Connect with us

Gezi

Samsun’dan Batum’a Karadeniz ve Yaylalar Turu 2013

Published

on

Yeşilin her tonunu görebileceğiniz, doğası ayrı güzel, insanı ayrı güzel Karadeniz’im. Gidilecek ne çok yol, görülecek ne çok yer var derken ve henüz daha yollara düşmemişken ilk gideceğim yerler listesine Karadeniz’i, Güney Doğu ve Doğu Anadolu’yu eklemiştim. İlk istediğim önce olmasa da ikinci istediğim geziye katılıp, doya doya doğu illerimizi görüp, medeniyetlerin beşiği olan şehirlerimizi dolaşmış ve bu sehirlerde yaşayanların yaşayış biçimlerini gözlemleyebilmiştim.

Bu gezimize ait notlara https://www.gezipduru.com/index.php/2012/11/09/guneydogu-anadolu-ve-dogu-anadolu-gezisi-2012/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Karadeniz gezimin bende ki öneminden yukarıda kısaca bahsettim. Bu geziyi daha özel ve daha güzel kılan sevdiğim insanla birlikte yollara düşmemizdi. Yine heyecan, yine rengarenk kıyafetler, yine ülkemin güzel bir köşesi, yeşile, maviye doyma düşüncesi…

Sabahın erken saatlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı’na gidip Samsun uçağına biniyoruz ve yolcuğumuz başlıyor.

*Gezimiz süresince kaldığımız otellerin isimleri yazımızın sonundadır.

 1.GÜN SAMSUN- BANDIRMA VAPURU – ONUR ANITI-TERME – ORDU – BOZTEPE

Gezimizin ilk durağı Samsun. Uçağımızdan indikten sonra yolcu otobüsümüze bindiğimizde Karadeniz, sağnak yağmuru ile bizi karşılayarak bize hoş geldiniz dedi.

 

Yağmur nedeniyle bir süre otobüsümüzde bekledikten sonra yağmurun duracak gibi olmadığını anlayınca Amissos Tepesi’ne uzaktan bakarak ve Batıpark gezimizi es geçerek yolumuza devam ediyoruz.

Yağmurun dinmesi beklenirken yol güzergahımız değişiyor ve Gazi Müzesi’ne gidiyoruz.

 

 

Yağmurun dinmesi ile birlikte Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Milli Mücadele’yi başlatmak için 19 Mayıs 1919’da arkadaşlarıyla birlikte Samsun’a geldikleri vapur olan Bandırma Vapuru’nu ziyaret ediyoruz. Büyük Nutku’na Samsun’a çıkışıyla başlayan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, milletimizin kaderine ve çağın akışına yön verdiği dönemi de buraya ayak basarak başlaştığını tekrar şükranla anıyoruz.

Park içinde duvarlarda yer alan yazıları da aynı şükran duygusu içinde okudukça duygulanıyoruz.

 

 

 

 

 

 

Daha sonra Samsun’un İlkadım ilçesindeki Atatürk Parkı’nda yer alan ve şehrin simgesi hâline gelen Onur Anıtı’nı ziyaret ediyoruz. Anıt Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı sayılan anı simgeliyor.

 

Ünlü Terme Pidesi’ni yedikten sonra Ünye ve Fatsa’dan geçerek Ordu ilimize geçiyoruz. Ordu denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Boztepe’ye çıkıyoruz. 475 metre yükseklikteki bu yer sisin aniden bastırması ile birlikte daha da güzel bir hal alıyor.

 

Fotoğraflarımızı çektikten sonra Giresun da kalacağımız otelimize doğru yola çıkıyoruz.

Aklımda Samsun da göremediğim yerler kaldı ama onlarda başka geziye kısmet diyerek kendimi teselli ediyorum.

2.GÜN-GİRESUN KÜMBET YAYLASI – ÇAĞIRANKAYA – DERELİ – AKÇAABAT MAÇKA – ALTINDERE MİLLİ PARKI – KARADAĞ – RAHİP ODALARI – SÜMELA MANASTIRI

Büyük şehirlerde beton binaların arasında açık hava cezaevinde yaşadığımızdan, yeşilin/mavinin içinde güne uyanmak bile mutlu ediyor insanı. Bir de sevdiğim insan, bir de güzel bir kahvaltı … Rehberimiz  gideceğimiz Kümbet Yaylası’nın gerçek anlamda bir yayla olmadığını ama yaylaya yakın bir yayla olduğunu söylüyor.??? Açıkçası yayla denilince benim aklıma ilk olarak Ayder Yaylası geliyor/geliyordu. Rehberimizin gerçek yayla dediği, dağlık ve ormanlık bölgelerin daha üst kısmında kalan düz ve otluk yerlermiş ki Kümbet Yaylası’nın 1710 metre rakımda, daha sonra göreceğimiz Sultan Murat Yaylası’nın ise 2000 rakımda olduğunu öğreniyoruz.

 

 

 

 

Temiz havayı içimize iyice çektikten sonra Trabzon Özel İdaresi’nce Atatürk’e hediye edilen ve Trabzon’a son kez geldiğinde Atatürk’ün konakladığı Atatürk Köşkü’nü ziyaret ediyoruz.

 

 

 

Şimdi sıra 1461 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmesine kadar geçen dönemde önemli bir kilise olan Ayasofya’da. 1670 yılında camiye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı yıllarında Ruslar tarafından işgal edilen Ayasofya, askeri karargah, hastane, depo ve savaştan sonra yine cami olarak kullanılmış ve 1964 yılında müzeye çevrilmiş.

 

 

 

Tirebolu, Görele, tereyağı ve ekmeği ile meşhur Vakfıkebir’den geçerek Trabzon’daki Altındere Milli Parkı’na doğru hareket ediyoruz. Karadeniz denilince aklıma Sümela Manastırı, Ayder Yaylası ve Uzungöl gelirdi. Kayaya oyularak inşa edilmiş olan Sümela Manastırı’nı görünce ve hava şartlarından ötürü siste bu mimari yapıyı kısmen gizleyince manastırın görseli ayrı bir güzel oldu.

 

 

 

 

psfix_20161205_185958

 

 

Manastırın yapılışı ve yapımı hakkında çeşitli efsaneler mevcut. İnanışa göre burayı Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki rahip yapmış. Bu iki rahip rüyalarında Hz.İsa ve Hz.Meryem’i görmüş. Birbirinden habersiz olarak yola çıkan bu iki rahip birbirlerine gördüğü rüyayı anlatınca beraber manastırın temelini atmışlar.

3.GÜN- SÜRMENE – ÇAY FABRİKASI – SÜRMENE BIÇAK ATÖLYESİ – HALDİZEN UZUNGÖL – KARASTER – LUSTRA YAYLALARI – YAYLAÖNÜ – SULTANMURAT YAYLASI

Güne Sürmene’ye doğru yola çıkarak başlıyoruz. Sürmene denince akla gelen sürmene bıçaklarını görmek ve alışveriş yapmak için Sürmene Bıçak Atölyesi’ne uğruyoruz. Bıçak alışverişinin ardından çayın toplanıp işlendikten sonra bardaklarımıza ulaşana kadar geçirdiği hikayeyi dinleyip görmek için Çay Fabrikası’na gidiyoruz. Marketlere gittiğimizde çay alırken eğer bulabilirsek Mayıs harmanı olan paketlerden almamız gerektiği çünkü en iyi ürünün Mayıs ayı ürünü olduğu söyleniyor bize. Bunları dinlerken tavşan kanı çaylarımız ikram ediliyor.

Çayımızı içtikten sonra Karadeniz’in simgesi haline gelen Uzungöl’e ulaşıyoruz. Görmek için heyecanlandığım ve meraklandığım manzara yerine mangaldan duman altı olmuş suyu çekilmiş bir göl ile karşılaşıyorum. Fotoğraf çekmek için güzel bir kare yakalamak için gölün çevresinde yürüyoruz ama göl kenarının tamamının kum, çakıl, taş ile doldurulmuş olduğunu görünce hüsrana uğrıyoruz. Mangal kokusu üzerimize sinmiş şekilde göl turumuzu bitiriyoruz. İnsanoğlunun doğaya karşı bu kadar hoyratça davranması bir kez daha yazık dedirtiyor bize.

 

 

 

 

Uzungöl manzarası karşındaki üzüntümü de yanıma alarak Karaster – Lustra–Yaylaönü yaylalarını görmek için üzere yola çıkıyoruz. Yol boyunca fotoğraflar çekerek ilerliyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En son durağımız Sultan Murat Yaylası oluyor. Gerçek yayla burasıymış dediğimiz, soğuğu iliklerimize kadar hissettiğimiz denizden 2000 m. yükseklikte. IV.Murat 1635 yılında İran seferinden dönerken birkaç gün burada konaklamasından dolayı buraya “Sultan Murat Yaylası” adı verilmiş.

 

 

 

4.GÜN-RİZE – RİZE KALESİ – RİZE BEZİ ATÖLYESİ – ARDEŞEN – FIRTINA VADİSİ – RAFTİNG – ZİLKALE – KALEGON – GELİDÜVENİ ŞELALESİ – AYDER YAYLASI

Gezimize Rize ile devam ediyoruz. Rize Bezi’nin yapıldığı atölyeyi ziyaret ederek şile bezlerinin nasıl dokunduklarını atölyede izliyoruz.

Rize Kalesi’ni ziyaret edip çayımızı şehre karşı yudumlamak içiyoruz.

 

Sonrasında Rize’den ayrılarak Ardeşen’e Fırtına Vadisi’ne giriş yapıp burada ilk olarak Fırtına Deresi’nin yanında öğle yemeği için mola veriyoruz. Keyifli öğle yemeğimizin ardından 2 alternatifimiz olduğu söyleniyor. Ya rafting yapacak ya da Çat Vadisi’ne kurulmuş Zilkale’yi ziyaret edeceğiz. Biz tercihimizi ikincisinden yana kullanıyoruz. Denizden 750 metre, hemen altında akmakta olan Fırtına Deresi’nden de 100 metre yükseklikte, sarp bir kaya üzerinde inşa edilmiş bir kale. Osmanlı Devleti’nin bölgeyi fethinden sonra Kale-i Zir adıyla askeri amaçlarla kullanılmış. Kalenin muhteşem bir vadi manzarasına sahip bir avlusu bulunuyor.

 

 

Kale gezimizin ardından Ayder Yaylası’na geliyoruz. Açıkçası Sultan Murat Yaylası’nı gördükten sonra buraya yayla demek pek doğru olmaz diye düşünüyorum. Yıllardır fotoğraflarına baktıkça görmek istediğim yayla, gözüme hem küçük hem de sadece evlerden ibaret olarak geldi. Fotoğrafları kadar etkilemediğı için belki de Ayder Yaylası’na sitem ediyorum. Her yerde olduğu gibi insanoğlu, elini değdirdiği her şeyi hoyratça kullanıyor. İnsan ve araç kalabalığı, korno sesleri, mangal kokuları, inşaat çalışmaları… Aradığım sessizlik ve huzuru ararken bu ortamla karşılaşmak, Uzungöl de yaşadığım hayal kırıklığına benzedi. Tavşan kanı çaylarımızı içtikten sonra dönemi nedeniyle suyu azalıp çekilmiş olan Gelin Düveni Şelalesi’ni görüp oradan ayrılıyoruz.

 

 

5.GÜN-BATUM TURU – GONİO – APSAROS KALESİ – ÇORUH NEHRİ – BOTANİK BAHÇESİ – TİYATRO BİNASI – MEDEA HEYKELİ – LİMAN – MERYEM ANA KATEDRALİ – ORTA CAMİİ – AVRUPA MEYDANI – POSEİDON ANITI – SARP BÖLGESİ

Sarp Sınır Kapısı’nda giriş işlemlerimizi tamamladıktan sonra Batum’a giriş yapıyoruz. Batum gezimizin detayları ayrı bir başlık altında toplandığından bu detaylara https://www.gezipduru.com/index.php/2013/09/30/batum/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Yine de bir kaç kare fotoğraf ekleyelim.

 

6.GÜN -BORÇKA – KARAGÖL –  ARTVİN ŞEHİR TURU – ATATÜRK HEYKELİ  

Batum dan yola çıkarak  Borçka’ya oradan da küçük minibüsler ile Karagöl’e geliyoruz. Uzungöl ve Ayder Yaylası’ndan sonra artık bir hayal kırıklığı daha istemememe rağmen, kısa bir yürüyüş yolundan sonra göle ulaştığımızda gölden ziyade piknik alanı, mangal alanı, top sahası, inşaat alanı ve öbek öbek insan istilası nedeniyle aynı hayal kırıklığını yaşıyorum. Mangal kokularından uzaklaşarak gölün kenarından ilerleyerek birkaç kare fotoğraf çekip hüsranımızla birlikte buradan da geri dönüyoruz.

 

 

Artvin’e ulaştığımızda şehir turumuz için kısa bir süre verildiğinden kısacık bir gezinti sonrası toplanma yerimizde buluşuyoruz.

İnşaatı 1 yıl kadar süren  Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye’nin en büyük heykelini görmek Artvin’e gitmemizi güzelleştiriyor. 22 metre yüksekliğinde ve 60 ton ağırlığındaki heykelde, Atatürk’ün Dumlupınar’da kayaların üzerinde yürüdüğü an canlandırılıyor.

7.GÜN- ŞİMŞİRLİ KÖYÜ– SERA GÖLÜ – TRABZON (Serbest zaman)

Gezimizin son gününde İkizdere Vadisi’ndeki Şimşirli Köyü’ne gidiyoruz.

 

 

Daha sonra Sera Gölü’ne giderek gölü fotoğraflıyoruz. Sera gölü 1950 yılında Derecik Vadisi yamaçlarından kopan büyük kayaçların vadinin tabanını kapatmasıyla oluşmuş.

 

Trabzon’a geri dönüyoruz ve uçak kalkış saatimize kadar serbest zaman veriliyor. Biz zamanımızı bizi orada ağırlayan arkadaşımızla geçiriyoruz. Bizi ağırladığı restorantta bugüne kadar dışarıda yediğim en iyi bulgur pilavını yedim ki köftelerinin tadı da ayrı bir lezzetliydi. Teşekkür ederiz Baha?

Karadeniz’e henüz gitmediyseniz acil olarak gezi planlarınızın başına alsanız iyi olur. HES projeleri, insan faktörü, doğanın insanlara haklı olarak verdiği sel gibi acımasız cevaplar nedeniyle bir an önce gitmeli.

Yeşili bitmeden, suları çekilmeden.

İyi gezmeler olsun.

 

ANEMON OTEL http://www.anemonhotels.com/otel-ordu/anemon-ordu.aspx ORDU

 

AMAZON ARETİAS HOTEL http://www.amazonaretiashotel.com/ GİRESUN

 

İPEKYOLU PARK OTEL http://www.ipekyoluparkhotel.com/ TRABZON/ MAÇKA

 

HOTEL TAŞKIN http://www.hoteltaskin.com/ SULTANMURAT

 

AYDER SİS OTEL http://www.sisotel.com/ RİZE /AYDER

 

ERA PALAS http://erapalace.com/ GÜRCİSTAN / BATUM

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında."Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle.Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply