Connect with us

Gezi

Pamukkale Travertenleri-Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Published

on

Pamukkale Travertenleri- Hierapolis, Laodikeia ve Afrodisias Antik Kenti

Hava değişimine ihtiyaç duyunca, iş hayatından uzaklaşma zamanının geldiğini hissedince, hemen internetten nereye gidilebilir, neresi görülebilir düşüncesi sarar bizi. Yine böyle bir zamanda görmek istediğimiz yerlerden biri olan Denizli karşımıza çıktı. Denizli denince de aklımıza ilk gelen Pamukkale Travertenleri ve Denizli  Horozu oldu. 🙂

İnternette araştırmaya başladığımda karşıma çıkan birkaç bilgiyi paylaşmak istedim.

  • Antik Dönem’ in sembolü, Dünyaca ünlü  en uzun ötüşlü horozu Denizli Horozuymuş.
  •  UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ ne Türkiye’den kayıtlı 11 yerden biri Travertenler.
  •  Antik Çağda fay hattı ile oluşmuş Dünyanın doğal tek  Antik Havuz’u Pamukkale’de.
  •  Plutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı)Hierapolis Antik Kenti’ nde.

Gezi planımız belli olunca erkenden yola koyulduk. İstanbul-Denizli arası yaklaşık 600 km ve 7 saate yakın bir yolculuk yapılıyor.

Pamukkale yoğun turist ağırlayan bir yer olduğundan gitmeden önce mutlaka otel rezervasyonunuzu yaptırmalısınız. Çevrede bir çok otel olmasına karşılık bu yoğunluk nedeniyle sıkıntı çekebilirsiniz. Bu yoğunluğu ve o bölgeye ilgiyi gösteren küçük bir bilgi ekleyelim dedik.

2016 YILI EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 MÜZE VE ÖRENYENYERİ ZİYARETÇİ İSTATİSTİĞİ

 

MÜZE ÖRENYERİ ADIZİYARETÇİ
1Konya Mevlana Müzesi2.429.573
2İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi1.463.562
3İstanbul Ayasofya Müzesi1.436.577
4Denizli Hierapolis (Pamukkale) Örenyeri974.508
5İzmir Efes Örenyeri899.021

*Kaynak : http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,180800/2016-yili-muze-istatistikleri.html

Denizli ilinde bulunan Pamukkale Traventerleri beni en çok etkileyen doğal güzelliklerimizin başında geliyor. Doğa ana kendi kalemi ile öyle güzel çizimler yapıyor ki sadece yurt içinde yaşayanlar değil aynı zamanda yurtdışından tatil amaçlı gelenlerde bu güzel tablo için akın akın burayı ziyaret ediyor.

Pamukkale traventerlerinin geçmişi çok eski tarihlere dayanıyor. Traventerler ilk olarak antik dönemlerde kullanılmaya başlanmış. Biraz kitabi bilgi verecek olursak, travertenler çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kaya türü. Peki bu kaya türü nasıl oluşuyor ? Termal kaynaktan çıkan 35.6 sıcaklığında, içinde yüksek miktarda kalsiyum hidrokarbonat bulunan su, havadaki oksijen ile temas ederken karbondioksit ve karbon monoksit uçarak kalsiyum karbonat çökeliyor ve traverten oluşumuna sebep oluyor. Çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halinde iken zaman içinde sertleşiyor ve kaygan bir zemin oluşuyor. Bu çökelme, termal sudaki karbondioksitin havadaki karbondioksit ile dengeye gelmesine kadar devam ediyor.

Travertenlere termal su kontrollü olarak belirli bir program dahilinde veriliyor. Fazla miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su yosunlaşmaya ve dolayısıyla travertenlerde kirliliğe sebep oluyor, beyazlık kayboluyor.

Türkiye tanıtımında fotoğraflarda ve videolarda yer verilen Pamukkale’nin, bir ara kararmaya başladığı, beyazlığını kaybettiği haberleri basında çıkmıştı. Bölgede açılan termal otellerin mevcut suya ortak olması buna neden oluyordu. Şu anda kontrollü kullanım ile birlikte eskisine nazaran daha beyaz bir görünüm sizi karşılıyor. Beyazlığın oluşumunda hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi etkili.

Travertenlerde yürümek muhteşem bir his. Ancak zeminin zaman zaman kaygan olması yürümenizi zorlaştırıyor. Travertenlere girerken ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz. Kimileri çorapla bu kayganlık sorununa çare bulmaya çalışsa da çevrenizde birer ikişer yere düşen insanları görmek olası.

Travertenlerden çıktıktan sonra sol tarafta kalan Hierapolis Antik Kenti’ne doğru yol alıyoruz. Antik kent geniş bir alana yayılmış olduğundan akşam saatlerine doğru gitmenizde fayda var. Güneş sizi çok yormadan hem daha sessiz sakin hem de sıcaktan bunalmadan gezebilirsiniz. Ayrıca akşam saatlerinde orada olursanız muhteşem bir günbatımına da eşlik edersiniz.

Hierapolis Antik Kenti’nin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanıyor. Hierapolis, Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuş. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması  ve MS. 80 yıllarında, Hz. İsa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanıyor.

Antik kent içinde Agora, Frontinus Caddesi, Kuzey Bizans Kapısı, Güney Bizans Kapısı, Gymnasium, Tritonlu Çeşme Binası, İon Sütun Başlıklı Ev, Latrina, Apollon Kutsal Alanı (Anıtsal yapı Hierapolis’in en önemli tanrısına adanmış) su kanalları ve surlar bulunuyor.

Kitabi bilgi….

”Hierapolis Antik Kenti içerisinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda Ploutonium Kutsal Alanı (Cehennem Kapısı) ve antik dünyada “ölüler ülkesine geçiş kapısı” olarak kabul edilen mağaranın girişi gün yüzüne çıkarılmıştır. Pagan inanışının hakim olduğu AntikÇağ’da Hierapolis, “Kutsal Kent” anlamına gelmektedir. Bu isim; içinden termal suların ve kendisine yaklaşan canlıların ölümüne neden olan gazın (karbondioksit) çıktığı bir mağaranın mevcudiyetinden gelmektedir. Bu özelliklerinden dolayı mağara, Tanrı Plouton ve eşi Persophone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının girişi olarak kabul edilmiştir. Mağara etrafına, Antik Dönem’de büyük bir turistik ziyaret mekânı olan ve M.Ö. I. yy. ve M.S. III. yy. arasında inşa edilmiş olan bir kutsal alan yerleştirilmiştir. Bu kutsal alanın ziyaretçileri arasında, en ünlüleri olarak Cicero, İmparator Hadrian ve Caracalla, Filozof Damascius bulunmaktadır. Ziyaretçiler mağaranın içine kuşları bırakmakta ve bunlar hemen gazdan zehirlenerek ölmekteydiler.”

http://www.pamukkale.gov.tr/tr/antik-kentler/pamukkale-hierapolis

Antik kenti gezdikten sonra yorgunluk baş gösterince girişe doğru yöneldik ve restoranların da bulunduğu ana binaya geldik. Bu bina içinde Hierapolis Antik Havuzu bulunuyor.

Yorgunluğunuzu bu havuza girerek atabilirsiniz. Havuzun su sıcaklığı 36 derece, rahatlatıcı bir etkiye ve birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu söyleniyor. Bu antik havuz İ.S. VII. YY da deprem sonucunda oluşmuş.

Özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Hierapolis ve çevresi tam bir sağlık merkezi durumunda olduğundan, antik kente ve civarında 15’ ten fazla hamam olduğu ve insanların buralarda sağlıklarına kavuştukları kaynaklarda yazıyor. Yapılan araştırmalara göre Antik Havuz’un suyu, kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde de spazmlı midelere iyi geldiği belirtiliyor.

Her gün açık olan havuza giriş ücreti: 32 TL ( Kaynak : http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/hierapolis-antik-havuz)

Dinlenip keyif yaptıktan sonra arkadaş tavsiyesi üzerine otelimize gittik. Bir otel bu kadar renkli, bu kadar sıcak,  adı üstünde bu kadar şiir ile dolu olur. Her yer de şiir var. Odanızın kapısında, yatağınızın üzerinde, sabah kahvaltıda masanızın üzerinde. Şiir severlere kesinlikle tavsiye  edilir.

http://www.siirbutikotel.com/

 

Masamızın üzerinde farklı şairlere ait mısralar yazılmış renkli küçük kağıtları zevkle okuyarak mükemmel bir kahvaltı yaptık ve bir kez daha bu otelde kalmak dileğiyle otelden ayrıldık.

Laodikya Antik Kenti’ne doğru yola çıktık…Laodikya Antik Kenti, Denizli merkezine 6 km mesafede Pamukkale yolunun üzerinde. İncil de adı geçen 7 kiliseden biri olan ve “Kutsal Haç Kilisesi” ne sahip olan antik kent Hristiyanlık Dünyası’nın önemli bir Kutsal Hac Merkezi. Kilise, Büyük Constantinus zamanında (M.S. 306-337), Hıristiyanlığın M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile serbest olmasıyla birlikte yapılmıştır. Bu yönüyle Hıristiyanlık dünyasının en eski ve en önemli kutsal yapılarından biri olma özelliğini koruyor.

Laodikya Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları 2002 yılında başlamış ve Bakanlar Kurulu Kararı ile 2003 yılından buyana 10 yıldır kazı ve restorasyon çalışmaları sürüyor. 15 Nisan 2013 tarihinde kültürel miras olarak Laodikya , UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi ne alınmış. Laodikya Türkiye’de ilk kez bakanlıkla yapılan protokolle işletmesi bir belediyeye devredilen antik kent. Denizli Belediyesi ile bakanlık arasında yapılan protokolün ardından Laodikya’da kazı çalışmaları 3 aydan 12 aya çıktı.

2015 yılı Müze istatistikleri*

HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ120.817
PAMUKKALE HİERAPOLİS ÖRENYERİ1.731.271
LAODİKEİA ANTİK KENTİ62.424

*Kaynak*  http://www.dosim.gov.tr/muze-istatistikleri

Çayımızı antik kentin kafesinde içtikten sonra Aydın’a doğru yola çıktık.

Arkadaş ziyaretimiz sonrasında, Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Mahallesi sınırları içinde yer alan Aphrodisias Antik Kenti’ni ziyaret etmeden buradan ayrılmak doğru olmazdı. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’den alan Aphrodisias özellikle Roma çağında Afrodit’e tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biri.

 

 

Polonya’nın Krakow şehrinde gerçekleştirilen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi toplantısında, Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias Arkeolojik Alanı’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilmesine karar verildi. (9 Temmuz 2017) Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 17 adet varlığımızın alınması sağlanmış. Bu varlıklar;

Antik kent gezimiz sonrasında 1979 yılında açılan Aphrodisias Müzesi’ne gidiyoruz. Bu müzede sadece Afrodisias’dan kazılarla bulunmuş eserler sergileniyor ki eserlerin çoğunluğunu heykeller oluşturuyor. (Aphrodisias ören yerinde 1961 yılından önceki kazılarından çıkan buluntular İzmir ve İstanbul Arkeoloji Müzelerine götürülmüştür. 1961 yılında Prof. Dr. Kenan T. ERİM tarafından başlayan kazılarda çıkan buluntular kazı evi depoları ve kasaları ile Müzenin Önündeki Deveci Hanına koyuluyordu. Bu buluntuların korunup sergilenebilmesi için ören yerinde bir müzenin kurulması kararlaştırıldı.)

Müzenin bahçesinde mermer lahitler ile birlikte pek çok  eser bulunuyor. Müzenin çıkışında ömrünü Aphrodisias kentinin ortaya çıkartılmasına adayan değerli bilim adamı arkeolog Prof. Dr. Kenan T. Erim’in bronz bir büstü bulunuyor.

Prof. Dr. Kenan T. Erim 1990 yılında vefat etmiş. Mezarı Aphrodisias Antik kentinde, ölmeden 3 hafta önce restorasyonu bitirilen Anıtsal Tören Kapısı’nın sol tarafında olup Türkiye’de antik kente gömülen ilk kişidir. O kendi deyimiyle şu anda “sevgilisinin koynunda”.

Antik kentin bahçesinden çıkarken emeği geçen herkese içimden teşekkür ettim.

AGRIPPINA VE NERO Agrippina, genç oğlu Nero’yu defne yaprağından bir taçla taçlandırmakta, elinde talih ve bereketin simgesi olan bir boynuz tutmaktadır. Tarihi kayıtlara göre, Nero M.S. 54 yılında tahta çıkmış ve M.S. 59 yılında annesi Agrippina’yı öldürtmüştür.

 

MAVİ-GRİ MERMERDEN AT HEYKELİ Dörtnala koşar durumda mavi-gri mermerden yapılmış at heykeli, Sivil Bazilika’da bulunmuş. Atın üstünde küçük demir iğnelerle monte edilmiş kaplan postu şeklinde altın varaklı bronz bir eyer örtüsü vardır. Binicisi bulunamamakla birlikte düşer vaziyetteki binicinin sol üst bacağından bir parça kalmıştır. Yapıtın Akhilleus’un, Troialı genç prens Troilos’u kent duvarlarının dışına çıktığında dörtnala giden atın üzerinden, saçından tutarak indirmesini betimlediği söylenmektedir. Bu nedenle, yapıtın at, Troios ve Akhilleus şeklinde üç ayrı parçadan oluştuğu söylenebilir. Kuzey surlarında yapı taşı olarak kullanılan bir heykel kaidesindeki “Halk, Troilos’u, atı ve Akhilleus’u dikti” ibaresi de bu ihtimali doğrulamaktadır.

Müze gezimizin ardından topraklarımızın ne kadar zengin bir kültüre ev sahipliği yaptığını bir kez daha anlayarak oradan ayrıldık.

Sizlere de tarihi ve kültürel dokumuzu görüp mutlu olacağınız nice geziler dileriz.

Bir sonraki gezi yazımızda görüşmek dileğiyle.

 

 

 

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında."Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle.Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading