Connect with us

Kitap

İkircikli Biricik

Yazar İlhami Algör ile tanışmamız Fakat Müzeyyen Bu Derin Tutku filmi ile oldu. Filmi seyrettikten yaklaşık bir hafta sonra kitap rafları arasında dolaşırken filme adını veren ve İlhami Algör tarafından kaleme alınmış Fakat Müzeyyen Bu Derin Tutku kitabını gördüm, şaşırdım. Filmin bir kitap uyarlaması olduğunu bilmiyordum, öğrenmiş oldum. Film ilgimi çektiğinden, yazar da ilgimi çekti ve raftaki diğer romanlarına bakmaya başladım. Böylelikle İkircikli Biricik  romanını almaya karar verdim.

Roman kahramanımız yapayalnız, ailesini gönendirecek biri olmadığını düşünen, düzenli bir işi olmayan bir erkek. Kitapta kişilerin isimleri yer almıyor. Dolayısı ile roman kahramanımızın da bir ismi yok. Kendisi için ‘’Adım lazım değil. Çok gerekli ise ‘beyhude işlerin piri’ diyelim ‘’ diyor. Arka sol bacağı olmadığı için Üç Bacaklı diye seslendiği dişi bir kedisi var. Kitapta kahramanının iç sesi, arkadaşlık, musiki, meyhane, sevgili, yan daire komşusu, yas evi, güz, gece, gündüz, Beşiktaş vapuru, İstanbul, yeni yıl ,leylekler, yaz, anne ziyareti ve daha neler neler var.

Şimdi bu kitap ne anlatıyor o zaman diye soracak olursanız da beyhude işlerin piri olan bir adamın hayata karşı duruşunu anlamamıza yarayacak cümlelerden oluşan bir romandır diyebiliriz. Yazarın dili o kadar basit ve yalın ki, sanki karşınızda konuşuyor gibi kitabı bir çırpıda bitiriyorsunuz. Sıkmadan, sıkılmadan, derdini güzelce ve en sade şekilde anlatmış yazar. Ayrıca kitapta daha önceden bilmediğim kelimeleri ve cümleleri öğrenmekte çok hoşuma gitti.

  • ‘’Keyfini kederine dürüm etmiş olarak sokağıma döndüm.’’  sy. 8
  • ‘’Meğer ki dünya denilen gezegen esasen bir yürüme bandı imiş.’’  sy. 25
  • ‘’Fakat bu akşam ruhen güzelim.’’ sy. 37
  • ‘’… zamanın sökük yerlerini dikti.’’ sy. 49
  • ‘’Dönüp mutfağa kadehin dibinde kalana baktım. Bu miktara meyhaneciler ‘’gözyaşı’’ derlerdi. Bundan biraz daha fazla olanına ‘’yolluk’’.  Meyhaneden kalkıp eve gitmeyen gönülsüzleri, kaçınılmaz olan ile yüzleştiren, buluşturan, uzlaştıran … Yuttum kadehin dibini.’’

Kitaptan alıntı ile özet yazımızı bitirelim.

‘’ Bana zamanın akışkan hali lazım. Burada İkircikli bir durum var: Hayatın nehirvari akışkan bir şey olduğu ve akar iken bana bir şeyler getirebileceği kabulü ile ‘valla ne beklediğimi bilmiyorum, zaten bir şey beklemiyorum,’ cümlesi.

Kitap bana psikologların kullandığı Bilişsel Davranışçı terapiyi anımsattı. Serbest çağrışımlarımız ile aklımızın çöp kutusuna attığımız her şeyin, zamanlı zamansız iç sesimizle kendini göstermesi halini.

Keyifli okuma saatleriniz olsun.

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Kitap

Aziz Bey Hadisesi

Ayfer Tunç’un kalemi ile tanışmam Dünya Ağrısı kitabı ile oldu ki bundan sonrasında yazarın röportajlarını dinledim, yazarın beğendiği yazarları takip edip, beğendiği kitapları okumaya başladım. Dolu bir yürek ve zihin, kelimelerin kalemin ucundan zekice damlaması, içe işleyen, sorgulayan, sorgulatan, kitaplarının okuması bittikten sonra yürekte ve akılda kalan güzel lezzet. Sonuç, Ayfer Tunç’un kalemini seviyorum.

http://www.gezipduru.com/2019/11/23/bir-deliler-evinin-yalan-yanlis-anlatilan-kisa-tarihi/

http://www.gezipduru.com/2017/05/02/omur-diyorlar-buna/

http://www.gezipduru.com/tag/dunya-agrisi/

Aziz Bey Hadisesi … Kitap, ana karakterimiz Aziz Bey’in Zeki’nin Meyhanesi’nde acıklı bir hadise yaşaması ve ”pek az kalpte sevgiyle anılacak” Aziz Bey’in yapayalnız şekilde ölümü ile başlıyor. Zeki’nin Meyhanesi’nde yaşanan olayın ne olduğunu ve Aziz Bey’i Aziz Bey yapan yaşanmışlıkları, karakterinin oluşmasına neden olan olayları kitabın sonuna doğru öğrenebilirsiniz.

Zeki haklı mıydı, haksız mıydı? Yoksa bu Aziz Bey’e yapılmamalıydı mı diyeceksiniz? Annesini veya babasını yadırgayacak/yargılayacak mısınız? Kitabı bitirdiğimde ben bunların hepsine dair bilgi edinmiş ve fikir sahibi olmuştum.

Aziz Bey hep burnu havada, ruhu uçarı olan, okul sıralarına bir türlü sığamayan ve bu nedenle de babasının çok istemesine rağmen okumakta gözü olmayan, kadınları peşinde sürükleyen, kaderin eline biraz da mecburen bıraktığı tamburu çalmaya başlayan, tambur taksimleri ile ünlenen, hırçın tabiatlı bir genç.

Havai ruhunun durgunlaşması ve kitaba adını veren kelimelerden biri olan hadisesinin başlangıcı Maryam’ı görmesi ile başlıyor. ”Vaktiyle çok yakın olduğu, şimdi pek çoğu hayatta olmayan kimselere ‘Adeta efsunlandım.’ diye tarif ettiği o anı hiç unutmamıştır.” Maryam’ın ailesinin Beyrut’a gitmesi, kendisinin sabit bir işte çalışamaması, ruhunun kapalı yerlerde daralması, yaşadığı ülkede ne uzayacağını ne kısalacağını fark etmesi, aniden kendisini babası tarafından evden kovulmuş bulması ve nihayetinde sevdiğine götüren gemiye binip ülkeden uzaklaşması…

  • ”Fazlasıyla ince ruhlu, devam edilen bir babanın, onun gibi ezik boyun eğen çocuğu olmak yerine taş gibi katı burnu havada olmak istedi. Hepsi bu. ” (Sayfa 15)

 

  • ”Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de başaramaz. Ruh başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır: yer, içer, yaşar.” (Sayfa 21)

 

  • ”Hayat babasının istediğinden çok daha fazla burnunu sürtmüş, ona hak etmediği kadar ağır bir ders vermişti. Peki Aziz Bey bu dersi aldı mı? Hayır… Aziz bey de birçokları gibi hayatla inatlaşmayı, didişmeyi tercih etti.” (Sayfa 49)

Ayfer Tunç’un kalemi ile tanışmak, bugüne kadar tanış olduğum bir çok yazarın içinde önemli bir yere sahiptir.  Yazarın kaleminden damlayan kelimeler gibi,  sohbet anında dilinden dökülen kelimelerde bir hikaye niteliğinde. Dinlemekten ve okumaktan yorulmayacağım edebi bir kimlik bulmak beni çok mutlu etti.

Sizin de en kısa sürede Ayfer Tunç’un kalemiyle tanışmanız dileğiyle.

Mayıs 2020  @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Kitap

Kardelenler

Kitaba adını veren Kardelenler, yıllara yayılarak kamuoyundan destek alan, çığ gibi büyüyen ve Türkiye’nin en büyük sosyal sorumluluk projelerinden birinin adıdır. Projenin isim annesi olan Ayşe Kulin, Doğu Anadolu’nun soğuk ikliminde kar kalkmadan açan çiçeklerle kız çocuklarını özdeşleştirmiş. Tıpkı kara toprağı delip ışığa uzanan kardelenler gibi, onlarda yaşadıkları yörenin koşullarını zorlayıp okumak istemiş ve var olduklarını göstermeye çalışmışlar.

Bu kitabı önce kendinize alarak sonrada çevrenizdekilere hediye ederek bir kardelene bir damla su olabilirsiniz. Nasıl mı ? Ayşe Kulin bu kitabın satışından doğacak haklarının tüm gelirini, Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları projesine bağışlamış da ondan.

Kitabın sayfaları arasında farklı hayatların hikayelerine eşlik edecek, yoklukla yoğrulan yaşamları, bu yaşamlar içindeki sabır taşı gibi ve azimli insanları göreceksiniz.

Kitabın anlam ve önemine yakışır şekilde kitabın başına Dünyanın Bütün Çiçekleri şiirinin bir kısmı eklenmiş ama tüm şiiri ekleyerek sözün bittiği yere gelmek istiyorum. Son söz olarak da vefakar ve cefakar öğretmenlerimizin önünde sevgi ve saygıyla eğiliyorum.

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin…ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kir ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Koy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslar da eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatimin çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu essiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yasamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yasadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Simdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf Kansu

Mutlaka okuyun dediğim kitap sayısı çok azdır ancak bu kitabı mutlaka okuyun, okutturun lütfen. Okumak istemezseniz de alın bir kenara koyun, denizde bir damla da siz olun.

Kitaplarda aradığınızı bulmanız dileğiyle.

Continue Reading

Kitap

Yabancı

‘’Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum. Bakımevi’nden bir telgraf aldım :

 Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak.’’

Albert Camus’un Yabancı kitabının giriş cümleleri beni ilk andan itibaren kitabın içine çekmeyi başardı. Her kitap bunu ilk anda başaramaz, önce biraz kitabın sayfaları arasında ilerlemeniz, konuya yavaş yavaş hakim olmanız ve akışa uymanız gerekir.

Sanırım kitabın hemen herkesi içine alması ve sayfalarının nasıl çevrildiğini bile unutturup kitabın son sayfasına nasıl gelindiğinin bilinmemesi genel geçer bir durum olmuş ki roman 1957 Nobel Eebiyat Ödülü’ne layık görülmüş. Ödül alan her kitap kayda değer olmayacağı gibi, ödül alamayan kitaplarında edebi yönden zayıf olduğu kanaatine sahip olanlardan değilim ancak bu kitap yazıldığı dönem ve koşullar ve yazarın ruh hali düşünülerek okunduğunda ödül almamış olsaydı da ben gönlümden bir ödül verirdim diye düşünüyorum.

 

Ana karakterimiz Meursault’un annesinin ölümü nedeniyle ”Kabahat bende değil.” diyerek patronundan iki gün izin istemesi, bakım evine gitmesi ve orada yaşadığı anlar ile kitabın sayfaları arasına karışıyorum. Bu anları okurken Meursault’un davranışlarının ve düşüncelerinin genel geçer kalıplara uymaması rahatsız ediyor ve sonrasında karşıma ne çıkacak düşüncesi kitabı elimden bırakmama mani oluyor.

Kitabın ilk bölümünde annenin ölmesi ve gömülme merasimi sonrasına, diğer bölümlerde ise Meursault’un günlük rutin işlerine ve davranış kalıplarına geri döndüğüne tanıklık ediyoruz. Davranışlarının bütünün tepkisizlik üzerine olduğu artık kesinlik kazanınca da kahramanımıza biz tepki göstermeye başlıyoruz. Neden ? Toplumun içinde birey olarak bulunsak da bazı konularda bireysel değil toplumsal düşünce yapısına ayak uydurmak ve ona göre davranmak zorunda kalabiliyoruz. Mesela, bir yakınımız öldüğünde üzülmenin ana göstergesi !!! olan hıçkırıklara boğulmak ya da en azından göz pınarlarından yaşlar dökmek ve bu üzüntülü süreci matem adı altında belli bir süre daha devam ettirmek zorunda kalmak gerekir. Aksi takdirde insanlığınız sorgulanır.

Meursault bizim için topluma yabancılaşmış bir kişilik gibi görünse de, o da kendi penceresinden baktığında diğer insanları yabancılaşmış olarak görür. Bize göre hissizleşmiş ve kayıtsız gibi görünen her şey, ona çok doğal gelir. Toplum onu anlamazken ve dışlarken, o da toplumu anlamaya çalışmıyor ve içinde olmak istemediği insan yığınlarına ve düşüncelerine önem vermiyor.

‘’ Ölmüşse artık bana neydi bundan. Ben öldükten sonra herkesin beni unutması nasıl doğal buluyorsam, bunu da öylece doğal buluyorum .’ ( Sayfa 104)

‘’ Benim, en temel kurallarını bilmezden geldiğim bir toplumda işim olmadığını, üstelik en basit tepkilerinden dahi habersiz olduğum insan kalbine sığınmaya da yüzümün tutmayacağını ilan etti.’’ ( Sayfa 93)

‘’… annesinin ölümünün ertesi günü bu adam denize girmiş, bir kadınla gayrimeşru bir ilişkiye başlamış, komik bir film seyrederek gülmüştür. Size bundan fazla bir şey söyleyecek değilim.’’ ( Sayfa 87)

‘’…  bir yabancı kahve ikram edebilir ama bir evlat, kendisini doğuran kadının ölüsü başındayken bu kahveyi reddetmekle yükümlüdür.’’’ ( Sayfa84)

Kitabın ilerleyen bölümlerinde kendince olması gerektiği gibi davranan Meursault’ı arkadaş çevresi içinde ve olay örgüsünün getirdiği nokta olan mahkeme salonunda görüyoruz. Ölüm cezasına çarptırıldığında da bu soğukkanlılığını koruyabilecek mi onu da kitabı okuyacağınızı düşünerek size bırakıyorum.

Dili basit ve akıcı, olay örgüsü rutin sayılmakla birlikte, kahramanımızın düşünüş yapısı ve bunu cümlelere aktarış biçimi bence kitabı kesinlikle okunabilir kılıyor.

Kitap sayfaları arasında kaybolmanız ve aradığınızı bulmanız dileğiyle.

Nisan 2020     @okumali-ys     @gezipduru-ys

Continue Reading

Popüler