Connect with us

Film

Kefernahum

Filmin Orijinal İsmi: Cafarnaúm

Filmin Çıkış Tarihleri : Mayıs 2018 (Cannes)

                                       20 Eylül 2018 (Lübnan)

Yönetmen: Nadin Labaki

Oyuncular: Zain Al Rafeea, Cedra Izam, Nadine Labaki

Müzik: Khaled Mouzanar

Dili: Arapça

Süre: 120 dakika

IMDB :  8.4/10

Kefernahum filmini izlemeden önce konusunu araştırırken, Zain’in kendisini dünyaya getirdikleri için anne ve babasına dava açtığını ve bunun üzerinden filmin akıcı bir şekilde ilerlediğini okumuştum. Filmi izlediğimde ise bu bilginin aslında ana konu olmadığını, küçük çocuğun yaşam mücadelesinin sadece küçük bir parçası olduğunu anladım. Film boyunca Beyrut da yoksulluğun hüküm sürdüğü, şiddetin ekmek ve su kadar doğal olduğu, doğum belgeleri bile bulunmayan ve hiçlikler dünyasında var olmaya çalışan çocukların hayat hikayesine Zain karekteri ile tanıklık ettim.

Zain kendisi gibi çok zor şartlarda büyüyen, kaç tane olduklarını bir türlü sayamadığım kardeşleri, anne ve babası ile çöplük gibi bir evde yaşıyor. Onun için her şey kız kardeşinin çocuk yaşta evlendirileceğini anlamasıyla başlıyor. Çalışıp eve para getirmek zorunda olduğundan okula gidemeyen, kardeşleri arasında en çok küçük yaşta evlendirilecek olan kız kardeşine düşkün olan, sudan bahanelerle dayak, itiraz ettiği konularda mücadelesini bırakmayan, çocukluğunu yaşamadan ergenliğe geçmek zorunda kalan Zain’in mücadelesine hem üzülüyor hem de gerçekten olaylar karşısındaki tavırlarına hayran kalıyorsunuz.

Bütün itirazlarına rağmen babası yaşındaki bir adamla kız kardeşinin evlendirilmesi, evde her an yaşanan sözlü ve fiziksel şiddet nedeniyle evden kaçan Zain daha çok aç kalır, daha fazla horlanır, filmde izleyeceğiniz başından geçen birçok olaydan sonra da göçmen bir kadının küçük çocuğuna bakmaya başlar. Kendi evinin bulunduğu mahalle gibi yoksulluktan kırılan derme çatma izbe bir göçmen evinde en azından aç kalmaz ve dayak yerine sevgi ve ilgi görür.

Film katmanlı şekilde açılıp giderken Zain’in mücadele gücüne hayran kalacak ve oyunculuğunu çok beğeneceksiniz. Filmin yönetmeni Labaki, filmin ana karakter oyuncusunu nasıl bulduğunu ve filminin hazırlanış aşamasını şöyle anlatmış: “Suriyeli göçmen çocuk Zain Al Rafea’yı Lübnan sokaklarında bulduk. Filmime katkıları olan çocukların ellerinde hiçbir şey yok. Filmdeki kız çocuğu belki şu anda Beyrut sokaklarında arabaların camlarına yüzünü yapıştırıp dilenmekle meşgul. Tek tesellim Zain’in nihayet bir kimlik kartına kavuşmuş olması….Üç yıl boyunca Beyrut’ta kaçak göçmenlerin yaşadığı gecekondu semtlerinde, tutuklama karakollarında, çocuk hapishanelerinde araştırma yaptım. Filmimdeki ortamda yaşayan 16 çocuklu bir kadın tanıdım, çocuklarından altısı ölmüştü, diğerlerini yetimhaneye terk etmişti. Zain gibi kimlik kartı olmayan sayısız çocuğa rastladım. Fakirlikten ve açlıktan öldüklerinde kimsenin haberi olmuyordu. Gerçekler acıtır ama ırkçılığın göçmenlere verdiği tahribatı gördüm.”

Evet film baştan sona hüzün verici ama biz bu hayatı sadece film karelerinden izlerken, bu ve bunun gibi aklımızın köşesinden geçmeyen nice hayat hikayesi dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanmaya devam ediyor.

Filmin aldığı ödülleri aşağıda paylaşarak yazımızı sonlandıralım.

*Altın Portakal Uluslararası Film Yarışması En İyi Erkek Oyuncu Ödülüden 
*Cannes Film Festivali Jüri Ödülü
*Amanda Award for Best Foreign Film in Theatrical Release
*Altın Portakal Gençlik Jürisi Ödülü
Görüşmek üzere.
Nisan 2020

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading

Film

God On Trial

Orijinal adı ‘God On Trial’ olan ve Türkçeye ‘Ölümün Soluğu’ ya da ‘Tanrı Yargılanıyor’ diye çevrilen film 2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampının loş ve sefalet içindeki bir barakası içinde başlar.

Toplumun farklı kesimlerinden gelen (haham, avukat, öğretmen, fizikçi, eldivenci…) ve barakada yaşayan Yahudilerden bazıları Tanrı’ya duaları ile sığınırken bir kısmı inancını yitirmiş olduğundan bu sefil ve acı verici durumda yaşamalarına, bu kadar acı çekmelerine, Tanrı’nın neden izin verdiğini sorgulamaya başlar. İçlerinde tartışırlar, ortak bir kanaat olmasa da  bir mahkeme kurarlar ve Tanrının bu olanlara neden müsaade ettiğini, bu kadar zulüm karşısında neden müdahale etmediğini yargılamaya başlarlar.

Suçlama: Cinayet, ölüm, cinayete yataklıktır.

Tanrı yargılanırken söz alan Yahudilerin bazı cümleleri dikkat çekicidir.

“Beni duyuyor ve hiçbir şey yapmıyor… Eğer beni duyuyor ve bir şey yapmıyorsa kötü biri demektir. O burada olmalıydı, bizler değil. O halde onu yargılamalıyız belki o zaman bizi duyar.”

“Tanrı benimle ilgili hayal kırıklığı yaşadığı için tüm Yahudi halkını cezalandırıyor mu? Asıl soru neden iyi adamı cezalandırmayı seçtiği ? Neden Hitler’i değil mesela ? Peki, Firavun’u katletti mi ? Yahudiler tümden bir katliama uğramak için ne yapmış olabilirler ? Bir yanıtı olan var mı ?”

Bugüne kadar izlediğimiz filmlerin sonuna ilişkin bilgileri sizlerle paylaşmadık ancak bu film özelinde filmin sonuna doğru söylenen şu sözleri yazmayı tercih ettik .

“….ismini alıyorlar, saçlarını kesiyor, çocuklarını senden alıyorlar. Eşini ve anneni de, hatta dişlerini bile. Seni sen yapan her şeyi alıyorlar. Tanrınızı da almalarına izin vermeyin. Ne kadar aptalca ve faydasız görünse de bu anlaşma sizin. Tanrı sizin Tanrınız, hiç var olmasa bile.”

Jüri, mahkemenin sonucunda Tanrının suçlu olduğuna karar verir ancak insanın yaşadığı dilemma birdenbire ortaya çıkar.

“Artık Tanrı suçlu, şimdi ne yapacağız?”

“ Şimdi dua edeceğiz!”

Filmin sonu şimdiden sizin için belli olsa da filmi izlemelisiniz. Yahudilik tarihinin başlangıcına ve o ana kadar ki yaşam süreçlerine dair bilgiler harmanlanarak kısa şekilde önünüze koyulacak ve belki ilk kez duyacağınız o konuları da bizim gibi araştırmak isteyeceksiniz.

İyi seyirler dileriz.

@ gezipduru_ys      @okumali_ys

Continue Reading

Film

Human

Fransız çevreci, fotoğrafçı ve yönetmen Yann Arthus-Bertrand’ın 2015 tarihli belgeseli, muazzam güzel hava görüntüleri ve kamera karşısında anlatılan insan hikayelerinden oluşuyor. Human, iki yılı aşkın bir sürede, 60’ın üstünde farklı ülkeden, 2020 kişiyle yapılmış röportajların bir bütünü. Yönetmenin ve birlikte çalıştığı takım arkadaşlarının şaheseri bu belgesel, izleyip de unutabileceğiniz türden bir belgesel değil. Sorunlar, insanların hayat hikayeleri üzerinden sınırlamalara takılmadan açık seçik gözler önüne seriliyor.

Belgesel de yer alan röportajlarda yaşı, ülkesi, kültürü, dini ne olursa olsun her konuşmacıya aynı sorular soruluyor. Alınan cevaplar, insanların kültürlerine ve dünyaya bakış açılarına göre bakıldığında doğal olarak çok farklı. Röportajların arasına serpiştirilen doğaya ait kareler ve müzikler de insanı alıp uzaklara doğru götürüyor.

Yaşam, varlık, yokluk, ayrımcılık, mutluluk, özgürlük, aşk, eşcinsellik, savaş ve ölüme dair sorular soruldukça ve cevaplar alındıkça, önce soruları cevaplayan kişilerinde aynı gökyüzü altında yaşadığını düşündürtüyor sonra da kendi hayatımıza dönüp bakmayı. Ayrıca verilen cevaplar sadece psikolojik ya da ekonomik kriterler gözetilerek değil dünya üzerindeki siyasi yapılar ve  kültürel farklılık açısından da değerlendirilebilir. Bence belgeseli izlediğinizde siz de benim gibi bir ara hüzünlendiğinizi, sonra bir başka karede tebessüm ettiğinizi bir diğerinde ise düşüncelere sevk edildiğinizi fark edeceksiniz.

Belgesel boyunca her an fotoğraf güzelliğinde karelerin olması, bir yanda hiçbir profesyonel oyuncunun olmaması ve dolayısı ile senaryosunun bulunmaması, diğer tarafta dünya vatandaşlarının duygu/düşünce dünyasına ses olması bakımından bu belgesel daha önce seyretmediğiniz bir tecrübe yaşamanıza vesile olabilir.

Belgeselde yer alan konuşmacılardan birinin sözleri beni çok etkiledi ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Bazen aklıma çocukken duyduğum bir laf gelir. Bir arkadaşım demişti ki hayat çocukluğundan yaşlılığına taşıdığın bir mesajdır. Yolda bu mesajı kaybetmemeye dikkat et. Sık sık düşünürüm çünkü çocukken iyi şeyler hayal eder, içinde herkesin mutlu olduğu bir dünya düşlerdim. Basit zarif şeyler. Ama hayatın akışında böyle şeyleri kaybediyorsunuz. Bir şeyler satın almak için çalışıyorsunuz. Kimse için endişelenmiyorsunuz. O çocukluktan getirdiğim mesajlar nerede şimdi? Belki de hayatın anlamı o mesajın kaybolmamasını temin etmektir.”

Uruguay başkanının sözleri de tüketici toplumunun esiri olanlar için nokta atışlı bir uyarı niteliğindeydi.

”Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil. Bu konu üzerinde çok düşündüm. Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim. Yeteri kadar vaktim oldu. Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim. Bu bana düşünmek için zaman verdi. Keşfettiğim şey şudur ki: Ya hiç kimseye yük olmadan az ile yetinip mutlu olursun. Çünkü mutluluk içindedir. Ya da hiçbir yere varamazsın. Yoksulluğu savunmuyorum. Sadeliği savunuyorum. Ancak sürekli büyümek isteyen tüketici bir toplum icat ettik. Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik. Sürekli almalısın ve atmalısın. Boşa harcadığımız hayatlarımız aslında. Bir şey satın aldığımda ya da bir şey satın aldığınızda karşılığında para vermiyorsunuz. Verdiğimiz aslında vaktimizdir. ‘’

Toplamda 16 gazeteci, 20 kameraman, 5 editör  ve 12 prodüksiyon ekibinin çalıştığı Human için yönetmen Yann şöyle diyor:

”Ekibimi bir aile gibi seçtim. Güçlü inançları olan, hayatının en zor ve ilginç filmini yaptığının bilincinde olan kişilerdi’.

Belgeselin müzikleri Armand Amar’a ait olup belgesel için hazırlanmış albümde 23 parça bulunuyor. Belgeseli izlerken bir ara  kulağınıza Türkçe sözler çalınacak ki ne güzel bir andır o 🙂  Erzurum’lu İbrahim Hakkı’nın şiirinden alınan sözler ve Gülay Hacer Toruk’un sesi.

Tabiat anaya ait manzaralar, müzikler, insan kareleri ve her duyguyu belgesel saati içinde yaşatan röportajlar muazzam güzeldi.

Boş zamanımda izlerim diyerek ertelemeyin, mutlaka zaman yaratıp en kısa süre içinde izleyin.

Belgesel İNSAN olarak sizin de bir duygunuza mutlaka dokunacaktır.

Haziran 2020   @ gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Film

İşe Yarar Bir Şey

Yönetmen: Pelin Esmer

Oyuncular: Başak Köklükaya

Öykü Karayel

Yiğit Özşener

Yapım: Pelin Esmer

Marsel Kalvo

Senaryo: Pelin Esmer, Barış Bıçakçı

Gösterime giriş tarihi: 27 Ekim 2017 

Süre: 1 saat 44 dakika

IMDB: 7.8/10

Film, ana karakterimiz olan ve avukatlık mesleği dışında bir mesleği daha bulunan-ama onu filmin ikinci yarısında öğreneceğiz-Leyla’nın 25 yıl aradan sonra okul arkadaşlarıyla bir araya geleceği yemeğe doğru yola çıkmasıyla başlıyor. Tren yolcuğu sırasında tanıştığı yan karakterimiz Canan ise oyuncu olma hayali kuran genç bir hemşirelik öğrencisi. Canan sıkıntılı ruh hali, çevresi ile bağ kurmak istememesi nedeniyle bir süre sonra Leyla’nın dikkatini çekiyor ve küçük diyaloglar aracılığıyla onunla arkadaşlık kurmaya çalışıyor.

Tren yolculuğu ilerledikçe Leyla ile Canan arasındaki ilişki iç dökme noktasına geliyor ve Canan’ın tren yolculuğunun nedeni ortaya çıkıyor. Bu durum iki kadın arasında bundan sonra hayatlarını etkileyecek bir değişimin habercisi oluyor.

Boynundan aşağısı tutmayan, yatağa bağlı, sürekli birinin bakımına muhtaç felçli Yavuz hayatına son vermek istiyor ki bu isteği bir arkadaşı aracılığıyla nihayetinde Canan’a kadar ulaşıyor. Leyla, tüm tren yolcuğu sırasında kafa karışıklığı yaşayan ve gelgitler arasında kalan Canan’a bu işte yardımcı olabileceğini söylüyor.

Tren yolculuğu sonunda iki kadın yola Yavuz’un evine gidiyor. Canan’la birlikte karşısında Leyla’yı gören Yavuz önce çok şaşırıyor sonrasında ise hayata dair sohbetleri başlıyor.

Tavsiye üzerine seyrettiğim ve izlemekten keyif aldığım bir film olduğundan ben de filmi size tavsiye ediyorum. Ancak şunu bilmelisiniz ki film durağan, diyaloglar ağır ağır ilerliyor ve sonucu romantik hareketlerle bitmiyor. Standardın dışında bir Türk filmi izlemek istiyorsanız bu filme bir şans verebilirsiniz.

Keyifli seyirler dilerim.

Haziran 2020    @gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Popüler