Connect with us

Film

Reader

Yönetmen: Stephen Daldry

Oyuncular:Kate Winslet, Ralph Fiennes, David Kross

Müzik:Nico Muhly

Çıkış tarihleri: 9 Ocak 2009 (ABD)
10 Nisan 2009 (Türkiye)

Süre: 124 dakika

Ödüller : Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın, Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın oyuncu ödülleri.

Bernhard Schlink imzalı aynı adlı romandan uyarlanan filmin ilk önce adı ilgimi çekti. Nasıl ki kitap alırken önce kitabın adı, sonra arka kapak yazısı ve nihayetinde kapakta yer alan resim/fotoğraf benim ilgimi çekiyorsa, filmlerde de öncelikle filmin adı ve afişi dikkatimi çekiyor. Filmin konusunu okurken Nazi yargılamaları, toplama kampları gibi benim dikkatimi çekecek diğer anahtar kelimeleri görünce ve arkadaş tavsiyesi olarak da izlenebilir bilgisini alınca filmi oturup izlemek kaldı.

Film günümüze yakın bir tarihte başlayıp, geçmişe dönüşler ile ilerliyor. Çalışan bir kadın ve kendisinden oldukça küçük olan bir ‘’çocuk’’ ile yaşadığı aşkla başlayan bir film bu. Başlarda filmin ana teması buymuş gibi gelse de 2 saatlik bir film olduğunu düşünürsek sadece bu temanın işlenmediğini net olarak söyleyebiliriz.

Filmin ana kahramanı 36 yaşındaki tramvayda bilet kesen Hanna Schmitz. Bir gün iş çıkışı eve dönüşünde kapısının önünde hastalanan 15 yaşında genç bir çocuk olan Michael Berg ile karşılaşıyor ve onu evine götürerek kısa süre için bakıyor. Çocuk evine döndüğünde uzun süre evde kalmasına neden olan bir hastalığa yakalanıyor. İyileştiğinde ise teşekkür etmek için Hanna’nın evine çiçek alıp gidiyor ve bir anda yaş farkına aldırmaksızın ilişkileri başlıyor. Çocuk her gün kadının evine düzenli olarak gidiyor. Çocuk Yunan ve Latince derslerinden bahsediyor ve kadın kendisine her ne olursa olsun bu dillerde bir şeyler okumasını istiyor. Çocuğun okudukları üzerinde o kadar etki bırakıyor ki artık bu okumalar ritüelleri arasına giriyor.

 

 

Filmi izlerken bir iki sahnede Hanna’nın okuma yazma bilmediği için bu okumaların ne kadar  önemli olduğunu ve neden bu kadar hoşuna gittiğini anlıyoruz. Çalıştığı iş yerinde başarılarından dolayı büroya terfisi çıkıyor ama bu okuma yazma bilmemesi hayatının akışını birdenbire değiştiriyor. Okuyamıyor olmasından ne kadar utanç duyuyor ki bunun öğrenilmesini istemediği için terfi aldığı işi ve yaşadığı şehri ve çocuğu bırakıyor.

Zaman atlaması ile 8 yıl sonrasına Michael’ın hukuk öğrencisi olduğu zamana geçiş yapıyoruz. Profesörü ve hukuk öğrencisi arkadaşları ile II. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında 300 Yahudi kadının bir kilisede yanarak ölmesine izin vermekten yargılanan sanıklar arasında Hanna’yı görüyor. Hanna yine geçmişte olduğu gibi okuma yazma bilmemesinin cezasını kendisine kesiyor ve filmde izleyeceğiniz nedenden dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyor. Buraya kadar okuduklarınız filmi izleyip izlememenize karar vermenize yetecek kadar olduğundan izleyecek olanlar için burada filmin içeriğine dair daha fazla bilgi vermeyi bırakalım.

Film Altın Küre, BAFTA ve Akademi Ödülleri’ne aday gösterilmiş ve Kate Winslet Hanna rolü ile Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın, Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın oyuncu ödüllerinin sahibi olmuş. Ödül almasa da bence genç yaşına göre David Kross performansı da bir bravoyu hak ediyor. İki saat zamanınız varsa ve biraz aşk, biraz duygusallık, biraz tarih, biraz dram isterseniz bu film tam size göre.

İyi seyirler

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Film

Woman at War

Yönetmen : Benedikt Erlingsson

Oyuncular: Halldóra Geirhardsdóttir

Davíd Thór Jónsson

Magnús Trygvason Eliasen

Ómar Gudjónsson

Müzik: Davíd Thór Jónsson

Görüntü Yönetmeni :Bergsteinn Björgúlfsson

Yapım Yılı: 2018

Süresi: 1 saat 41 dakika

IMDB : 7.4

Çevre konusuna duyarlı ve toprağın ses verdiğine, onu can kulağı ile dinlersek bizimle konuştuğuna inananlardansanız bu film tam size göre diyebilirim.
Filmdeki kahramanımız Halla karakterini, İzlanda’nın doğasını, sanayileşmenin pençesinden kurtarmak için elinden geleni yapmaya çalışan tutku dolu bir çevre aktivisti ve aynı zamanda kendi halinde bir hayat sürmeye çalışan koro şefi olarak görüyoruz. Bir yandan koro çalışmalarına katılırken bir yandan da İzlanda toprakları ile ilgili yanlış kararlar alan politikacılar üzerinde baskı oluşturmak için bombalama eylemlerine girişerek ülkenin elektriğini kesmekte ve fabrikaların çalışmasına engel olmaktadır.

Halla, sanayicilerin işlerini yavaşlatan eylemlerine devam ederken toplumda ses getirmeye ve ”Dağların Kadını” olarak anılmaya başlar. Yapmak istediği işleri bir bir gerçekleştirirken, bir gün yaşamını ve bundan sonraki hayatında nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sorgulatan bir olay yaşanır. En büyük eylem planının arifesinde gelen mektupta artık neredeyse unuttuğu bir başvuru sonucunun -evlat edinme başvurusunun- kabul edildiği bilgisi iletilir. Doğanın koruyucu annesi artık bir çocuğun annesi olma noktasındadır.

Haklı bir mücadele, duygusallığa sığınmadan yapılan bir aktarım,  film boyunca karşımıza çıkan görseller, fotoğraf kareleri tadında karşımıza çıkan kareler, müzikler, ters köşe yapan bir film sonu.

Keyif alarak izlediğim, doğanın sesine kulak vermemiz gerektiğini bir kez daha anlatan bu filmi izlemeniz dileğiyle.

Mayıs 2020   @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Film

Kız Kardeşler

Yönetmen: Emin Alper

Senarist: Emin Alper

Özgün Müzik: Giorgos Papaioannou, Nikos Papaioannou

Oyuncular: Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel, Helin Kandemir, Kayhan Açıkgöz, Müfit Kayacan, Kubilay Tunçer, Hilmi Özçelik, Başak Kıvılcım Ertanoğlu

Vizyon Tarihi: 13 Eylül 2019

Süre: 1 saat 48 dakika

IMDB : 7.5/10

Seyre değer film araştırmaları yaparken çeşitli sitelerde ve sosyal hesaplarda sürekli karşıma Kız Kardeşler filmi çıktığından, o zaman filmi seyrederek kendi fikrimi oluşturmalıyım dedim. Filmin ilk sahneleri dolambaçlı, engebeli, kıraç yollar ile başlıyor, kamera araba içinden ön camdan çekim yapıyor, bir süre bu şekilde birlikte yol aldıktan sonra kamera arka koltukta oturan Havva’ya dönüyor ve nihayetinde araba köye giriyor.

Nurhan, Reyhan ve Havva. Annelerinin ölümünün ardından bu üç kız kardeş, kasabaya farklı ailelerin yanına besleme olarak gönderiliyor. Farklı karakterlere sahip olan bu kardeşler, yanlarında kalan ailelerin hayatlarına uyum sağlamakta zorlanınca her biri başka bir nedenle babalarının evine istemeye istemeye geri dönmek zorunda kalırlar.

Filmde karakterleri başarıyla canlandıran oyunculardan en çok Reyhan’ı sevdim. Şivesi ve gerçekten rolünün içine girmesi, beni de yaşadığı acıların ve özlemlerin içine çekebilmesi muazzam güzeldi. Reyhan, kasabadan babasının yanına kucağında çocuğu ile yollandığı zaman, köyde yarım akıllı dedikleri Veysel ile evlendirilir. Çocuk kimdendir? Direk olarak şu kişidir diye isim geçmez, belirsizlikte kalır ama köyde dedikodular almış başını gitmiştir.

Nurhan, kardeşler içinde en asisi, en uyumsuzu, en asabisi. Kasabada bakımını yaptığı çocuğu dövmesi nedeniyle babasının evine gönderiliyor.

Havva, kardeşler içinde en mülayimi. Sakin, sessiz, çok titiz … Onun baktığı çocuk vefat edince o da babasının evine geri getiriliyor.

Herkes tarafından örselenen, küçümsenen, yarım akıllı denilen çoban Veysel karısı Reyhan’ı ve oğlunu alıp kasabaya gitmek ve çobanlıktan kurtulup kendine yeni bir çıkış yolu bulma derdinde.

Köyün deli kadını ve sürekli  ileri geri taklalar atması … İlk başta buna pek bir anlam veremesem de sonrasında yaşanan kısır döngü anlarının sıkça yaşanması, deli kadının taklalarını anlamlı kılmaya başlıyor.

Dumanlı dağlar, kışın karla kapanan engebeli ve yazınsa taşlı çakıllı yollar…Kasabaya gitmeyi çıkış yolu olarak gören kız kardeşlerin yolunu kapatan coğrafi şartlar, bir taraftan hiç beklenmeyen bir gelişme, köyde hapis kalma, deli kadının taklaları ve babanın filmin sonundaki repliği:“Size üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatayım mı?”

Oyunculukları ruha dokunan, coğrafi şartların zorluğunun insan hayatlarını nasıl sınırlandırdığını gösteren, farklı karakter, farklı olaylar ve nihayetinde her kesin dönüp dolaşıp yaşadığı kısır döngüleri başarılı bir şive ile bize anlatan bir film.

Bu ruha dokunuşlar nedeniyle En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerine layık görülmüş, Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Helin Kandemir’e En İyi Kadın Oyuncu, müziklerine imza atan Giorgos & Nikos Papaioannou’ya En İyi Özgün Müzik ödülünü kazandırmış. “Kız Kardeşler” FIPRESCI *ödülünün de sahibi olmuş.

*FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) farklı ülkelerden profesyonel film eleştirmenleri ve sinema yazarlarının oluşturmuş oldukları ulusal örgütlerin aynı çatı altında birleşmeleriyle oluşmuş bir federasyondur.

Keyifli seyirler dilerim.

Mayıs 2020   @gezipduru_ys    @ okumali_ys

Continue Reading

Film

Mekanlar ve Yüzler

Orjinal adıyla Visages Villages belgeseli, Avrupa sinemasının en önemli yönetmenlerinden Agnès Varda ile Fransız sokak sanatçısı ve fotoğrafçısı JR’nin ortaklaşa çalışması.

Varda ve JR’nin Fransa kırsalında dolaşırken birbirleriyle, karşılaştıkları insanlar ile sıcak diyaloglarına, sonrasında da o sevimli arabalarında insanların fotoğraflarını çekerek bunları büyük ebatlarda basmalarına ve bunları sanatsal bakış açılarını da işin içine katarak uygun mekanlara asmalarına eşlik ediyoruz. İki sanatçı arasında 55 yaş kadar bir fark olsa da aralarındaki uyum, sohbetlerinin esprilerle bezenmiş olması, Varda’nın geçmişe dair anıları ve iki sanatsal aklın fotoğraf projelerinin ortaya çıkarttıkları kareler keyifle izlenebilir bir belgesel film ortaya çıkarmış.

Öncelikle Fransız sokak sanatçısı JR hakkında kısa bir bilgi verelim. Berlin’den Şangay’a kadar çeşitli şehirlerde gerçekleştirdiği Şehrin Kırışıklıkları (Wrinkles of the City)* projesi için 2015  yılında İstanbul’a gelerek projesi kapsamında Tarlabaşı, Galata, Eminönü, Balat ve Mahmutpaşa gibi semtlere gitmiş, yanına gönüllüleri de alarak siyah portre fotoğrafları dev ölçeklerde basmış, bunları derme çatma binaların yan cephelerine, duvarlarına yapıştırarak mekanları ve yüzleri yorgunlukları/eskimişlikleri ile çok net şekilde gözümüzün önünde sergilemiştir.

*Prestijli TED (Yaymaya Değer Fikirler) Ödülü’ne layık görülen sanatçı JR tarafından dünyanın çeşitli şehirlerinde gerçekleştirilen “The Wrinkles of the City” özel bir tarihe sahip şehirlerin dahil edildiği dünya çapında bir sanat projesi olarak tanınmaktadır.

Agnes Varda kimdir ? Yeni Dalga (Nouvelle Vague)*** sinema akımının tek kadın temsilcisi olan, yönetmen, sinemadan belgesele, belgeselden fotoğrafa kadar geniş bir yelpazede sanatın kolları arasında sarmaş dolaş olan ruhu özgür bir kadın.

Varda, Cléo de 5 à 7″ (5’ten 7’ye Cléo ) ve “Le Bonheur” (Mutluluk) filmleriyle sinema dünyasının öncüleri arasında yer alırken, 2017’de Akademi’nin Onur Ödülü’nü alan ilk kadın yönetmendir. Ayrıca Cannes Film Festivali’nde de 2015’teki Altın Palmiye Onur ödülü alan ilk kadın yönetmen olurken, Fransa’nın en yüksek seviyedeki Ulusal Madalyası Légion d’Honneur ve Fransız Akademisi’nin René Clair Ödülü’nü de almıştır.

*** Yeni Dalga akımı ile ilgili bilgi ve film adları yazımızın en altında yer almaktadır.

Mekânlar ve Yüzler ile kendi alanlarında iki başarılı sanatçının el birliği yaparak, zaman zaman geçmişe giderek, çoğu zaman gittikleri yerlerdeki insanlarla güzel dostluklar kurarak, duygusal anlar yaşayarak, yaşamın içinden kareler sunarak, sonuç itibariyle bize keyifli anlar yaşatan bir belgesel ortaya çıkarmışlar. Özellikle Agnes Varda’nın gözlerinin ve o şirin mi şirin ayaklarının yurdun dört bir yanına giden trenin dış cephesini kaplaması gerçekten görülmeye değer. Varda gidemediği her yere böylelikle gidiyor ve her yeri görebiliyor 🙂

“Yeni Dalga akımının büyükannesi”, üretken, yaratıcı ve yenilikçi, Fransız fotoğrafçısı ve yönetmen Agnes Varda 2019 yılında, kanser tedavisi görürken 90 yaşında hayatını kaybetti. Kendisini geç tanımakla birlikte eserleri güncelliğini koruduğundan en azından eserlerine yetişebildim diye teselli buluyorum.

Hayat dolu bu belgeseli izlemeniz dileğiyle.

Mayıs 2020  @gezipduru_ys     @okumali_ys

***Yeni Dalga (Fransızca: la Nouvelle Vague) 60’ların başında durağanlaşan Fransız sinema sektörüne karşı konulmuş bir protesto, bir başkaldırı, François Truffaut, Jean-Luc Godard, Éric Rohmer, Claude Chabrol ve Jacques Rivette’in öncülüğündeki bir sanat akımıdır. Bu Yeni Dalga’nın özelliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz; monotonluğa karşı çık, var olanı değiştir, denemekten korkma. Yeni Dalga akımını benimsemiş filmler bu  özellikleri barındırdığından dolayıda birbirine benzemez. Her yönetmen, her filminde farklı, kendine özgü yeni bir şeyler dener. Bu akım, başta Truffaut ve Godard gibi iki yönetmeni sinema dünyasına kazandırırken, Andre Bazin de, Yeni Dalga akımına yaptığı katkılardan dolayı “Yeni Dalga’nın manevi babası” olarak anılmıştır.

Yeni Dalga akımı içinde yer alan film örneklerini aşağıda görebilirsiniz.

1- 400 Darbe / Les Quatre Cents Coups (1959) – François Truffaut

2- Hiroşima Sevgilim / Hiroshima Mon Amour (1959) – Alain Resnais

3- Serseri Aşıklar / À bout de Souffle (1960) – Jean-Luc Godard

4- Piyanisti Vurun / Tirez sur le Pianiste (1960) – François Truffaut

5- Lola (1961) – Jacques Demy

6- Kadın Kadındır / Une Femme est une Femme (1961) – Jean-Luc Godard

7- Cléo Beşten Yediye / Cléo de 5 à 7 (1962) – Agnès Varda

8- Jules ve Jim / Julet et Jim (1962) – François Truffaut

9- Alphaville (1965) – Jean-Luc Godard

10- Koleksiyoncu Kadın / La Collectionneuse (1967) – Éric Rohmer

Continue Reading

Popüler