Connect with us

Gezi

Erzurum Gezimiz

Bu sıcak yaz günlerinde biraz içinizi ferahlatmak adına Kars  gezimizin devamı niteliğinde olan bu yazımızı yayınlamak istedik.

♦♦♦

Kars Çıldır Gölü ve Boğatepe Köyü Gezimiz ile Kars /Ani Harabeleri gezimizin ardından rotamızın 3. ayağı olan Erzurum’a doğru yola çıktık. Son yıllarda herkesin dilinde olan ve sosyal medyada da boy boy fotoğrafları yayınlanan, Ocak ayı başından itibaren biletleri neredeyse tükenip karaborsaya düşen Doğu Ekspresi’ne binerek yolculuğumuza Kars’tan Erzurum’a doğru başladık.

http://www.gezipduru.com/2018/12/19/kars-ani-harabeleri-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/01/08/kars-cildir-golu-ve-bogatepe-koyu-gezimiz/

Kars –Erzurum arası yaklaşık 2.5 saat süren yolculuğumuz boyunca bir sağ koltuğa geçip fotoğraf çektik bir sol koltuğa. Ara koridorlarda gezinerek her anın keyfini çıkarmaya çalıştık. Her durakta burası neresi diye meraklandık durduk. Bazı duraklarda daha uzun süre kaldığından trenden inip biraz temiz hava alarak tekrar yola devam ettik. Doğu Ekspresi evet güzel evet keyifli , evet tabiat ana çok çok güzel kareler sunuyor size ama inanın 2.5 saatlik süre bile bize yetti. Dememiz  o ki Doğu Ekspresi’ne bilet bulamıyorsanız bence üzülmeyin. Erzurum’a gidin oradan yolunuza devam edin . Ya da uçakla Kars’a gidin dönüş yolunuz Erzurum olsun. Bu güzel şehrimizde ziyaret için vesile yaratmış olursunuz.

Erzurum da ilk gittiğimiz yer Milli Mücadele hareketinin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi’ne ev sahipliği yapan bina oldu. Ancak restorasyon çalışması olduğu için içeri giremedik. Böyle bir mücadelenin mihenk taşlarından biri olan bu yerde bulunmak bile güzeldi. Bu vesile ile Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşlarına minnet ve şükranlarımızı bir borç biliriz.

Sırada İlhanlı hükümdarı Sultan Olcayto döneminde Gazan Han ve Bolugan Hatun adına, Hoca Yakut Gazani tarafından geleneksel Selçuklu Mimari tarzında 1310 yılında yaptırılan Yakutiye Medresesi var.  Rehberimizden, Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden birisi olduğunu öğreniyoruz. Medrese içindeki avlunun çevresinde talebe odaları ve dershaneler yer alıyor. Öğrenci ve hocaların odaları sınıf ve derecelerine göre belirlen­miş ki bu nedenle her odanın girişinde farklı bir işleme yer alıyor. Özellikle taş oymacılığının en güzel örneği olarak gördüğümüz taç kapı ise farklı desenleri barındırması ile birlikte gerçekten çok güzel bir görüntü sergiliyor.

Erzurum da gördüğüm güzelliklerden birisi de Anadolu’da bulunan anıt mezarların en güzel örnekleri arasında yer aldığı söylenen ve bizim de gözlerimizle onayladığımız Üç Kümbetler.  Bu kümbetlerden en büyüğünün Emir Saltuk’a ait olduğu ve 12.yy sonlarında yapıldığı sanılırken, diğer iki kümbetin kimin için yapıldığı bilinmiyormuş. Rehberimiz Kümbetlerin yanında bulunan kare şeklindeki küçük yapının bir kümbet veya mescit olduğu yönünde farklı fikirler bulunduğunu söyledi. Emir Saltuk Kümbeti, kesme taştan yapılmış ve sekizgen gövdeli. Bu sekiz cephenin dört yüzünde birer çift pencere yer alıyor. Diğer kümbet kare planlı ve on iki cepheli, üstte bir küçük ve altta üç büyük penceresi var. Karlar içinde gözümüz için güzel görseller sunduğu için Üç Kümbetler’e teşekkür ederek oradan ayrılıyoruz.

Gezimize başlamadan önce araştırma yaparken Çifte Minareli Medrese’nin fotoğrafları ilgimizi çekmişti. Erzurum’un simgesi haline gelen medresenin karşısında durduğumuzda fotoğraflardakinden daha güzel göründüğünü düşündük.

Şimdi bu güzel yer hakkında kısa bir bilgi verelim.

* Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı Hanedanları’ndan Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesi ile buranın diğer adı halk arasında Hatuniye Medresesi olarakta biliniyor. Medrese iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu medreseler grubunun en önemli örneği. Taç kapının batı tarafına Orta Asya Türkleri’nin simgesi olan çift başlı kartal, ağzı açık iki yılan ve dilimli yapraktan oluşan hayat ağacı işlenmiş. Doğu tarafında bulunan simetriğinde ise yaprak ve kartal işlemesi yer alıyor. Ayrıca, minarelerde turkuaz rengiyle dikkat çeken panolar bulunuyor.

Çifte Minareli Medrese gezimizin ardından verilen boş vakitte gezi grubumuzdan ayrılarak Atatürk Evi’ne gittik ama saat ilerlemiş olduğundan kapanmıştı. Bir sonraki sefere buraya geliş nedenlerimizden biri de burası olur diye kendimizi ikna ederek sokak şehrin sokak aralarında gezmeye devam ettik. Klasik Erzurum Evi’ni turistlere açan bir amcanın evine gittik . 10-TL ücret karşılığında evi güzel bir sohbet eşliğinde gezebilir ve güzel anlatım ile neşelenebilirsiniz.  Aşağıdaki fotoğraflar o amcanın evinden karelerdir.

Erzurum’u gezdik, dolaştık, havasını soluduk, bir yerde oturup cağ kebabını yedik. Gezimiz sırasında çektiğimiz fotoğraflardan birkaçını daha aşağıda paylaşmak istedik. Umarım bu yazımız biraz da olsa bu şehri tanıtmaya, sizde ilgi uyandırmaya yetmiştir ve biz de bir gün gidelim dedirtmiştir 🙂  Gezmeli, görmeli, eğlenceli, sevdikleriniz ile birlikte yeni yerler keşfetmeniz dileğiyle .

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Popüler