Genel
Niteliksiz Adam

“Bu kitap bir hiciv değil pozitif bir konstrüksiyondur.* Bu, bir psikoloğun kitabı değildir. Bir düşünürün kitabı değildir. Bir şarkıcının kitabı değildir. Başarılı olan, başarılı olmayan bir yazarın kitabı değildir. Kolay da zor da bir kitap değildir, çünkü bu tamamen okura bağlıdır. Böyle devam etmek zorunda kalmadan, bu kitabın ne olduğunu bilmek isteyen herkesin onu bizzat okumasının (benim veya başkalarının hükmüne güvenmeyip bizzat okumasının ) en iyisi olacağını söyleyebileceğini zannederim.” (Niteliksiz Adam arka kapak yazısından)
Ulysses ve Kayıp Zamanın İzinde romanları gibi edebiyat dünyası içinde başyapıt olarak kabul görmüş olan Niteliksiz Adam romanına başlamak beni haklı olarak korkuttu. Medya kanallarında yaptığım araştırmalarda okurun kitabı okurken hissedeceği derin bilgisizlik duygusunun ve kitabın biçimsel farklılığının kitabı okumayı zorlaştırdığı yönündeydi. 4 ciltlik kitabı bu zorluklarını bilerek ve aynı zamanda kitap setinin indirime girmiş olması nedeniyle alıp kütüphaneme kaldırdım. Daha önce Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabını okumuş ve betimlemeler arasında kaybolmuştum. O nedenle 2. cildine başlayamamıştım. Sonrasında aradan geçen zamanda belki ben kitaba yanlış zamanda başladım ve şimdi tam okuma vaktidir diyerek 1.cildini sil baştan okumaya karar verdim ancak ne yazık ki ancak 75 sayfa ilerleyebildim. O betimlemeler beni benden aldı bir yerlere götürdü diyemeyeceğim, olduğum yerde kalakaldım. Sayfalarca küçük bir detay üzerinden yapılan aktarımlar, sonu gelmeyen cümleler, okurken cümlenin başı ile sonu arasında bana yaşattığı düşünce ve anlam kopuşları nedeniyle PROUST u şimdilik okumamaya karar verdim. Dolayısı ile o kitapta yaşadığım ve aşamadığım zorluğu Niteliksiz Adam serisinde de yaşarım önyargısı nedeniyle kitabı okuma konusunda tereddüt ettim. Sonrasında bir vakit kütüphane mi düzenlerken bu kitap serisi yeniden karşıma çıktı. Kitabın arka kapağında yer alan ve yazımın başındaki cümleleri yeniden okuduğumda aslında benim gibi okurlara seslendiği anladım 😊 Hayatı ve eğitimi hakkında edinmiş olduğum bilgileri düşündüğümde onun zamanında yaşamamış olmanın verdiği bir bilinmezlikle birlikte, hiçbir zaman yazarın ilgi alanlarına veya hayat deneyimine sahip olamayacağıma göre neden kitabı okumaktan çekiniyordum ki?
Kendime bir kahve yaptım, kitabın ilk cildinin kapağını açtım ve her daim yaptığım gibi kitabı okumaya başladığım tarihi üzerine not düştüm. İçindekiler kısmındaki başlıkları okumaya başladığımda bugüne kadar okumadığım bir kitap türü ile baş başa olduğumu yeniden anladım. Özellikle “1913 yılının güzel bir ağustos günüydü “cümlesi ile biten kitabın ilk paragrafını okuduğumda hatta anlamayıp dönüp iki üç kez daha okuduğumda okuma- düşünme-anlama-yorum yapma sürecimin başladığına yine yeniden ikna oldum.
Peki şimdi bu kitap neyi anlatıyor derseniz tam da yaşadığımız yüzyıldaki mülkiyet ilişkilerini, modern devleti !!!, eylemsizliğimizi, olasılıklar dünyasını, kalıba sığmamayı, normali, normal olmayanı (kime göre neye göre !) niteliksiz olmayı (toplumun belirleyip dayattığı kalıplara sığmamayı), toplum içinde yaşayan statüleri farklı insanların “mış” gibi olan davranış kalıplarını, savaşı, barışı, hukukun çaresizliğini, kültürü, manevi çöküşü, Öteki Durum’u (mistisizmi) entelektüel ırkı (elini taşın altına sokmayan sadece düşünen ve yerinde sayanları) suç ve cezayı, suçsuzluğu, ahlakı, siyaseti, deliliği (hangi ahlaki düzene göre) akıllılığı !, tarikatvari yapı ve kişileri, marazi hayranlıkları, kiliseyi, Tanrı’yı, Platon’u, İsa’yı, Nietzsche’yi, Gorki’yi, Dostoyevski’yi, tanrısızlığı, doğayı, doğaya uyumsuzluğumuzu, haseti, bilgiyi, görgüyü, eğitimi, eğitimsizliği, müziği, sanatı, ensestin sınırlarında gezinmeyi, kardeşliği, insanın anlam arayışını, kısaca hayatın içinde ne varsa kenarından köşesinden ya da yeri gelince paragraflarla geniş geniş anlatan bir kitap bu. Arka kapak yazısından alıntı yaparsak da “herşeyin ve hiçbir şeyin romanıdır.” Aslında bu cümle tam da yerini bulmuş sanırım. Kitabın 4. cildini bitirdiğimde ben şimdi ne okudum düşüncesiyle kitabın kapağını kapadım. Evet muazzam bir anlatış biçimi, dört cilt boyunca devam eden ana konu başlığı olmasa da sürükleyici, bir bölümden diğer bölüme geçişte acaba şimdi ne olacak diye merak duygusunu diri tutan, zaman zaman özellikle felsefe alanında yazılan sayfaları çevirdikçe bugüne kadar okuduklarım arasında evet en zor olanı dedirten, dönüp dönüp satırları tekrar okutan, Google arama motoru ile kitabın sürekli yan yan durmasını sağlayan, muazzam yoğun ve fakat akıcı bir kitap serisi.
Neticeye bağlarsak kitabın ana karakteri Ulrich. Yazar ilk iki kitap boyunca Avusturya entellektüellerini meşgul eden Paralel Faaliyet çalışması, Moosbrugger, Diotima, Kont Leinsdorf, Bonodea, Müdür Leo Fıschel, Rachel, Arnheim, Ulrich’in kızkardeşi Agathe, Clarisse ve onun eşi Walter üzerinde yoğunlaşır. Karakterlerin açılımı gonca misalidir, bunların farklı dünya görüşleri ve kişiliklerinin zamanın çarkı içinde değişmesi, yaşadıkları, deneyimledikleri, duygusal ve düşünsel olarak ileri veya geriye gidişleri…Ana çerçevede bunlar var ama detaylar da 4 ciltlik muazzam bir kalem oynatma ustasının yazdıkları.
Kitapla ilgili bunca şey yazdın ama hala net bir şey yazmadın diyorsan aslında tam da kitabın özetini yapmış sayılırım demektir. Kitap da böyle anlatıyor ama anlatmıyor, başlıyor ama bitiremiyor, düşündürüyor ama bir yere bağlanmıyor, bir nevi ipin ucu kaçmış bir roman artık onu bir yerde siz yakalayacaksınız ya da bırakın gittiği yere kadar gitsin…
Roman diyoruz ama yazarımız Musil kitabı için roman değil deneme diyerek okurdan şöyle bir istekte bulunur ” Beni kısmen ve bütün olarak iki defa okumalarını rica ediyorum”. Aslında kitabı bitirdiğimde zamanlar üstü bir deneme yazdığına ben de kanaat getirdim 😊 Ciltler ana başlıklardan oluşan onlarca bölümden meydana geldiğinden dediği gibi ustaya saygı adına ara ara bölüm bölüm okumakta gerekir. Her bölüm ayrı bir deneme yazısı niteliğinde gibi.
Ömrünün ve bütçesinin büyük kısmını bu kitap serisini yazmak ve yayınlamak adına harcamış olan zamanında değeri bilinmemiş bu yazarı okumaktan büyük mutluluk duydum. Kitapta anlamadığım, çözümleyemediğim, bilmediğim, öğrendiğim, araştırmak için kenara not aldığım onlarca şey oldu. Küçük bir itiraf, kavrayamadığım için sıkıldığımda oldu ama neticede anladığım ve okuma sürecinde ben de yarattığı güzel hisler açısından muhteşem bir okuma serüveni oldu.
Yazarın ölümünden sonra eşi bu kitapla ilgili yaklaşık 12.000 sayfa not ve taslak-etüd toparlamışki yazar ölmeseydi tamamlanamamış olan bu eserin son halinin nasıl olabileceğini düşünmeden edemiyorum. Belki de tamamlanmamış olması da tam da kitabın ruhuna uygundur . Ulrich’in olasılıklar dünyası içinde 😊)
Artık aramızda olmasan da kitaplarınla çok yaşa Robert Musil.
Temmuz 2026
*Pozitif Konstrüksiyon: Yıkmak yerine yapmayı, eleştirmek yerine çözüm veya yeni düşünce inşa etmeyi ifade eder.
