Connect with us

Gezi

Efes Antik Kenti/ Efes Müzesi Gezimiz

Published

on

“Az gittik uz gittik. Dere tepe düz gittik.” Dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol almışız.

İzmir/Birgi gezimiz sonrasında yol bizi Selçuk İlçesi sınırları içinde yer alan Dünya Miras Listesi’ne alınan Efes Ören Yeri’ne doğru yönlendirdi. Bu miras listesi alanında Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi (Selçuk Kalesi, St. John Bazilikası, İsa Bey Hamamı, İsa Bey Camii, Artemision), Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi bulunuyor. Biz bunlar arasında yer alan Birgi/Ayasuluk Tepesi ve Meryem Ana Evi’nden aşağıdaki gezi yazılarımızda bahsetmiştik.

https://www.gezipduru.com/2018/06/25/efes-antik-kenti-meryem-ana-evi-yedi-uyurlar/

https://www.gezipduru.com/2018/04/06/izmir-birgi-ve-efes-antik-kenti-gezimiz/

***Fotoğrafların üzerine tıklayarak fotoğrafları büyütebilirsiniz.

Şimdi sırada Dünya Miras Listesi’nde yer alan antik dönemlerde bilim, kültür, sanat ve uygarlık merkezi olmuş, her yıl binlerce yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapan Efes Antik Kenti var. Birgi de gezip dolaştıktan ve ruhu dinlendirdikten sonra sabah erkenden yola koyulduk ve neredeyse açılış saatinin başında danışmadan aldığımız Müze Kart ile Efes Antik Kenti’ne giriş yaptık. Tavsiyemiz bizim gibi müze, antik kent gezmeyi seven bir çift iseniz mutlaka en kısa süre içinde birer Müze Kart edinin. Türkiye’nin bir çok yerinde geçerli olan bu kart ile 1 yıl boyunca dilediğinizce gezebilirsiniz.

Kartımızı okuttuktan, yanımızda su ve atıştırmalık bir şeyler olduğunu kontrol ettikten sonra antik kent içinde Kuretler Caddesi’nde ilerlemeye başladık.

Gezeceğimiz bu antik kent hakkında öncelikle biraz kitabi bilgiye yer verelim verdik. Antik Efes kentinin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına kadar iniyor. Liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmış ve dönemin en önemli dini ve ticari merkezlerinden biri olmuş. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından Bülbül ve Panayır dağları arasındaki vadiye M.Ö. 300 yıllarında kurulmuş. Efes, Bizans  döneminde tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk’taki Ayasuluk Tepesi’ne gelmiş. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları’nın merkezi olan Ayasuluk, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış.

Antik dünyanın önemli liman kenti, politik ve ticari merkez, bilim, kültür ve sanat alanlarında önemli rol oynamış Efes tarih boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları da geniş alanlara yayılmış. Efes’teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlamış. Wood’un ünlü Artemis Tapınağı’nı bulmaya yönelik bu çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiş. 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğrayan çalışmaları 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiş. 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmalarına başlamış.

Bu bilgiler ışığında antik kente Kuretler Caddesi’nden yürüyerek başladık. Mermerlerle kaplı bu alan Herakles Kapısı’ndan Celsus Kütüphanesi’ne kadar uzanan, Traianus Çeşmesi, Hadrianus Tağınağı ve Skolastika Hamamları gibi yapıları görebileceğiniz bir cadde. Ama önce Efes Antik Kenti’ne girdiğinizde biraz ilerlediğiniz zaman sağ tarafta tiyatro alanına benzer bir alan göreceksiniz ki burası Odeon. 13 basamaklı, yarım daire biçiminde oturma alanlarına ve bir sahne binasına sahip olan Odeon da kent meclis üyeleri toplanarak şehrin geleceğiyle ilgili toplantılar yaparmış. Diğer bir kullanım alanı olarak da mevcut üyeler için müzik gösterileri ve yarışmalarda düzenlenirmiş.

Kısa bilgi…Kuretler Caddesi denilmesinin nedeni bir rivayete dayanıyormuş. Efes’teki rahip sınıfına mitolojide yarı tanrı olarak bilinen Kuretler adı verilmiş. Kentin en işlek caddesi olması ve caddenin başında bulunan sütunlarda bu yarı tanrıların isimlerinin yazılı olmasından dolayı da buraya Kuretler Caddesi denilmiş.

Traianus(Trajan) Çeşmesi

Bu cadde üzerinde Hadrian Tapınağı’nın az ilerisinde yer alan çeşme, Tiberius Claudius Aristion ve eşi tarafından M.S. 102 ve 114 yılları arasında Ephesoslu Artemis ile İmparator Traianus (M.S. 98–117) onuruna 2 katlı ve 9,5 metre yüksekliğinde yapılmış. Ancak çeşitli restorasyon çalışmalarının ardından günümüzde tek katlı bir yapı olarak karşımıza çıkıyor ki burada yer alan heykelleri bugün Efes Müzesi‘nin “Çeşme Kalıntıları” bölümünde görebilirsiniz.

Efes’teki Hadrianus Tapınağı, gösterişli ve belki de biraz süslü olması nedeniyle antik kentin en göz alıcı yapılarından ikincisi denebilir. İlki açık ara ile Celsus Kütüphanesi. Bu anıt tapınak, Efes’e kültürel ve ekonomik anlamda katkısı olan, sanata düşkünlüğü ile bilinen, Helenistik döneme hayranlık duyan, kendi yazdığı şiirleri ile de tanınan, imparatorluk yönetimi sırasında barışçıl bir politika izlemeye çalışan ve MS 128 yılında Efes’i ziyaret eden Roma İmparatoru Hadrianus’ın onuruna yapılmış. Hadrianus Tapınağı M.S. 4. yüzyılda kısmen yıkılmış olması nedeni ile yeniden inşa edilmiş ve o dönemin tarihlerini gösteren 4 adet kabartma eklenmiş. 4 korint sütunun* taşıdığı ve kavisli bir kemere sahip olan Hadrianus Tapınağı’nın kemerinde Şans Tanrıçası Tike, arkasında ise Medusa kabartması var.

*Korint Sütun : Korint düzeni, sütun başlarının akantus yapraklarıyla süslendiği ve sütunların bir kaide üzerine oturtulduğu, klasik mimarideki üç düzenden biri.

Cadde üzerindeki Skolastika Hamamları, kaynaklarda geçen bilgilere göre Latrina (Tuvalet) ve Aşk evleriyle birlikte M.S.1.yüzyılda inşa edilmiş ve inşaat sırasında birbirlerine geçitler ile bağlanmış. 4. yüzyılda ise dönemin soylu Hristiyan kadını Skolastika tarafından genişletildiği için onun adı ile anılmış. Roma hamamlarının genel özelliği sıcak su, ılık su, soğuk su ve soyunma odası şeklinde 4 bölümden oluştuğundan Skolastika Hamamları da bu şekilde yapılmış. Sınıf ayrımı olmadan tüm Efes halkının yararlandığı bu hamamlar ücretsiz olup sadece temizlenmek için değil, eğlenmek ve sosyalleşmek içinde bir araç olmuş.

Efes de gezerken nedense !!! 🙂 rehberlerin can kulağı ile dinlendiği yere yani Celsus Kütüphanesi’nin karşısında yer alan Aşk Evi’ne geldik. Bir liman kenti olduğundan özellikle denizcilerin uğrak yerlerinin başında gelen Efes de yürüyüş yolundaki döşeme taşı üzerine bir sol ayak figürü ve kadın figürü kazınmış. Bu figürün tarihteki genelev reklamı olduğu, ayrıca bu ayak izinin Efes’in en iyi ve çok aranan kadınının sol ayağının izi olduğu, bu evler ile Celsus Kütüphanesi’ni birbirine bağlayan bir yeraltı geçidi olduğu söylentiler arasında.

Sırada Latrina var. Üç tarafı mermerden oluşan, aralarında bölme bulunmayan yan yana dizilmiş günümüzdeki klozet şeklindeki tuvaletler. Oturak yerlerinin hemen önünde içinden sürekli su akan ve taharet temizliği için kullanılan bir kanal var. Bu deliklerin 3 metre kadar altında kanalizasyonun olduğu ve tuvaletin arkasında bulunan hamamda kullanılan suların bu kanallardan geçerek böylelikle dışkıların taşındığı ve koku sorununun da bu şekilde çözüldüğü düşünülüyor.

Kuretler Caddesi sonunda Celsus Kütüphanesi tüm ihtişamı ile sizi karşılayacak ama ondan önce sol tarafınızda kalan, teraslar üzerinde yapılmış, antik dönemde Efes’in ileri gelenlerinin yaşadığı Yamaçevler’i görmelisiniz. İlk inşa tarihi M.S. 1. yüzyıl olarak belirlenen evlerin içinde çeşmeler ve yerden ısıtma sistemleri olduğu tespit edilmiş.

Evlerin tabanlarında yer alan mozaiklere zarar vermemek ve yapıyı korumak adına camdan yapılmış bir platform üzerinde sağlı sollu bakarak ve şaşırarak ilerledik. Küçük bir bilgi daha verelim. Burada Müze Kart geçerli değil. Bu değişik yapıyı görebilmeniz için buraya girişte ayrıca ödeme yapmanız gerekiyor. Sanırım burada hararetli şekilde devam eden kazılar için kaynak oluşturulmaya çalışılıyor. Değer miydi ? diye sorarsanız bu sizin ilgi alanınızın ne olduğuna bağlı olarak değişir. Antik dönemin yaşamına ait bir yerleşim alanı görmek ve ödediğimiz ek giriş ücreti ile kazılara bir nebzede katkıda bulunmak olarak bakarsak kesinlikle değdi. ( 2019 da en son kişi başı bilet fiyatı 15-TL idi.)

Kuretler Caddesi’nde ilerlediğinizde karşınızda göreceğiniz o güzel yapı Efes Antik Kenti denilince ilk akla gelen ve en çok fotoğrafı çekilen Celsus Kütüphanesi. Farklı kaynaklarda farklı tarihlerde yapıldığı belirtilse de M.S 135 yılında yapıldığı genel kanaatler arasında. Efes Valisi Julius Celsus Halemaeanus’un vefat etmesinin ardından oğlu Julius Agiula tarafından babasına ithafen yapılmış. Kütüphanede bulunan lahitte Celsus’un yattığı iddia edilse de bu kesinlik kazanmamış. Lahitin bulunduğu yerde ki heykeli İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yer alıyormuş. Kaynaklara göre kütüphanede yaklaşık 9.500 ile 12.000 arasında kitap rulosu bulunduğu tahmin ediliyor.

Çeşitli depremler gören kütüphane birçok kez restorasyon görmüş ancak ön bölüm bugüne kadar bütün haşmeti ile ayakta kalabilmeyi başarabilmiş. Kütüphanenin ön bölümünde 4 ayrı heykel göreceksiniz. Celsus’un niteliklerini ortaya koyan bu heykellerden soldaki heykel Bilgelik (Sophia), ikincisi Erdem (Arete), üçüncüsü zeka (Ennoia) dördüncü sıradaki ise ilimi (Episteme) temsil ediyor. Pek çok tarihi eserimizin başına gelenler gibi bu heykellerin orijinalleri 1910 yılında Viyana’ya götürülmüş. Ve heykellerin aslı Viyana Ephesos Müzesi’nde sergileniyormuş. Bizim gördüklerimiz ise bunların birebir kopyaları, bu durum çok üzüntü verici.

Antik dünya tiyatroları arasında önemli bir yere sahip olan Efes Antik Tiyatrosu’na doğru gitme zamanı. Büyük Tiyatro ile Celsus Kütüphanesi’ni birbirine bağlayan Mermer Cadde üzerinde ilerlerken yolumuz üzerinde sol arka tarafta kalan Agora kalıntılarını görüp ve bir iki kare fotoğraf çekip ilerledik. Tiyatronun ilk inşa edildiği tarih Helenistik döneme ait iken sonrasında İmparator Cladius döneminde yeniden inşa edilmeye başlanmış ve son durumuna yaklaşık M.S. 117 yıllarında ulaşmış. Roma imparatorluğu döneminde tiyatro ve gladyatör gösterilerinin, konserlerin merkezi olmuş ve halkın toplandığı bir toplantı alanı görevini de üstlenmiş. Ayrıca St.Paul’ün vaazlarının gerçekleştiği yer olması nedeniyle de burası Hristiyanlık adına çok önemli bir yer. Tiyatro, 3 katlı ve  kimi kaynaklara göre 25 bin, kimi kaynaklara göre de 24 bin kişi kapasiteli, izleyici alanı 215 derecelik açıya sahip.

***Tiyatro yakın tarihte Efes Festivali kapsamında konserlere ev sahipliği yapsa da, mevcut eserlerin yüksek ses desibelinden zarar göreceği düşüncesi ile artık kullanılmıyor.

Çağımız insanları için önemi olmasa da Antik çağ insanları için büyük önem taşıyan Mil Taşları’na yer vermeden geçemedik. Zamanında bu taşlar insanların yönlerini bulmalarını sağlamış ve merkezden ne kadar uzaklıkta olduklarını göstermiş. Bu taşlar dönemlere göre farklı isimler ile adlandırılmış. Helenistik dönemde stadia (185 metre) denilirken Roma döneminde Milla Passuum (bin adım) ismini almış. Mil taşlarının üzerine o dönemin imparatoru kim ise onun adı kazınarak belirgin olması adına da bu isimler kırmızıya boyanmış. İmparator öldüğü zamanda adı taşlardan kazınıp silinerek, yeni dönem imparatorunun ismi yazılırmış.

Sıra geldi Tanrıça Artemis’e ithaf edilen ve M.Ö 550 yıllarında tamamlanan Artemis Tapınağı’na. Kaynaklarda diğer adı Diana Tapınağı olarak geçiyor. Dünyanın Yedi Harikası arasında yer alan bu tapınağı gördüğünüzde bu mudur diyeceğiniz kesin. Çünkü tapınağı oluşturan taşlar sökülerek İsa Bey Camii ve başka yerlerin yapımında kullanılmış. Sel suları, deprem gibi doğal afetler nedeni ile yıkılan tapınaktan bugün kalanlar, bir antik sütun ve antik döneme ait taşlardan ibaret.

Antik kenti gezdikten sonra Efes Müzesi’ne uğramamak olmazdı, kesinlikle bir şeyler eksik kalırdı. Önemli eserleri barındırması ve ziyaretçi kapasitesi ile Türkiye’nin en önemli müzelerinden biri olan Efes Müzesi’nde ağırlıklı olarak çevresinde bulunan antik kentlerden getirilen eserler sergileniyor. Eserler bulundukları yerlerin adlarına göre ayrılmış salonlarda sergileniyor. Bu salonların dışında müze içinde ve dışında da bir çok tarihi eser yer alıyor. Kaynaklarda 64.000 adet (https://izmir.ktb.gov.tr/TR-77103/selcuk-efes-muzesi.html )  eser bulunduğu belirtilse de her geçen gün yapılan kazılar sonucunda büyük bölümü Efes kazılarından olmak üzere bulunan eserlerde müzeye dahil ediliyor. Bu yeni kazılarda bulunan eserlerde ‘’Yeni Buluntular Salonu’nda sergileniyor. Müze salonlardan, bölüm, galeri ve avludan oluşuyor. Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemis Salonu, İmparator Kültleri Salonu, Arasta Bölümü, Antik Çağ’dan –  Osmanlıya Bölümü, Müze avlusu.

Müzede çok çeşitli ve kayda değer eserler olmakla birlikte aşağıda ilk fotoğrafta yer alan Efesli Artemis heykeli en ilginç olanıydı. Artemis,  Zeus’un kızı ve Apollon’un kız kardeşi ve ay tanrıçası olarak da bilinir. Ayrıca ölümlülere salgın hastalıklar ya da ani ölümler gönderme ve hastalıkları iyileştirme gücüne sahip. Doğa tanrısı olarak da hayvanların efendisi. Kazılar sırasında bulunan Efesli Artemis’in ise bir Anadolu tanrıçası olan Kibele’nin bir versiyonu  olduğu sanılıyor. Dayanaklardan bir tanesi çok memeli Tanrıçanın, Efes’te basılmış paraların üzerinde başında Kibele’nin bir özelliği olan bir taç ile resmedilmiş olması. Efes’e ne zaman geldiği saptanamasa da değişik dinlerin etkisi altında çeşitli evreler ve değişimler geçirerek Efesli Artemis’e dönüşmüş ve çok değerli kültür varlıklarımız arasına girmiş.

Antik dünya içindeki gezimiz şimdilik burada sona erdi. Efes’e gittiğinizde bu dünyaya uğramayı es geçmeyin deriz. Bireysel olarak alınan giriş biletleri bütçeyi sarsabileceğinden mutlaka Müze Kart alın ki o çevrede bulunan diğer yerleri de ücretsiz gezme imkanınız olsun. Kart bir yıl geçerli olduğundan diğer illerimizdeki güzide müzeleri, sergileri, antik kentleri de ücretsiz gezebilirsiniz. Yazımızı bitirmeden önce fotoğraflarımız içinden seçtiğimiz Efes Antik Kenti’ne ait birkaç kare fotoğraf daha paylaşmak istedik.

Sağlıklı, bol gezmeli, görmeli, keyifli, çok gülmeli yolculuklarınız olması dileğiyle .

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Gezi

San Gimignano Gezimiz ve İşkence Müzesi

Published

on

Bugün “Ortaçağ’ın Manhattan’ı” olarak anılan ve namı diğer Güzel Kuleler Şehri olan San Gimignano’dayız.

San Gimignano, merkezi İtalya’nın Toskana bölgesinde yer alan Siena’ya bağlı çok iyi korunmuş bir Ortaçağ kasabası. Etrafı surlarla çevrili, bir tepenin üzerine kurulu olan San Gimignano; uzun ismi San Gimignano delle Belle Tori’nin tepeden üzüm bağlarını gören müthiş manzarasını seyrettikten sonra kasabasının giriş kapısına doğru yöneldik. Girişten itibaren seramik tasarımları, hediyelik eşya dükkanları, kafeler, biraz ilerlediğimizde de kuleleri ile kasaba bize merhaba dedi.

Sokak aralarını ve meydanlarını anlatmadan önce kasabanın tarihine çok kısa göz atalım ve kasabaya dair bazı rivayetleri aktaralım. Her devirde zenginliği gösterme ve dolayısı ile güç dengelerini kurma çalışması farklı farklı karşımıza çıkar. Burada da soylu aileler güçlerini göstermek amacıyla kuleler inşa ettirmişler ve inşa ettirdikleri kuleler ne kadar yüksekse aileler o denli zengin sayılmış. Aristokratlar  en uzun benim kulem olacak yarışına girdiklerinden zamanla belediye binasından daha uzun kule yapılması yasaklanmış. Bu kez aristokratlar bu yasağı kendilerince delmek ve güç gösterisine devam edebilmek adına ikiz kuleler yapmaya başlamışlar ve sonuç olarak kasaba da toplam 76 kule yükselmiş ancak bugüne kadar 14 bazı kaynaklara göre ise 13 tanesi ulaşmış. (Günümüzde kulelerden sadece Torre Grossa turistlere açıktır ve kalan kuleler içindeki en yüksek kuledir. Çıkmadan sizi 200 den fazla merdivenin beklediğini söylemeden geçmeyeyim.)

Ortaçağ mimarisini yansıtması ve bugüne kadar koruması nedeniyle UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan kasabanın kuleleri hakkında rehberimizden dinlediğimiz şu rivayeti de anlatmadan geçmeyelim. Floransa o zaman güçlü bir yapıya sahip olduğundan kasabayı haraca bağlamak istemiş. Haraçlar sadece maddi olarak değilmiş, kasabanın kadınlarına Floransalılar tarafından el konuluyormuş ve kasabalılar bu duruma karşı önlem olarak kulelerin giriş kısımlarına bölmeler yaparak kadınlarının bir kısmını  saklamışlar.

Bir bilgi de ticari zekalarına ait … Hac döneminde Roma’dan gelen bütün kervanlar kasabada mola verirmiş. İsa’nın gerildiği çarmıhı, kolyeye çevirmeyi akıl etmişler ve yaptıkları minyatür haçları deri şeritlere bağlayıp kolye olarak satmaya başlamışlar.

Sırada San Gimignano’nun en büyük meydanlarından biri olan Piazza Della Cisterna var. Bu meydanda 13.-14. yüzyıla ait kule ve 1237’den kalma bir kuyu var. Bazı turistler kuyuya para atıp dilek tutuyorlardı. Meydan da ayrıca 1311 yılında inşa edilmiş Palazzo Communale yani belediye binası, tiyatroya dönüştürülen Podesta Sarayı’nı ve Saat Kulesi’ni de görebilirsiniz.

Bu meydanda ayrıca Gelateria Dondoli‘nin önündeki kuyrukları göreceksiniz. Bu kuyruğun nedeni üst üste iki yıl ‘’Dünyanın en iyi dondurması’’ ödülünü kazanması. Yedik, beğendik ama ödüle değer miydi bilemedik.

Ortaçağ, kilisenin her alanda söz sahibi olduğu, Katolik Kilisesi’nin geniş topraklara, sınırız ekonomik güce eriştiği, kilisenin koyduğu kuralların tanrının sözü olarak kabul edildiği, dolayısı ile bu düşüncelere aykırı fikirlerin dile getirilmesinin mümkün olmadığı zift gibi karanlık bir dönemdi. Dolayısı ile farklı görüşlerin dile getirilmesi ve hatta düşünülmesi  bile kabul edilemezdi. Bu nedenle bu kişilerin kilisenin düşünce sistemi içinde hareket etmelerini sağlamak için akla hayale gelmeyecek işkence aletleri üretmişler ve bunları din adına, kutsallık adına kullanmışlar. Bu nedenle kasabaya gittiğimizde bu aletleri gidip görmeye karar verdik. Neler yok ti ki içeride… Vücudun çeşitli bölümlerini delen lahitler, işkence sandalyeleri, dizleri kırarak bedenler ayıran aletler, vücudu ikiye ayıran testereler…

Bu kasaba açıkçası aklımızda daha çok İşkence Müzesi ile kalacak. İnsan hem iyiyi hem kötüyü içinde barındırıyor. İnsanoğlu bilimde çığırlar açıyor, fezaya çıkıyor, her an konfor alanımızı genişletecek bin bir türlü teknolojik alet üretebiliyor ama bu aklı kötüye kullandığında da korkunç sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Müze çıkışında  BATI-UYGARLIK dedikleri şeyin de bunlar üzerine inşa edildiğini düşünmekten kendimizi alamadık.

Her daim gezip, görmemiz dileğiyle.

Temmuz 2021

Continue Reading

Gezi

Salvador Dali Müzesi/Barselona

Published

on

Barselona gezimiz bizim açımızdan gecikmiş bir gezi olmakla birlikte keyif aldığımız, Gaudi’nin muhteşem eserlerini görüp göz ziyafeti çektiğimiz çok keyifli bir gezi olmuştu. O gezimizle ilgili yazımız detaylarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Yazımız da Salvador Dali müze evi ziyaretinden  bahsetmedik. Nedeni delilik/dahilik sınırı arasında gidip gelen Dali’ye ve eserlerine detaylı yer vermek istememizdi. Salvador Dali’yi bilmeyen yoktur uzun yukarı kıvrık bıyıkları, deli deli bakışları, metrodan karınca yiyenle birlikte çıkarken ki fotoğrafı ve tabi ki biricik aşkı sevgili Gala’sı…

https://www.gezipduru.com/2021/03/22/barcelona-gezimiz-ve-muhtesem-gaudi/

Sürrealizm akımının temsilcisi, sıra dışı tavırları ve yaşamıyla dikkat çeken ressam Salvador Dali ile ilgili kitabı okuduğum zamandan beri kendisi ayrıca ilgimi çekmişti. Barselona gezi planımızı hazırlarken karşımıza Salvador Dali Müzesi çıktığında hemen otel ile müze arasındaki mesafeyi kontrol etmiştik. Müzeye nasıl ulaşabileceğimiz araştırmış sonrasında tren yolculuğunda karar kılmıştık. Böylelikle Barselona’ya gittiğimizde de 1 günümüzü bu müzeye ayırdık.

Barcelona’dan yaklaşık iki saat süren ve InterRail biletimizle yaptığımız keyifli tren yolculuğumuzdan sonra Figueres istasyonunda indik. Figueres küçük bir yer, müzeyi bulmak zor olmuyor yönlendirme tabelaları da var. Barselona’ya gitmeden önce müze giriş biletini aldığımızdan giriş saatimizin gelmesini beklerken çevreyi dolaşıp müzenin hemen yanı başındaki kafe de vakit geçirdik.

Müze binasının dış duvarları bereketi sembolize eden ekmek somunları, çatısı ise doğurganlığı, üremeyi sembolize eden yumurta figürleri ile kaplı. Müzenin girişinde ise kafası yumurtadan kocaman bir filozof heykeli göreceksiniz. Ön cephesinde ise 1936 yılında Londra uluslararası sürrealist sergisine konuşmacı olarak katıldığında giydiği meşhur dalgıç kostümü… Dali bu elbiseyi bir davette giymiş ve boğulma tehlikesi geçirmiş. Binanın giriş ön cephesine geldiğinizde göreceğiniz araba lastikleri üzerinde duran yapıt 19. yüzyıl Fransız ressamı Meissonier’e adanmış. Ayrıca dışarıda Dali’nin hayran olduğu Katalan filozof ve yazar Francesc Pujols anısına bir yapıtı bulunuyor.

İspanya’nın Katalonya bölgesine bağlı Figueres kentinde bulunan bu sanat müzesine giriş saatimiz geldiğinde bizi yavaş yavaş içeriye almaya başladılar. Dışarıda gördüğümüz sanat eserleri ve binanın mimarisi içeride göreceklerimizin habercisi gibiydi.

Bina, 1960’da İspanya iç savaşında bombalanmış bir tiyatro binasıymış, 1974’te belediye meclisi tarafından Dali’ye verilmiş. Dali bu virane yeri restore  ederek 1974 yılında müze olarak hizmete sokmuş. Müzede, sanatçının 4 binin üzerinde eseri bulunuyor ve bu rakam, müzenin Dali’nin en fazla eserini barındıran sanat kurumu olarak dünyaca ün yapmasını sağlamış durumda.

Binanın dış cephesinde devasa yumurtalar ve ekmek somunları yer alıyor. (Dali’nin en sevdiği yiyeceğin yumurta olduğu ve günde 3 veya 4 tane yediği biliniyor.) Bunun bir yansıması, daha müzenin kapısından girmeden sizi karşılıyor. Dali’nin eserlerinde sıklıkla kullandığı formlar arasında yer alan yumurta aynı zamanda doğmak, yaşamın başlangıcını temsil ediyor.

Müzeyi gezmeden önce bilmeniz gerekenler :

Hidrojen atomu molekülleri; Hiroşima’ya atılan atom bombalarını ve bilimi

Kırmızı mendil; İspanya iç savaşında dökülen kanı

Vücuttan çıkan çekmeceler; insanların bilinç altında sakladıklarını

Siyah telefon; II. Dünya Savaşı’ndan hemen önce yapılan telefon görüşmelerini

Karıncalar; Çürümeyi, yitip gitmeyi

Dalgıç kıyafeti; bilinçaltına yapılan yolculuğu anlatır.

Girişte lobiyi geçtikten sonra bizi karşılayan bahçede Yağmurlu Cadillac’ı görüyoruz. Araba üzerinde bereket heykeli ve onun üzerinde de Gala’ya ait olduğu söylenen ters dönmüş bir kayık bulunuyor. Aracın üstünde Ernst Fuchs tarafından hediye edilen bronz bir heykel de göreceksiniz ki bu heykel aynı zamanda arabanın radyatör kapağı işlevini görüyor. Cadillac, Dali’nin yakın arkadaşı Napoli’li ünlü gangster Al Capone tarafından Dali’ye hediye edilmiş. İnternette gezinirken edindiğimiz bir bilgiye göre, Dali Amerika da olduğu bir gün yağmura yakalanmış ve taksi bulamamış. Bir ara önünden siyah bir cadillac geçmiş ve kendisini almasını ümit etmiş  ama almamış. Çok ıslandığı o günü de hiç unutamamış. Bu nedenle de arabanın üstüne yağmurlama sistemini kurdurmuş ve arabayı bir Euro ile çalışan bir makineye dönüştürmüş.

Bahçede ayrıca yükselen duvarlar içindeki alanlara altın renkli heykeller yerleştirilmiş. Duvarda yer alan heykellerin de bir hikayesi bulunuyor. Dali, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve sinema ile de ilgilenmiş. Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, “en iyi kısa animasyon filmi” dalında Oscar adayı olmuş ancak ödül alamamış. Ödül alamamak onu çok üzmüş ve Dali’dir bu ne yapsa yeridir dedirtmiş herkese. Müzede ki bahçenin duvarlarına Oscar ödüllerini sembolize eden kadın heykellerinden yapıp yerleştirmiş. Böylece kendi ödülünü kendisi tasarlayıp yine kendisine hediye etmiş.

Hayatı, konuşmaları, resimleri kadar kara kalem çizimleri de bir o kadar ilginçti.

Salvador Dali Müzesi‘nin ana giriş kapısının dışında yer alan başka bir kapıdan Mücevherler Müzesi’ne geçiş yapmayı unutmayın. (Belki bina içinden de geçiş vardır ama bize denk gelmedi.) Bu ilginç mücevherlerin bir çoğunu New York’ta yaşadığı dönem içinde tasarlamış.

Labyrinth Duvar Resmi eski tiyatro binasının sahnesini oluşturan duvardaki devasa yağlı boya tablosudur ki ana figür Gala’dır. Dali bu resmi, prömiyeri 1941’de Amerika da yapılan Labyrinth Operası’nın sahnesi için tasarlamış. Gala figürünün arkasında, oyunda geçen Ölüler Adası ve adadaki, hayatı sembolize eden servi ağaçları görülür. Labyrint tablosunun önünde yerde yer alan lahit Dali’nin mezarını sembolize eder.

Palace of the Wind eseri de  aynı salonda bulunan kemerlerin arkasındaki tablodur. İlk bakışta Abraham Lincoln’un portresini göreceksiniz, farklı bir açıdan ya da uzaktan dikkatlice baktığınızda ise çok sevdiği eşi Gala’nın çıplak bir portresini görebilirsiniz. Dali bu resim için ‘’Sevgilimin çıplak resmini burada görebilirsiniz ama onu yanınızda götüremezsiniz! ‘’ demiş.

Her yerde ve her tabloda Gala. Büyük Aşk yani Helena Dmitrievna Diakonova…İlk kocası gerçeküstücü Fransız şair Paul Eluard, hayatımın galası dediği Helena’ya Gala adını vermiş. Dali, Gala’yla birlikte olmaya başladıktan sonra durmaksızın onu resmetmiş, ilgisi olmayan resimlerinin bir köşesinde bile ona yer vermiş.

Salon kısmında gezerken karşımıza çıkan eserlerden örnekler …

Mae West’in Çehresi adlı eser…Mae West 1980’de yaşamını yitirmiş, dünyaca ün kazanmış Amerikalı bir sinema-tiyatro oyuncusu.. Salvador Dali, 1934-35 yılları arasında hem dostu hem de hayranı olduğu Mae West’in yüzünü bir oturma odası haline getirmiş. Dali Mae West’in yüzü, dudaktan bir koltuk, burundan bir konsol, iki adet bulutlu bir havada Seine Nehri manzaralı tablolar ve perdeden sarı saçlar. Müze de bu keyifli esere yukarıdan bakmak için merdiven çıkılıyor ve büyüteç altında bakılıyor.

Dali’nin bir randevuevinde görüp aldığı yatak, ejderha figürleri ile ilginç bir tasarıma sahip ve müzenin en çok rağbet gören yerlerinden birisi. Bunun dışında İstanbul ziyareti sırasında görüp çok beğendiği ve yaratıcılığına hayran kaldığı için satın aldığı pirinç ayakkabı sandığı da aynı alanda yer alıyor.

Palace of The Wind … Yağlıboya ile yapılan tavan resminde Dali ve Gala’nın ayak izleri yer alır. Dali  sevgilisi Gala ile cennete yükselişlerini resmetmiş.

Sergi alanında yer alan resimler de sürrealist ressamın çizimlerini görmek açısından önemliydi.

Bu yazımız ile sürrealist ressam Salvador Dali’ye bir selam verip Dali’nin birkaç sözü ile yazımızı bitirelim.

*‘’Uyuşturucu kullanmıyorum. Uyuşturucunun ta kendisiyim.”

*“Tuhaf değilim. Sadece normal değilim.”

*“İnsanlar esrarengizliği sever, işte bu yüzden benim resimlerimi seviyorlar.”

*”Herhangi bir yaratıcı işleyişe her zaman ilk engeli koyan ve kısırlaştırma gücüne sahip olan tek şey sadece ve sadece zevk sahibi olmaktır.”

*“Gerçeküstücülük yıkıcıdır, ancak yalnızca gördüğünüz şeyleri sınırlayan zincirleri yıkar.”

*“Palyaço olan ben değil, ciddiyet maskesini kullanarak deliliğini saklamaya çalışan, canavarlık seviyesinde gülünç ve bilinçsizce naif olan toplumdu

Keyifli geziler yapmanız, gezip görmeniz ve her daim mutlu olmanız dileğiyle.

Nisan 2021

Continue Reading

Gezi

Barcelona Gezimiz ve Muhteşem Gaudi

Published

on

Gezgin ruhu içimize girdiğinden beri öncelikle görmek istediğimiz yerler listesinin başında yer alan Barselona’ya gitmekte nedense geç kaldık. Öncelikler değişti, izin tarihlerimiz turlar ile denk gelmedi, bütçe o an başka ihtiyaçları karşılamak için ayrıldı gibi gerekçelerle gezi tarihimizi sürekli erteledik. Nihayetinde Gaudi ile özdeşleşen şehre gidebildik. Tur ile gittiğimizde keyfi çıkmaz, koştur koştur gezeriz ve gördüklerimizin hakkını veremeyiz düşüncesiyle de kendimiz gezi planımızı hazırlayarak nihayetinde yola revan olduk.

Otelimiz Sagrada Família metro istasyonuna yürüyüş mesafesinde idi. Dolayısı ile her sabah muazzam ve belki de bitirilirse büyüsünü kaybedeceğini düşündüğümüz Sagrada Família’yı görmek çok mutluluk verici idi. Her sabah Gaudi’nin muhteşem eserine selam verip hemen metro istasyonuna inmek ve oradan geniş metro ağı ile her yere gidebilmek bize çok zaman kazandırdı.

Barselona denildiğinde akla ilk gelenler arasında Gaudi ve onun eserleri yer alır. Bizim bu gezimizde uzun süredir görmek istediğimiz Gaudi eserleri üzerine odaklandı. Barselona’ya gitmeden önce kaynaklar, gezi yazıları tarandı, bilgiler edinildi ve son olarak aşağıda detayları yer alan İşte Gaudi kitabı okunarak bilgiler derinleştirildi 🙂

https://www.gezipduru.com/2018/09/25/iste-gaudi/

Gaudi’nin eserlerini paylaşmadan önce Gaudi kimdir sorusunun cevabını özetleyelim. Antoni Gaudí ya da tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí Cornet 1852 yılında doğmuş Katalan mimardır. 13 yaşında koyu katolik bir din okuluna verilmiş, vejetaryen olması, sağlıksız beslenmesi ve sık sık uzun süreli oruçlar tutması onu pek çok hastalıkla yüzyüze getirmiştir. 

1869 yılında Barselona’da Escola Provinciya dArquitecture’da başladığı mimarlık eğitimi askerlik hizmeti ve çeşitli nedenlerle sekiz sene sürmüştür. 1878 yılında eğitimini tamamladığı Barselona kenti, sanatsal etkinliklerinin ana merkezi olmuş,  özellikle tekstil endüstrisinin gelişmesiyle orta sınıf güç ve zenginlik kazanmıştır. Gaudi böyle bir ortamda özgün ve özgür tasarımları ile burjuva sınıfı içinde en çok aranan kişi olmuştur. İlk önemli eseri, Vicens ailesi için 1883-1888 yıllarında yaptığı Barselona’daki Casa Vicens adlı yazlık evdir. Daha sonra Eusebi Güell adlı sanayici ile güçlü bir dostluk ilişkisi kurarak bu aile için yaptığı eserlerle ( Güell Pavilyonu, Güell Sarayı, Güell Mahzeni, Colonia Güell Türbesi ve Güell Parkı) Barselona’da ün ve prestij sahibi olmuştur.

Diğer önemli eserleri arasında Teresano Koleji, kendisine yılın binası ödülünü kazandıran Celvet Evi, Bellesgurad Villası, Battlo Evi ve La Pedrera adıyla bilinen Casa Milà…

Gaudi, 7 Temmuz 1926 tarihinde  kiliseye akşam duasına giderken, bir tramvayın çarpmasıyla yaralanmış ve maalesef kurtarılamayarak 10 Temmuz 1926 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

UNESCO tarafından “Antoni Gaudí’nin Eserleri” adı ile Dünya Mirası olarak ilan edilen yapılar arasında yer alan, halk arasında bitmeyen kilise olarak da bilinen, yapımına günümüzde de devam edilen  ve 1882 yılında halkın yardımlarıyla yapımına başlanan bu bazilikanın tahmini olarak 2026 yılında bitmesi beklenmektedir. Gittiğimizde geceli gündüzlü çok hummalı bir çalışmaya tanıklık ettik ki bazilika tamamlandıktan sonra tekrar gitmeye karar verdik.

La Sagrada Familia’nın içine girmeden yakından kulelere bakmak, duvarlar üzerindeki muazzam eserleri görmek, içeri girdiğimizde ise bu muhteşem zekanın ürettiği bazilikanın iç yapısını ayakta tutan ve bir ağacın dalları şeklindeki kolonları görmek, renkler, ışıklandırmalar anlatılamayacak bir haz yaşattı bize. Görmeden anlatılamaz cümlesi gördükten sonrada anlatılamaz ancak yaşanır düşüncesini aklımıza getirdi.

Yine de dilimiz döndüğünce, klavyemiz yazabildiğince anlatmaya çalışalım. Antoni Gaudi bütün işlerini kenara iterek ve 1914 yılından itibaren de bazilikada yaşayarak kendisini bu yapıya adadı. 1923 de Doğuş Cephesi’ndeki ilk kule olan Aziz Barnabas’a adanan çan kulesi bitirildi. Bu kule Gaudi hayatta iken bitirilen tek kule oldu. 10 Haziran 1926 Gaudi bir tramvayın altında kalarak ağır yaralanmış, üstü başı iyi durumda görünmediğinden evsiz barksız sanılmış ve hastaneye geç götürülmüştür. 12 Haziran 1926 yılında ise bitmeyen eseri olan La Sagrada Familia’nın Crypt bölümüne defnedilmiştir. Sagrada Familia’nın Gaudi’nin 100. ölüm yıl dönümü olan 1926 yılına yetiştirilmesi planlanmaktadır.

Sagrada Familia’nın ziyaret edeceğiniz üç cephesi var ki, bu cephelerden doğuda yer alan Nativity Cephesi yani Doğuş Cephesi Antoni Gaudi tarafından yapılmış ve tamamlanmış. Nativity Cephesi (Doğuş cephesi), isminden de anlaşılacağı üzere, Hz. İsa’nın doğuşunu temsil etmektedir. Bu cephe 1894 ve 1930 yılları arasında inşa edilmiş olup Gaudi hayattayken tamamlanan tek cephedir. Mimar Gaudi, Doğuş Cephesi’ni İsa’nın doğuşunun temsili ve insanın yaratılışının bir sembolü olarak görmüş ve bu nedenle Hayat Ağacı ve yaratılışı sembolize eden süslemeler kullanmıştır. Doğuş Cephesi’nin dini erdemleri temsil eden üç girişi bulunmaktadır, soldaki kapı “umut’, sağdaki “İnanç Kapısı”, merkezdeki “İsa Kapısı”dır.

Çile Cephesi Sagrada Familia’nın batı cephesidir ki  Hz. İsa’nın çilesini sembolize etmektedir. Gaudi’nin kendi çizimlerine dayanan bu cephenin yapım çalışmaları 1954’te başlamış ve 1976’da tamamlanmıştır

Zafer cephesi- Glory (İhtşam) cephesi Çile cephesine benzer olarak Gaudi’nin notlarında belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak inşa edilmeye devam edilmektedir. Bu cephe İsa’nın ihtişamına ve yüceliğine adanmıştır.

La Sagrada Familia’nın dışı kadar içi de muhteşem bir sanat eseridir. İç mekanın büyüklüğü, vitrayların aldığı güneş ışınlarına göre muazzam güzel görseller sunması  insanı zamandan soyutlayarak farklı bir atmosfere götürüyor. Gaudi Sagrada Familia için “Tapınağın içi bir ağacı andıracaktır” demiştir  ki içerisi gerçekten ağaçlar/dallarla kaplı gibidir. Mimari ve dekorlar doğandan esinlenilmiş, kolanlar ağaç gövdelerini andırarak yukarıya doğru çıktıkça dallara dönüşmüş.

Görmeniz gereken bir başka yer, Gaudi’nin inşa ettiği Sagrada Familia’nın zemin katında yer alan 1961 yılında açılan müzedir. Gaudi’nin, Sagrada Familia’nın orjinal alçı modellerini, orjinal taslaklarını ve çizimlerini, inşaat sürecini ve bunlara ait fotoğrafları görebilirsiniz.

Muhteşem mimari yapısıyla ve rengarenk görünümüyle Park Güell’deyiz.

Barselona’nın Gràcia bölgesinde bulunan parkın tasarımını Gaudi yapmıştır. Park 1900’den 1914’e kadar inşa edilerek resmî olarak 1926’da halka açılmış. 1984 yılında UNESCO, parkı “Antoni Gaudi’nin Eserleri” adı altında bir Dünya Mirası Alanı ilan etmiş. Parkın ana girişinde bulunan, Şubat 2007’deki vandalizmden sonra restore edilen, “el drac” (ejderha) olarak bilinen Gauidi’nin çok renkli mozaik semenderi, Gaudi Müzesi, Gaudí’nin ana terastaki mozaik çalışması görülebilir. Biz gittiğimizde  ana teras bölümünde restorasyon çalışması vardı, kısıtlı da olsa o alanı görmek  zevkliydi.

O dönemde arazinin konumu şehrin dışında olduğu için ancak 2 ev, meydan, 3 viyadük, sütunlu salon tamamlanabilmiş ve 1914 yılından sonra inşaata devam edilmemiştir. Tamamlanan evlerden biri Gaudi’nin 20 yıl yaşadığı, bazı tasarımlarıyla çeşitli kişisel eşyalarının sergilendiği evdir.  1918 yılında ilgili alan devlete geçmiş, 1922 yılında da Park Güell adıyla halka açılmış.

Park için bilet bilgilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.muzebiletleri.com/bilet/ispanya/barselona/park-guell-bileti/

La Pedrera (Taş Ocağı)  olarak da bilinen Casa Milla Passeig de Gràcia caddesinde bulunan ve 1906-1910 yıllları arasında Antoni Gaudí tarafından tasarlanıp inşa edilen bina. Yapı, daire ve ofislerden oluşan bir rezidans olarak tasarlamış ve Barselona’daki modern yapılar içinde daire daire satılmak üzere projelenen ilk örnektir. Binanın inşaat süresi tasarlanandan uzun sürmüştür. Nedeni  ise ilginin yapının özellikle belediyenin yapı kanunlarına uyumlu olmaması sebebi ile sık sık engellenmesi ve ceza kesilmesidir. Bu sebepten dolayı da Gaudi baştaki orijinal projeyi bire bir yerine getirememiştir.

Sırada Kemikler Evi (Casa dels Ossos) da denilen Casa Batlló var. 1903 yılında bu binayı satın alan, kentin zenginlerinden tekstilci Josep Batllo Gaudi’yi mimar olarak tutarak bu binayı restore etmesini istemiş. Gaudi üslubunun ön plana çıktığı Bacalar, evin arka bölümündeki teras ve arka cephe, yapı içindeki yemek odası, şömine odası ve çatı katı Casa Batllo ziyareti sırasında görülmesi gereken en önemli bölümler arasında.

Barselona’nın en yeşil alanlarından biri olan Parc de la Ciutadella, uzun yürüyüşler yapabileceğiniz, dinlenebileceğiniz, gölde kürek çekebileceğiniz, anıtları, müzesi ve hayvanat bahçesi ile Barselona da gezilecek yerler listesinde mutlaka olması gereken, görmeden dönerseniz eksikliği sonradan hissettirecek keyifli bir park.

Sokak aralarını ve meydanları süsleyen eserler, hareketsiz duran sanatçılar, Tiyatro Binası, Plaza de España (İspanya Meydanı), Temple of Augustus, Belediye binası…vb.

***Barselona’daki Augustus Tapınağı, İmparatorluk döneminde Barcino kolonisinde inşa edilmiş bir Roma tapınağı olup şu anda Carrer del Paradís’deki 10 numaralı Tàber Hill’de, şehrin Gotik Mahallesi’nde yer alıyor. Barselona’ya gidecekseniz mutlaka burayı da gezilecek yerler listenize almanızı öneririz.

Gaudi’nin muhteşem eserlerini gördükten sonra bir sanat evini de ziyaret ettik. Keyif veren, renkli, basit ama yaratıcı sanat eserlerinden birkaç kare ekleyelim istedik.

Barselona’daki Gotik Bölge’nin sokakları arasında, geçmiş zaman içinde dolaşmak, bilmem kaçıncı kez iyi ki geldik dedirtti bize.

Gezdikçe, görülecek çok fazla detayın olduğunu hissettiren ve bu nedenle bir kez daha buraya gelmemiz gerekiyor dedirten Barselona şehrini biz çok sevdik.

Gezip eğlenmeniz, bakıp  görmeniz dileğiyle.

Mart 2021    @ gezipduru_ys     @ okumali_ys

Continue Reading

Facebook

Popüler