Connect with us

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Gezi

Salda Gölü ve Sagalassos Antik Kenti Gezimiz

Salda Gölü ve Sagalassos Antik Kenti Gezimiz

Selimiye, Kayaköy ve Ölüdeniz gezimizin ardından nereyi uğrak yeri yaparak evimize dönebiliriz diye düşünürken karşımıza Salda Gölü çıktı.

http://www.gezipduru.com/2016/08/25/marmaris-fethiye-burdur-salda-golu-gezimiz/

Yol güzergahımız biraz değişecekti ama buna değer olduğunu daha gitmeden biliyorduk.

Bazı yerler, bazı kitaplar, bazı filmler, bazı şiirler, bazı fotoğraflar, bazı sözler vardır ki size özel kalsın isterseniz. Çok fazla kişi bilmesin, okumasın, izlemesin, işitmesin, görmesin, bilmesin isterseniz. Salda Gölü’nü gördüğümüzde hissettiğimiz duygu da buydu. Ama ülkemizin doğal güzelliklerinin bilinmesi adına bu tür saklı gizli yerleri görmek ve sonrasında tanıtımını yapmak gerekiyor.

Bir gün öncesinden rezervasyon yaptırdığımız göl kenarında yer alan  Hotel Lago Di Salda ya gittik.

Hotel Lago Di Salda

Otel temiz, çalışanlar güler yüzlü ve yardımsever. Yemekleri ve kahvaltısı da güzel. Biraz  dinlendik sonra otelin yakın çevresinde yürüyüşe çıktık.

Salda Gölü, Türkiye’nin en derin gölü. Turkuaz rengiyle oluşan güzel manzarasının yanı sıra, göl çevresindeki küçük kumsallar gölün turizm amaçlı kullanımını sağlıyor.

Göl suyunun içinde magnezyum, soda ve kil bulunuyor. Suyun ve göl içindeki çamur tabakasının cilt hastalıklarına iyi geldiği düşünülüyor.

Salda Gölü’ne gittiğinizde yüzebilirsiniz ancak belirli ve sınırlı alanlar içinde. Göle girdiğinizde çok az ilerlediğinizde aniden ayağınız birden bire içeriye gömülebiliyor. Bence müthiş görsel güzellik sunan manzarayı göl kenarında oturup seyretmek çok daha güzel.

Salda Gölü’nün muhteşemliğinin tehdit altında olduğunu anlatmadan olmaz.

184 metreye ulaşan derinliğiyle Türkiye’nin en derin gölü olan, 110 kuş  türüne ev sahipliği yapan bu muhteşem yer 1989 yılından bu yana birinci derece doğal sit alanı ancak büyük bir tehlike altında. Devlet Su İşleri,  Burdur Gölü başta olmak üzere, Salda Gölü’nün de içinde bulunduğu Göller Yöresi’ne son yıllarda birçok gölet inşa etmiş durumda. Bunun sonucu olarak doğal sulak alanlar birer birer tahrip oluyor. Gölü besleyen Düden Çayı üzerinde DSİ tarafından inşa edilen göletin ardından Kayadibi köyünde yapımına başlanan ikinci gölete karşı Burdurlu vatandaşlar dava açmış ancak bir harita mühendisi, jeolog ve çevre mühendisinden oluşan bilirkişilerin hazırladığı rapora dayanan Isparta İdare Mahkemesi, Salda Gölü’nün kaderini etkileyecek göletin yapımında bir sakınca görmeyerek projeyi hukuka uygun bulmuş. Şu an Yargıtay Kararı bekleniyor. Karar kesinleşirse ve Salda Gölü’nün can damarı kesilirse göl son 40 yılda üçte biri kuruyan Burdur Gölü’nün kaderini paylaşacak.

*** Kaynak bulma konusunda yardımlarını esirmeyen Yusuf Yavuz Bey’e teşekkür ederim. Yazımın  en altında  yer alan ve konu hakkında Yusuf Yavuz Bey tarafından daha önce yazılan yazıları içeren linklere bakabilir ve  Salda Gölü’ne ait detaylı bilgileri bulabilirsiniz.

Yapılan araştırmalarda, karstik yapıdaki gölün yaklaşık 2 milyon yıllık bir geçmişe sahip olduğu, gölün bulunduğu bölgenin kayaç yapısı, iklim ve gölü besleyen derelerdeki su akışından kaynaklanan bu beyaz oluşumun milyonlarca yıldır dengeli bir şekilde sürüp geldiği ancak gölü besleyen derelerden gelen planktonik organizmaların azalması ya da engellenmesi durumunda bu beyaz oluşumun kararacağı ve giderek yok olacağı belirtiliyor.

Her geçen gün bilinirliliği arttığından, insanoğlunun yarattığı kirlilikten nasibini almadan ya da yok olmadan bu muhteşem gölü görmelisiniz .

Salda Gölü, nadir güzellikte bulunan göllerden biri. Umarım turkuaz suyunu daha fazla azaltmaz, beyaz kumsallarını karartmayız. Bu düşüncelerle Sagalassos Antik Kenti’ne doğru yola revan oluyoruz.

Kültürel ve tarihi değerler açısından önemli bir yere sahip olan bu antik kentimiz, Burdur’un Ağlasun ilçesinde sizi bekliyor. Antik dönemde Pisidia olarak bilinen bölgede, dağlık bir alanın bitişiğinde yer alan kentte ilk yerleşim izleri günümüzden 12.000 yıl öncesine kadar uzanıyor.

Kentin Batılılar tarafından ilk keşfi, Fransız gezgin Paul Lucas tarafından yapılmış. Kalıntıların Sagalassos antik kentine ait olduğu, İngiliz rahip F. Arundell tarafından belirlenmiş ve 1884-1886 yılları arasında Kont K. Lanckoronski kapsamlı çalışmalar yürütmüş.

1989’da Burdur Müzesi ve Marc Waelkens ortaklığında kurtarma kazısı yürütülmüş, 1990 senesinde, Sagalassos, Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında yürütülen, Bakanlar Kurulu kararlı bir kazı projesi haline gelmiş. Böylelikle Marc Waelkens’a Sagalassos’ta kazı yapma ve kent topraklarında araştırma yürütme izni verilmiş. Waelkens’ın 3 yıl önce emekli olmasının ardından bu göreve, kazıda başkan yardımcılığı yapan Leuven Katolik Üniversitesinden vatandaşı Prof. Dr. Jeroen Poblome getirilmiş.

Kent yaklaşık 1000 yıl boyunca seramik üretim merkezi olmuş. Antik kentte üretilen seramiklerin sadece Anadolu’nun içine değil, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’nın önemli antik kentlerine ticaret yoluyla ulaştığı tespit edilmiş. Ayrıca, antik dönemlerdeki en uzun seramik üretimi merkezi olarak UNESCO Dünya Miras Listesi’ne önerilmiş.

M.S. 161-180 yılları arasında yapılan 28 metre cepheli 9 metre yüksekliğindeki Antoninler Çeşmesi, tam 3 bin 500 parçanın birleştirilmesi ile 2 bin yıl sonra yeniden ayağa kaldırılmış ve restorasyon çalışmaları tam 13 yıl sürmüş.

2016 yılında Antik kenti yerli-yabancı toplam 29.952 kişi ziyaret etmiş. 2017 yılında Ağustos ayı dahil toplam 25.286 kişi ziyaret etmiş. http://www.burdurmuzesi.gov.tr/TR,120529/ziyaretci-istatistigi.html

Bu görülmeye değer kenti ziyaret etmeniz dileğiyle.

Antik kent içindeki gezimiz bittikten sonra yola revan olduk. Antik kenti ve Salda Gölü’nü bir kez daha görmek ve aynen bıraktığımız şekilde bulmak umuduyla…

***Yusuf Yavuz tarafından kaleme alınan yazılara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

http://www.magmadergisi.com/direndoga/turkiyenin-maldivleri-kesfedilmeden-yok-olacak

http://www.turizmhaberleri.com/haberayrinti.asp?ID=31066

http://www.kuzeyormanlari.org/2016/10/08/turkiyenin-maldivleri-salda-beyazi-devlet-eliyle-karartiliyor/

http://odatv.com/turkiyenin-maldivleri-elden-gidiyor-2608171200.html

 

Continue Reading

Popüler