Connect with us

Gezi

Venedik Gezimiz

Published

on

İtalya gezimiz ile ilgili ilk olarak Vatikan Müzeleri ve sonrasında Milano/Verona gezi yazımızı paylaşmıştık. Şimdi sırada hangi güzel şehir var birlikte bakalım. Kayda değer bir kültüre ve mirasa sahip olan, birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan 118 adadan oluşan, kaynaklarda “Adriyatiğin Kraliçesi”, “Sular Şehri”, “Maskelerin Şehri”, “Köprülerin Şehri”, “Yüzen Şehir”, ve “Kanallar Şehri” olarak bilinen Venedik. Google da araştırma yaptıktan ve internete yüklenen fotoğraflara bol bol baktıktan sonra nihayetinde şehri görme zamanımız geldi. Açıkçası İtalya gezimize başlamadan önce düşündükçe heyecanlandığımız ve görmek için meraklandığımız yerlerden birisi Venedik idi. Deniz taksiye bindiğimizde ve Venedik mimarisi yavaş yavaş görüş alanımıza girmeye başladığında merak katsayımızda artmaya başlamıştı.

Gitmeden önce okuduğumuz gezi yazılarında Venedik için yürümeyi sevenlerin şehri tanımlaması yapılmıştı.  400 köprüsü ve labirenti andıran sokak araları olan bu şehirde kaybolmak güzel olacak diyerek karaya ayak bastık.

Adım atar atmaz denizden karaya baktığımızda ilk gözümüze takılan tarih içinden süzülüp günümüze gelmiş görüntüsü veren renkli kostümü içindeki dönem kadını ve kalabalıklar oldu. Gittiğimiz ay Mayıs olmasına rağmen her yer irili ufaklı tur grupları ile doluydu. O tarihte bile hava o kadar sıcaktı ki yaz aylarında buralarda bulunmanın çokta iyi bir fikir olmadığını hemen buraya not düşelim.

Bu sefer sırtımızı karaya verip denize baktığımızda ise o güzelim, o klasik Venedik manzarası karşımızdaydı. Kazıklar arasında kalmış Venedik sandalları ve neredeyse otoban kalabalığına sahip deniz…Eskişehir’i Venedik’e benzetenlere selam olsun 🙂

Adımımızı Venedik’e attık ama bizden önce buralarda kimler yaşamış bu keyifli şehirde kimler gezinmiş ona kısaca deyinelim istedik. İnternetten biraz araştırınca karşımıza çıkan bilgileri hemen kısaca aktaralım. Kavimler Göçü nedeniyle işgalcilerden kaçarak bir sığınak bulmak zorunda olan yerli halk çözüm için kıyaya yakın olan adacıklara sığınmış. (Kaynaklarda Venedik’in kuruluş tarihinin M.S. 811  olduğu yazıyor.)

Hızlıca Haçlı Seferleri zamanına gelirsek deniz ticaretini eline geçiren Venedik, Doğudan gelen ürünler ve yağmalanan eşyalar ile birlikte çok zenginleşmiş, kurdukları ticaret kolonileri sayesinde güçleri 15. yy da doruk noktasına çıkmış ve uzun dönem sanatın ve ticaretin merkezi olmuş. Altın çağını yaşayan Venedik 300 ailenin liderliğindeki üyelerden oluşan Konsey ile yönetilmiş. Her ilerleme gerilemeyi her büyüme küçülmeyi her şey zıddını içerdiğinden Venedik’te yükselme döneminin ardından gerileme sürecine girmiş. İstanbul’un Fethi, Amerika’nın keşfi, yaşanan deniz savaşları nedeniyle gücünü yitiren Venedik nihayetinde İtalya Krallığı’nın eline geçmiş.

Bu kadar kitabi bilgiden sonra artık gezmeye başlayalım. İlk sırada Venedik’te önem verilen isimlerin başında yer alan San Marco’ya gelelim. San Marco’nun kemikleri 823 yılında Venedik’e getirilmiş ve San Marco kanatlı aslan olarak tasvir edilerek şehrin Koruyucu Azizi ünvanı almış. San Marco’nun sembolü olan aslan ise Venedik’in sembolü olmuş. Sembolü uzaktan gördük ve  San Marco Meydanı’na doğru yürüdük. Meydana geldiğimizde karşımıza ihtişamıyla duran San Marco Bazilikası (Aziz Marko Bazilikası) ve çan kulesi çıktı. (Aziz Marco, Markos İncili’ni yazdığı kabul edilen azizdir. Aynı zamanda Katolik Kilisesi tarafından Matta, Luka ve Yuhanna ile birlikte 4 azizden biri olarak kabul edilir.)

Bazilika, altın kaplı mozaikleri ile dönemin Venediklilerinin zenginliğini ve gücünü sembolize etmesi açısından da önemli. Bazilikanın cephesinde yer alan göz alıcı altın mozaikler, heykeller ve dört at heykeli muazzamlar. Bu at heykelleri ile ilgili bir bilgiyi burada aktarmadan geçmeyelim. ‘’1204 yılında, Haçlılar Konstantinopolis’i ele geçirdiklerinde şehri yağmalamış, birçok sanat eserini tahrip ederken, bazılarını da Avrupa’ya götürmüştür. Günümüzde Sultanahmet’te At Meydanı olarak bilinen Hipodromdaki dört at heykeli de götürülen bu eserler arasında yer almıştır. Dördüncü Haçlı Seferlerinde ve Konstantinopolis’in ele geçirilmesinde büyük rol oynayan Venedik Doçu Enrico Dandolo, bu at heykellerini kendi şehri olan Venedik’e yollamış ve Quadriga’nın Atları San Marco kilisesinin cephesine yerleştirilmiştir. Quadriga’nın sürücüsü İsa ile, arabanın dört atı ise İsa’nın öğretisini dünyaya yayan dört İncil yazarı ile özdeşleştirilmişti. Böylece quadriga, askeri, siyasal ve dinsel bir anlam kazanmıştı. Antik Dönem kabartmalarında sıkça karşılaşılan quadrigaların antik Çağ’dan günümüze kalan tek örneği Konstantinopolis Hipodromundan Venedik San Marco Kilisesi’ne giden Quadrigadır. 1975 yılında, kilise cephesine bu atların kopyaları yerleştirilmiş, orijinalleri ise doğal şartlardan korumak amacıyla Venedik San Marco Kilisesi içindeki Museo Marciano’ya taşınmıştır. (Bu alıntının kaynağı  https://www.istanbulburda.com/tarihi-hikayeler/istanbul-dan-venedik-san-marco-kilisesine-giden-quadriganin-atlari-h9700.html )

San Marco Meydanı’nda yer alan diğer bir yapı da Venedik’in sembollerinden ve en yüksek yapılarından biri olan Aziz Mark’ın Çan Kulesi. 9. yüzyılda yapılan Çan Kulesi’nin başından çeşitli depremler, çökmeler, restorasyonlar geçmiş. 1902 yılında tamamen çöktüğünde kule orjinaline uygun şekilde yeniden yapılmış. Kule de her birinin farklı işlevi olan beş çan var. Marangona günün başlangıç ve bitişini, Trottiera Maggior Consiglio üyelerinin acele etmesini, Mezza Terza Senatonun toplanacağını, Maleficio ise infaz ilanını işaret ediyormuş. Kulenin yüksekliği 99 metre ve tuğlalarla döşenmiş. Kulenin tepesi piramit formunda ve onun üzerinde baş melek Cebrail heykeli bulunuyor. Gittiğinizde kuleye çıkarak Venedik manzarasını seyredebilirsiniz.

San Marco Meydanı’na çok yakın mesafe de bulunan ve Çan Kulesi’ne yakın olan Dükler Sarayı’nı da görebilirsiniz. Bir çok tarihi eserde karşımıza çıktığı gibi bu yapıda depremler ve yangınlar karşısında yıkımlar ve restorasyonlar görmüş. Venedik Cumhuriyeti uzun yıllar bu sarayda yönetilmiş ve 1923 yıllında burası bir müzeye çevrilmiş. Vaktimiz sınırlı olduğundan müzeyi gezemedik ama sizin vaktiniz olursa aklınızda bulunsun.

San Marco meydanında ‘’mimari yapılar ve biz’’ şeklindeki fotoğraflarımızı çektikten hemen sonrasında tur grubuna serbest zaman verildi. Yaptığımız ilk iş daracık bir sokaktan içeri girmek ve geçebildiğimiz kadar köprünün üzerinden geçerek tablo tadındaki güzelliklere şahit olmaktı. Gondollar, suların içinde gömülü binalar, tarihi köprüler, zamanın içinde asılı kalmış gibi duran tarihi binalar… Burada sözü bitiriyor ve çektiğimiz fotoğraflar konuşmaya başlasın diyoruz.

Karşımızda Rialto Köprüsü…. Büyük Kanal’ın üzerinde bulunan dört köprüden en büyüğü ve aynı zamanda Venedik’in sembollerinden biri. Köprü daha önce tahtadan yapıldığından bir çok kez yanmış, çökmüş ve yıkılmış. Bu nedenle sonunda 32 metre uzunluğunda, 7,5 metre yüksekliğinde ve 9 metre genişliğe sahip olan tek kemerli taş köprü haline dönüştürülmüş.

İtalya’ya gidip de pizza yemeden olmaz diyerek, dilim pizza satan dükkanlardan dilim dilim pizzaları ve sonrasında tatlı niyetine dondurmaları alıp bir güzel yedik. Sonrasında yine dar sokaklarda gezinmeler, köprülerden geçmeler, kalabalıklar içinde kaybolmalar… Vakit ilerleyince gündüz gözüyle gördüğümüz Venedik’i gündüzden geceye geçişte de fotoğraflamak istedik ki bunlardan birkaçını aşağıya ekledik.

Venedik gezimiz bedenen bitse de ruhen devam ediyor. Gittiğimiz ülkeler içinde bir daha gideriz diye kendimize not düştüğümüz ülkelerden birisi İtalya ve özellikle Venedik. Hakkını vererek gezebilmek, şehri geceli ve gündüzlü yaşayabilmek, tarih kokan köprülerden geçerek o daracık sokaklarda yürürken zihnimizin üreteceği hikayeler arasında kaybolmak istiyoruz.

Venedik’i şimdilik ardımızda bırakarak gözümüze renk şöleni yaşatan, gönlümüze huzur veren, bize göre gördüğümüz yerler arasında renk dünyasının bir numaralı adası olan Burano Adası’na ve cam atölyeleri ile ünlü Murano Adası’na doğru yola çıkıyoruz.

Gezmelere doyamayan biz ile yeni yazımızda görüşmeniz dileğiyle.

https://www.gezipduru.com/2019/07/18/vatikan-vatikan-muzeleri-gezimiz/

https://www.gezipduru.com/2020/02/11/milano-verona-gezimiz/

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Gezi

Abant Gezimiz

Published

on

ABANT GEZİMİZ

Bize geçen sene başında bir hastalık peydah olacak ve tüm alışkanlıklarımızdan vazgeçeceğimiz, işimizin ve okulumuzun oturma odalarımıza taşınacağı söylenmiş olsaydı sanırım kazanacağımızı düşünerek reddeder, iddiaya girer ve iddiayı kaybederdik. Herkes eve kapanmak zorunda kaldığından sıkıntılı günler yaşasa da biz gezginler için bu zamanlar daha zor geçti ve bu durum hala devam ediyor.

Pandemi nedeniyle insan ilişkilerini minimum düzeye indirerek ulaşmak istediğimiz noktaya varmak ve gittiğimiz yerlerde de maksimum seviyede dikkatli davranarak hareket etmemiz gerekiyor. Bunları göz önünde bulundurarak ve İstanbul’a yakın olması nedeniyle Abant’a gitmeye karar verdik. Yaklaşık 2.5 saat içinde otelimizdeydik. Otele giriş yapmadan hemen önce otelin alt tarafında yer alan göl kenarındaki restoranta gittik ve biraz keyif yaptık.

Otele giriş işlemlerimizi tamamladıktan sonra göl manzaralı odamıza çıktık. Aşağıda odamızdan bir iki kareyi ve 3 gün boyunca izlediğimiz manzarayı paylaştık.

Biraz dinlendikten sonra otelin beş çayı saati için odamızdan çıktık. Tatlı ve tuzlu olmak üzere çeşitli ürünler sunuldu ve sürekli çay servisi yapıldı. Servis hızlı, personeller güler yüzlü ve ürünler gayet lezzetliydi.

Tatlı ve tuzluları tükettikten sonra göl kenarında yürüyüşe çıktık. Hava serin olduğundan içlikler, şapkalar ve eldivenler eşliğinde gölün sunduğu manzara, ağaçlar, kuş sesleri, gökyüzü ve sessizlik içinde huzurlu bir yürüyüş yaptık.

Sonrasında akşam yemeği ve oksijene doyan ciğerlerimiz ile çok rahat bir uyku uyuduk ve yeni bir güne başladık. Pencereyi açarak, yeni güne, göle ve bize şarkı söyleyen kuşlara merhaba diyerek kahvaltıya indik. Pandemi nedeni ile servisi otel personeli yapıyor. İstediğiniz çeşitten ve istediğiniz kadar tabağınıza ürün alabiliyorsunuz. Masaya termos ile çay getiriliyor. Çeşit olarak oldukça fazla ürün yer alıyor ve hiçbir ürün için bitti diye bir kelime sarf edilmiyor.

Göl kenarı yürüyüşü sonrasında lobide oturarak, salep içerek ve kitap okuyarak keyifli saatler geçirdik.

Akşam yemekleri de sabah kahvaltısı gibi çeşitli ve gayet lezzetliydi.

Güneş batarken odamızdan izlediğimiz manzara çok güzel ve dinlendirici idi.

3 günlük tatilimiz ardından göl kenarında son bir yürüyüş yaparak temiz havayı ciğerlerimize tekrar tekrar doldurduk. Huzuru ve dinlenmiş ruhumuzu içimize, manzarayı gözlerimize hapsederek otelden ayrıldık.

Bu özellikli dönemde dinlenmek için bu oteli tavsiye edebiliriz.

Keyifli günler dilerim.

OCAK 2021      @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Gezi

Napoli/Pompei Gezimiz

Published

on

Napoli/Pompei Gezimiz

Tarihin ve bu tarihin oluşturduğu muazzam sanat eserlerinin, İtalyan Rönesansı’nın doğduğu yer alan Floransa gezimizin ardından ülkenin turistler tarafından yoğun olarak ilgi gösterdiği bir başka şehre İtalya’nın güneyinde yer alan Napoli ve Napoli denilince ilk akla gelen Pompei’ye doğru yola koyulduk. Şehre adım attığımızda turist rehberimizin çantalarımıza dikkat etmemiz gerektiği ve şehrin magnetlerinin çoğunun hızrsızlık olaylarını anlatan magnetlerden oluştuğu bilgisi kulağımıza küpe oldu.

Floransa gezi yazımız deteylarına aşağıdaki linkimizden ulaşabilirsiniz.

https://www.gezipduru.com/2020/12/13/floransa/

Şehre ilk gittiğimizde sahile çok yakın mesafede yer alan Castel Nuovo’ya  (Maschio Angioino) gittik . Anjou’lı 1.Charles’ın hükümdarlığı zamanında 1279-1282 yılları arasında inşa edilmeye başlanan kale farklı dönemlerde sanatçılara, edebiyatçılara ev sahipliği yapmış, 1503-1734 yılları arasında askeri amaçlarla kullanılmış, zaman zaman Belediye Meclisi olarak kullanılmış. Heybetli kuleleri ve süslemeleri  ile çok ilgi çekici olan bu yer günümüzde kültürel etkinliklerin yapıldığı bir mekan ve Napoli Kent Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Kale ziyaretimizin ardından 1887-1891 tarihleri arasında inşa edilmiş San Carlo Operası’nın karşısındaki alışveriş galerisi Galleria Umberto I ‘e gidiyoruz. Cam kubbeler, yerlerde yer alan karolar, çağdaş mimari unsurları ile  görüşmesi gereken bir yer. Lüks dükkanlar, kafelerden oluşan bu yapı UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak Napoli Tarihi Merkezi listenin bir parçası.

Galeriye çok yakın ve trafiğe kapalı olan açık hava konserlerinin ve çeşitli sanatsal etkinliklerin yapıldığı Plebiscito Meydanı’na geldik. Meydan da  ayrıca San Francesco di Paola Kilisesi’ni ve Kraliyet Sarayı’nı ( Palazzo Reale) gördük. Bu saray Bourbon Hanesi tarafından Napoli Krallığı ve daha sonra iki Sicilya Krallığı sırasında kullanılmış  yapılardan biri. Meydanda tarih kokan binalar arasında oturarak kiliseden çıkan ve yeni evlenen bir çiftin mutluluğuna şahit olarak, meydanda oynayan çocukları seyredip eğlenerek, bir şeyler atıştırarak çok keyifli vakit geçirdik

Yıllardır çeşitli kaynaklarda rast geldiğimiz, günahkarların şehri olmasından dolayı insanlarının büyük bir gazap ile karşılaştığı ve bu nedenle taşlanmış oldukları söylenen Pompei’ye geldik. Burası Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde yer alan, döneminde çok önemli ticaret merkezlerinden biri olan, kaynaklarda farklı bilgiler yer almakla birlikte genel kanaate göre yaklaşık 20.000 kişilik bir nüfusa sahip bir şehirmiş burası. 23 Ağustos 79 yılında yanardağın patlaması ile birlikte tüm şehir önce volkanik kül bulutları ile kaplanmış ve yaşanan olaylar karşısında tahmin edilen çoğu kişi ortaya çıkan zehirli gazlar nedeniyle ölmüş. Bu konuya tekrar döneceğiz.

Günümüzde burası UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne girerek turizm içinde büyük bir potansiyel alanı olmuştur.

Volkanın patlamasından biraz bahsedecek olursak. Kül ve lav yağan uzun saatler boyunca – yaklaşık 18 saat kadar- şehirden kaçabilenler gitmiş ve yaklaşık 2000 kişi kül ve lav katmanlarının altında kalmıştır. Elde edilen kaynaklardan ölüm sayısının fazla olmasının sebebinin o gün festival olduğunu ve bir diğer nedenin ise halkın patlama ve depremlere alışkın olması nedeniyle mevcut konumlarını korumaları olduğunu öğreniyoruz. Patlamanın hemen ertesi gününde ise Vezüv Volkanı’nın konisi çöktüğünde oluşan devasa kil heyelanı Pompei şehrinin üzerini bir yorgan gibi kaplamış.

Pompei’de bilinen ilk kaz çalışmaları 1594-1600 yılları arasında yapılmış ancak 1631 yılında yaşanan deprem nedeniyle bu çalışmalara ara verilmiş. Deprem sonrası üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra 1748’de Carlo Borbone liderliğinde kazılar tekrar başlamış. 1861’de Giuseppe Fiorelli kazı işini devralmış ve Fiorelli taşlaşmış insan cesetlerinin etrafındaki boşluklara sıvı alçı püskürtüp kalıplarını çıkararak aynı şekilde bulundukları yere konulmasını sağlamış, şehre ait pazar yerlerinin, çarşıların, caddelerin  mahkeme salonlarının …vb  alanların ortaya çıkmasını sağlamış.

Şehri gezerken caddeler ve sokak aralarında sıçrama taşlarını göreceksiniz. Şehirde kirli sular sokaklara döküldüğünden, insanlar karşıdan karşıya geçerken yola basmak istemediklerinden belirli aralıklarla kaldırımlarla aynı yükseklikte olan sıçrama taşları koymuş ve bu taşların üzerine basarak rahatça yolun karşısına geçmişler. Sıçrama taşlarının arasında boşluklar yer alıyor ki bunun nedeni at arabalarının geçebileceği teker boşlukları oluşturmak.

Antik kent içinde gezerken yemek alanlarının olduğu fastfood yerlerini, caddeleri, turistlerin en çok rağbet gösterdikleri genelevi, villa ve hamamın içini ve tiyatroyu da ziyaret ettik. Geneli açık bir alan olduğu için antik kent içinde caddeler arasında yürürken şemsiye açmak zorunda kaldık. Olur da yaz aylarında giderseniz alan büyük olduğundan yanınızda mutlaka su ve şemsiye bulundurmanızı tavsiye ediyoruz.

Dünyaca ünlü bir antik kenti gezmenin verdiği mutlulukla birlikte kentten ayrılıyoruz. Antik kentin dışında yer alan turistik eşya satan dükkanlar arasından geçerek acıkan karnımızı doyurmak için tavsiye üzerine bir restoranta gittik. Yemeğimizi yedikten ve antik kentin girişine hoşça kal selamı verdikten sonra kentten ayrıldık.

Turla gezmenin verdiği dar zamanlarda gezmenin dezavantajı dışında keyifli yerler görmekten memnun olarak ülkemize geri döndük.

Gidilmeli, görülmeli dediğimiz yerler gördük.  Sizin de gezi listenizde yer alması dileğiyle.

Ocak 2021   @gezipduru_ys     @okumali_ys

Continue Reading

Gezi

Floransa

Published

on

İtalya Rönesansı’nın başkenti Floransa’dayız. İtalya gezimiz sırasında gördüklerimiz arasında tekrar gitmek istediğim yer neresi olur soruma verdiğim yanıt ilk olarak Floransa oldu. Neden mi ? Adım başı sanat eseri, tarih kokan binalar, caddeler, hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan ve şaşırtıcı güzellikteki heykeller. Bu yazımızda bu detayları size hakkıyla aktarabilmek için sadece sanatın kalbinin attığı Floransa’yı anlatalım istedik. İtalya da gezdiğimiz diğer yerler ile ilgili bir iki yazımızı da ilgilenirseniz diye aşağıya ekledik.

https://www.gezipduru.com/2020/08/01/murano-adasi-burano-adasi/

https://www.gezipduru.com/2019/07/18/vatikan-vatikan-muzeleri-gezimiz/

Renklerin dünyası Burano Adası gezimizin ardından akşam dinlendikten sonra ertesi sabah Floransa gitmek için otobüsümüze bindik. Seyrüsefer ederken bir yandan Floransa ile ilgili notlarımızı okuduk bir yandan da fotoğraf çekmeye devam ettik. Floransa hakkında söylenecek ilk şey Rönesans’ın ilk adımlarının atıldığı bu muhteşem şehrin kültürel-sanatsal gelişimi ve gelenekleriyle dünyada çok meşhur olduğudur. 12. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar üç yüz yıl yaratıcı insanların beşiği olan bu şehir şair Dante’den Giotto, Bolicelli, Brunelleschi, Donatello ve Michelangelo gibi ressamlara, heykeltıraşlara, sanat ve düşünce adamlarına ev sahipliği yapmış. Edebiyat, mimari, heykel, resim, müzik resim başta olmak üzere tüm sanat dallarında muhteşem gelişmeler yaşanmış.

Toskana Bölgesinin başkenti olan, İngilizcesi Florence, İtalyancası Firenze olarak geçen, kaynaklarda açık hava müzesi tabiri kullanılan Floransa…Sokak aralarında ilerlemeye başladığımızda evlerin çatılarında, yağmur oluklarında, giriş kapılarında yer alan heykeller, kabartmalar dahil olmak üzere, meydanlarındaki görsel şölen ile karşılaştığımızda neden açık hava müzesi denildiğini anladık. Tur ile gitmenin azizliğine uğradığımızdan Uffizi’nin sadece avlusundan geçerek Senyörler Meydanı’na ( Piazza della Signoria) gittik. Meydana girerken bizi Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı -Signoria Sarayı) karşıladı ki burası Floransa’nın en önemli tarihi yapıları arasında gösteriliyor. Kaynaklarda genel olarak geçen bilgileri şu şekilde: 14. yüzyılda Floransa Cumhuriyeti Yürütme Konseyi’nce (Signoria) kullanılmış, ardından Medici ailesinden Toscana grandüklerinin yönetim merkezi olmuş, 1865-71 arasında İtalya Krallığı Temsilciler Meclisi’ni barındırmış ve 1872’den beri belediye sarayı olarak kullanılmaya devam ediliyormuş. Vecchio Sarayı’nın kapısının iki yanında Michelangelo’nun “David” (Davud  1501-1504) heykelinin replikası ve Heykeltraş Baccio Bandinelli’nin “Herakles ile Cacus”u (l534)  yer alıyor. Davud heykelinin aslını görmek isterseniz uzun bir süre meydanda kalmış olan bu eser Floransa Güzel Sanatlar Akademisi Galerisi’ne götürülmüş ve orada sergilenmeye başlamış.

Meydan da bu eserlerin dışında Medusa’nın kesik başını elinde tutan Perseus, gittiğimizde restorasyon çalışması süren Neptün Çeşmesi,  üç kemerli yapı Loggia della Signoria (ya da Loggia dei Lanzi) galerisi, Grandük I. Cosimo’nun atlı heykeli, Marzocco (Elinde bir arma olan aslan heykeline Marzocco deniyor ve Marzocco Floransa hanedanının arması ve sanırım bizim gördüğümüzde replikası) yer alıyor. Görmeden geçmeyin  …Floransa’da yönetimi ele geçiren Savonarola sadece dört yıl iktidarda kalmasına rağmen katı bir ahlaki program oluşturmuş, homoseksüellik için ölüm cezası getirmiş büyük pek çok sanat eserini ve kitapları törenle yaktırmıştır. Sonunda kendisi de kazığa bağlanarak yakılmıştır. Signoria Meydanı’nda yerde gördüğümüz ve aşağıya fotoğrafını eklediğimiz plakette Savonarola’nın kazığa bağlanarak öldüğü yeri göstermektedir.

Açık hava heykellerinden sonra yolumuza devam ettiğimizde karşımızda Floransa tarihinin merkez üssü diyebileceğimiz Piazza del Duomo’ya  geldik. Burası, dünyanın her köşesinden gelen turistlerin akınına tanıklık eden meydan Santa Maria del Fiore’ye (Floransa Katedrali), Giotto’nun Çan Kulesi’ne ve Aziz John Vaftizhanesi’ne ev sahipliği yapıyor.  Açıkçası biz meydana ilk girdiğimizde mimari yapılar ve meydanın genel tarihi havası itibariyle bir an için kendimizi yüzyıllar öncesinde hissettik.

Gelelim 1296-1436 yılları arasında inşa edilen Floransa Katedrali’ne…Burası aynı zamanda kaynaklarda Duomo ya da Santa Maria del Fiore olarak da geçiyor. Renkli mermer cephe kaplamalarıyla bezenmiş yapının planı haç biçiminde olup haçın kollarının kesişme noktası üzerinde bir kubbe bulunuyor.

Katedrali tamamlayan kompleksin parçası olan çan kulesi ise ilk olarak 1334 yılında Giotto di Bondone tarafından tasarlanmış ve o öldükten sonra  Andrea Pisano ve daha sonra Francesco Talenti tarafından tamamlanmış. Seksen beş metre yüksekliğindeki kulenin inşası 1359’da bitmiş. Şehrin en eski yapılarından biri olan Vaftizhane ise 1059 ve 1128 yılları arasında yapılmış olup Rönesans’ın önde gelen liderleri ve Medici ailesinden kişiler burada vaftiz edilmiş.
Nihayetinde Floransa denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri olan ve Arno Nehri üzerinde bulunan Ponte Vecchio köprüsüne geldik. Nehrin hemen hemen en dar yerinde kurulan köprü 14.yy da tamamlanmış. Köprünün üzerinde çok sayıda dükkan yer alıyor ve hala kullanımdalar. Kaynaklarda Floransa’nın tüm köprülerinin Almanlar tarafından yıkıldığı halde bu köprünün bombalanmadığı yer alıyor.

Rönesans yani “yeniden doğuş” gibi ihtişamlı bir döneme beşiklik etmiş Floransa’da olmak, tarihi kaldırımlar üzerinde  yürümek, hayranlık uyandıran sanat eserlerini görmek  ve orada sanatın ruhunu teneffüs etmek bizim için güzel bir deneyimdi. Gördüklerimiz burada size sunduklarımızın çok daha fazlası olmakla birlikte şehrin atmosferini anlatmak adına sanırım genel olarak size bir fikir verebildik. Bu fikre biraz daha katkı sağlamak adına yüzlerce fotoğrafımız arasından bir kaçını daha paylaşmak istedik.

Tek cümle ile nasıl anlatırız diye düşündük ve şu cümlede karar kıldık. Siz siz olun Floransa’ya mutlaka bir kez de olsa gidin. İyi gezmeler olsun. Aralık 2020   @gezipduru_ys        @okumali_ys

Continue Reading

Facebook

Popüler