ki iyi bir tercih yaptığımızı kamaramıza girince özellikle de bize özel balkonumuzu görünce anladık. Gemide her bütçeye uygun kamaralar bulunduğundan tercih skalasının geniş olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

Yola revan olduk ve ilk durağımız Santorini. Burada kısa bir bilgi aktaralım. Bugün Santorini Adası’nın bulunduğu bölgede M.Ö. 1500 yılında büyük bir volkan patlaması olmuş ve bu patlama yaklaşık 25 m yüksekliğinde tsunami dalgaları oluşturmuş. Girit Adası’na ulaşan dalgalar buradaki Minos Uygarlığı’nı yok etmiş. Santorini Adası ilk önce Minoanlılar sonra sırasıyla Dos, Fenisliler, Romalılar ve Venedikliler tarafından yönetilmiş ve 1537 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilen ada 1829 yılında Yunanistan’ın kontrolüne geçmiş.

 

 

Gemimizde belirli bir ücret karşılığında Santorini turu satılıyordu ancak biz tura gerek görmediğimizden ve yürümeyi çok sevdiğimizden tur satın almadık. Adanın dar sokaklarını arşınlayıp fotoğraf çekmek, istediğiniz anda kimseye bağlı olmadan bir kafeye girip keyif çatmak daha akıllıca geldi.

 

 

 

 

 

Gelelim Santorini Thira (Fira) Köyü’ne ne şekilde ulaşılabileceği konusuna. Dik yamaçların üzerindeki köye, teleferikle, isterseniz limandan eşeklere binerek ya da limandan tepeye kadar devam eden merdivenleri çıkarak ulaşabilirsiniz. Ancak merdivenlerde eşeklerle karşılaşabilir, dar alanda paslaşmak durumunda kalabilir ve bir de eşek pisliklerine basarak ilerlemek durumunda kalabilirsiniz. Biz teleferiği seçtik.

 

 

 

 

Bu köy 1956 yılında geçirdiği depremden sonra yeniden inşa edilmiş ve turizm canlandırma çalışmalarında başı çekmiş durumda. Adanın tepesinde yer alan restaurantlar ve kafelerde Caldera Körfezi manzarasını seyrederek Greek salad veya dondurma yemek, tercihe göre biranızı yudumlamak keyif verici.

 

 

 

Ohia Köyü’ne gidiyoruz. Köy dediğimiz bildiğimiz köylerden değil kesinlikle. Ohia mimarisi ve manzarasıyla çok ünlü. Mavi kubbeli kiliseleri bembeyaz boyalı evleri…Ohia Köyü’nün altında bulunan küçük yerleşim yerinde, restaurantlar ve kafeler bulunuyor. Buraya ulaşım eşeklerle veya merdivenleri kullanarak yapılabiliyor.

 

 

 

Gün batımı yaklaştığı zaman özellikle Oia Köyü’nde müthiş bir kalabalık oluşuyor. Oia Köyü dışında Santorini Adası’nın farklı bir çok bölgesinde de gün batımı manzarasını seyredebiliyorsunuz. Biz turumuzu bitirip gemimize dönerek güneşin batışını oradan seyrettik. Bugüne kadar gördüğüm en güzel gün batımları arasındaydı diyebilirim.

 

 

 

 

Ertesi gün Milos Adası… Ziyaret ettiğimiz adalar içinde en sessiz sakin olan ada. Ada içinde görülmeye değer özellikli bir şey olmamasına karşı sahile yakın kafesinde oturup kendimizi dinlemek, hayatın akışı içindeki insanları izlemek, dondurmanın enfes tadına varmak güzeldi.

 

 

 

 

 

 

 

Milors Kafe -Dondurması güzeldi.

Yunan Adaları içerisinde ismini en çok duyduğumuz ve Kiklad Adaları’nın bir parçası olan Mykonos (Mikanos) İrili ufaklı çok sayıda plaj, müze, sanat galerisi ile çevre köylerden oluşuyor. Mikanos’un merkezi olan Chora, labirenti andıran dar sokakları, beyaz badanalı evleri, restoranları, barları, kafe ve sanat galeri ile yoğun ilgi gören bir yer.

 

 

 

Mikanos’un sembolü haline gelen yel değirmenleri… Gün batımını izlemek için ideal bir konum.  Ada ziyaretçilerinin mutlaka fotoğraf çektirdiği değirmenlerin çevresi insan kümeleri ile dolu.

 

 

 

 

Little Venice, denize sıfır restoran ve kafelerin sıralandığı bir yer. Tanımadığınız insanlarla diz dize ve dirsek teması içinde oturulan kafeler ile dolu. Kalabalıktan sıkılmıyorsanız, gün batımını izlemek için bir kafede oturup keyif yapabilirsiniz.

 

 

 

Gemiye dönüp müzik eşliğinde keyif yapma zamanı.

 

 

 

 

Sıra geldi Atina’ya. Lavrion limanına gidip otobüsle şehir turu yaptıktan sonra Yunan Parlemento binasını ziyaret ettik. Askerlerin nöbet değişimine denk geldiğimizden bir süre töreni izledik.

 

 

 

Sonrasında Akropolis’deyiz. Rehberimiz Akropolis’in Eski Yunan şehirlerinin en yüksek noktasında yer alan, idari, askeri ve dini yapıların bulunduğu savunmaya yönelik merkezi alanlar olduğunu, Akropolislerin en meşhurunun M.Ö. 5. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Atina Akropolisi olduğunu, bu akropolisin şehrin koruyucu tanrıçası olarak kabul edilen Athena’nın evi olarak yapıldığını söyledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Modern olimpiyatlara ev sahipliği yapan ilk stadyum olan Panathinaiko Stadyumu’nu da görmeye gittik. Şehir turumuz bittiğinde gemimize döndük. Akşam yemeğimizi yedikten sonra gemideki showları seyredip kamaramıza döndük. Gemimiz de bizi usul usul sallayarak yoluna devam etti.

 

Syros, Türkçe yazımı ile Siros adasındayız. Kiklad adalarının başkenti olan Ermoupoli limanına varıyoruz. Bu liman Unesco tarafından koruma altında. II. Dünya Savaşı’nda İtalyanların işgali ile mimari olarak değişime uğramış. Ada tarih boyunca farklı periyodlarda Sicilyalılar, Araplar, Osmanlı ve Venediklilerin yönetimi altında kalmış. Bu da adanın mimari yapısına farklı bir çeşitlilik ve güzellik katmış.

 

Adaya yaklaşırken bizi iki tepe ve bu tepelerde yer alan kiliseler selamlıyor. Kuzeydeki tepede Katolik  ve güneydeki tepede Ortodoks kilisesi var.

 

Tepeye çıkabilmek için uzun uzun, geniş mermer merdivenleri tırmanmak gerekiyor. Yavaş yavaş, dura kalka ve fotoğraf  çekerek tepeye çıkıyoruz. Tavsiyem merdivenlerde dinlenerek tepeye ulaşmanız.

Alman mimar Ernst Ziller’in tasarladığı, 1876 yılında yapılan Belediye sarayının bulunduğu Miaulis Meydanı’ndaki Amiral Andreas Miaouli’nin heykeli bulunuyor. Bu amiral Yunanistan’ın bağımsızlık savaşında önemli rol üstlenmiş ve Yunan deniz kuvvetlerini komuta etmiş.

 

Avrupa şehirlerinde olduğu gibi burada da büyük bir şehir meydanı bulunuyor.

 

Adayı turlayarak, yorgunluk salatası yemeğe gidiyoruz.

 

 

”Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”

Artık geri dönüş yolculuğumuz başlıyor.

 

 

Beyaz badanalı evleri ve mavi kubbeli kiliseleri ile yılda binlerce turist çeken Yunan ticari zekasını tebrik etmeden geçemiyoruz.

Gezip görmeleriniz çok, eğlenceniz sonsuz olsun.

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Popüler