Connect with us

Gezi

Venedik Gezimiz

Published

on

İtalya gezimiz ile ilgili ilk olarak Vatikan Müzeleri ve sonrasında Milano/Verona gezi yazımızı paylaşmıştık. Şimdi sırada hangi güzel şehir var birlikte bakalım. Kayda değer bir kültüre ve mirasa sahip olan, birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan 118 adadan oluşan, kaynaklarda “Adriyatiğin Kraliçesi”, “Sular Şehri”, “Maskelerin Şehri”, “Köprülerin Şehri”, “Yüzen Şehir”, ve “Kanallar Şehri” olarak bilinen Venedik. Google da araştırma yaptıktan ve internete yüklenen fotoğraflara bol bol baktıktan sonra nihayetinde şehri görme zamanımız geldi. Açıkçası İtalya gezimize başlamadan önce düşündükçe heyecanlandığımız ve görmek için meraklandığımız yerlerden birisi Venedik idi. Deniz taksiye bindiğimizde ve Venedik mimarisi yavaş yavaş görüş alanımıza girmeye başladığında merak katsayımızda artmaya başlamıştı.

Gitmeden önce okuduğumuz gezi yazılarında Venedik için yürümeyi sevenlerin şehri tanımlaması yapılmıştı.  400 köprüsü ve labirenti andıran sokak araları olan bu şehirde kaybolmak güzel olacak diyerek karaya ayak bastık.

Adım atar atmaz denizden karaya baktığımızda ilk gözümüze takılan tarih içinden süzülüp günümüze gelmiş görüntüsü veren renkli kostümü içindeki dönem kadını ve kalabalıklar oldu. Gittiğimiz ay Mayıs olmasına rağmen her yer irili ufaklı tur grupları ile doluydu. O tarihte bile hava o kadar sıcaktı ki yaz aylarında buralarda bulunmanın çokta iyi bir fikir olmadığını hemen buraya not düşelim.

Bu sefer sırtımızı karaya verip denize baktığımızda ise o güzelim, o klasik Venedik manzarası karşımızdaydı. Kazıklar arasında kalmış Venedik sandalları ve neredeyse otoban kalabalığına sahip deniz…Eskişehir’i Venedik’e benzetenlere selam olsun 🙂

Adımımızı Venedik’e attık ama bizden önce buralarda kimler yaşamış bu keyifli şehirde kimler gezinmiş ona kısaca deyinelim istedik. İnternetten biraz araştırınca karşımıza çıkan bilgileri hemen kısaca aktaralım. Kavimler Göçü nedeniyle işgalcilerden kaçarak bir sığınak bulmak zorunda olan yerli halk çözüm için kıyaya yakın olan adacıklara sığınmış. (Kaynaklarda Venedik’in kuruluş tarihinin M.S. 811  olduğu yazıyor.)

Hızlıca Haçlı Seferleri zamanına gelirsek deniz ticaretini eline geçiren Venedik, Doğudan gelen ürünler ve yağmalanan eşyalar ile birlikte çok zenginleşmiş, kurdukları ticaret kolonileri sayesinde güçleri 15. yy da doruk noktasına çıkmış ve uzun dönem sanatın ve ticaretin merkezi olmuş. Altın çağını yaşayan Venedik 300 ailenin liderliğindeki üyelerden oluşan Konsey ile yönetilmiş. Her ilerleme gerilemeyi her büyüme küçülmeyi her şey zıddını içerdiğinden Venedik’te yükselme döneminin ardından gerileme sürecine girmiş. İstanbul’un Fethi, Amerika’nın keşfi, yaşanan deniz savaşları nedeniyle gücünü yitiren Venedik nihayetinde İtalya Krallığı’nın eline geçmiş.

Bu kadar kitabi bilgiden sonra artık gezmeye başlayalım. İlk sırada Venedik’te önem verilen isimlerin başında yer alan San Marco’ya gelelim. San Marco’nun kemikleri 823 yılında Venedik’e getirilmiş ve San Marco kanatlı aslan olarak tasvir edilerek şehrin Koruyucu Azizi ünvanı almış. San Marco’nun sembolü olan aslan ise Venedik’in sembolü olmuş. Sembolü uzaktan gördük ve  San Marco Meydanı’na doğru yürüdük. Meydana geldiğimizde karşımıza ihtişamıyla duran San Marco Bazilikası (Aziz Marko Bazilikası) ve çan kulesi çıktı. (Aziz Marco, Markos İncili’ni yazdığı kabul edilen azizdir. Aynı zamanda Katolik Kilisesi tarafından Matta, Luka ve Yuhanna ile birlikte 4 azizden biri olarak kabul edilir.)

Bazilika, altın kaplı mozaikleri ile dönemin Venediklilerinin zenginliğini ve gücünü sembolize etmesi açısından da önemli. Bazilikanın cephesinde yer alan göz alıcı altın mozaikler, heykeller ve dört at heykeli muazzamlar. Bu at heykelleri ile ilgili bir bilgiyi burada aktarmadan geçmeyelim. ‘’1204 yılında, Haçlılar Konstantinopolis’i ele geçirdiklerinde şehri yağmalamış, birçok sanat eserini tahrip ederken, bazılarını da Avrupa’ya götürmüştür. Günümüzde Sultanahmet’te At Meydanı olarak bilinen Hipodromdaki dört at heykeli de götürülen bu eserler arasında yer almıştır. Dördüncü Haçlı Seferlerinde ve Konstantinopolis’in ele geçirilmesinde büyük rol oynayan Venedik Doçu Enrico Dandolo, bu at heykellerini kendi şehri olan Venedik’e yollamış ve Quadriga’nın Atları San Marco kilisesinin cephesine yerleştirilmiştir. Quadriga’nın sürücüsü İsa ile, arabanın dört atı ise İsa’nın öğretisini dünyaya yayan dört İncil yazarı ile özdeşleştirilmişti. Böylece quadriga, askeri, siyasal ve dinsel bir anlam kazanmıştı. Antik Dönem kabartmalarında sıkça karşılaşılan quadrigaların antik Çağ’dan günümüze kalan tek örneği Konstantinopolis Hipodromundan Venedik San Marco Kilisesi’ne giden Quadrigadır. 1975 yılında, kilise cephesine bu atların kopyaları yerleştirilmiş, orijinalleri ise doğal şartlardan korumak amacıyla Venedik San Marco Kilisesi içindeki Museo Marciano’ya taşınmıştır. (Bu alıntının kaynağı  https://www.istanbulburda.com/tarihi-hikayeler/istanbul-dan-venedik-san-marco-kilisesine-giden-quadriganin-atlari-h9700.html )

San Marco Meydanı’nda yer alan diğer bir yapı da Venedik’in sembollerinden ve en yüksek yapılarından biri olan Aziz Mark’ın Çan Kulesi. 9. yüzyılda yapılan Çan Kulesi’nin başından çeşitli depremler, çökmeler, restorasyonlar geçmiş. 1902 yılında tamamen çöktüğünde kule orjinaline uygun şekilde yeniden yapılmış. Kule de her birinin farklı işlevi olan beş çan var. Marangona günün başlangıç ve bitişini, Trottiera Maggior Consiglio üyelerinin acele etmesini, Mezza Terza Senatonun toplanacağını, Maleficio ise infaz ilanını işaret ediyormuş. Kulenin yüksekliği 99 metre ve tuğlalarla döşenmiş. Kulenin tepesi piramit formunda ve onun üzerinde baş melek Cebrail heykeli bulunuyor. Gittiğinizde kuleye çıkarak Venedik manzarasını seyredebilirsiniz.

San Marco Meydanı’na çok yakın mesafe de bulunan ve Çan Kulesi’ne yakın olan Dükler Sarayı’nı da görebilirsiniz. Bir çok tarihi eserde karşımıza çıktığı gibi bu yapıda depremler ve yangınlar karşısında yıkımlar ve restorasyonlar görmüş. Venedik Cumhuriyeti uzun yıllar bu sarayda yönetilmiş ve 1923 yıllında burası bir müzeye çevrilmiş. Vaktimiz sınırlı olduğundan müzeyi gezemedik ama sizin vaktiniz olursa aklınızda bulunsun.

San Marco meydanında ‘’mimari yapılar ve biz’’ şeklindeki fotoğraflarımızı çektikten hemen sonrasında tur grubuna serbest zaman verildi. Yaptığımız ilk iş daracık bir sokaktan içeri girmek ve geçebildiğimiz kadar köprünün üzerinden geçerek tablo tadındaki güzelliklere şahit olmaktı. Gondollar, suların içinde gömülü binalar, tarihi köprüler, zamanın içinde asılı kalmış gibi duran tarihi binalar… Burada sözü bitiriyor ve çektiğimiz fotoğraflar konuşmaya başlasın diyoruz.

Karşımızda Rialto Köprüsü…. Büyük Kanal’ın üzerinde bulunan dört köprüden en büyüğü ve aynı zamanda Venedik’in sembollerinden biri. Köprü daha önce tahtadan yapıldığından bir çok kez yanmış, çökmüş ve yıkılmış. Bu nedenle sonunda 32 metre uzunluğunda, 7,5 metre yüksekliğinde ve 9 metre genişliğe sahip olan tek kemerli taş köprü haline dönüştürülmüş.

İtalya’ya gidip de pizza yemeden olmaz diyerek, dilim pizza satan dükkanlardan dilim dilim pizzaları ve sonrasında tatlı niyetine dondurmaları alıp bir güzel yedik. Sonrasında yine dar sokaklarda gezinmeler, köprülerden geçmeler, kalabalıklar içinde kaybolmalar… Vakit ilerleyince gündüz gözüyle gördüğümüz Venedik’i gündüzden geceye geçişte de fotoğraflamak istedik ki bunlardan birkaçını aşağıya ekledik.

Venedik gezimiz bedenen bitse de ruhen devam ediyor. Gittiğimiz ülkeler içinde bir daha gideriz diye kendimize not düştüğümüz ülkelerden birisi İtalya ve özellikle Venedik. Hakkını vererek gezebilmek, şehri geceli ve gündüzlü yaşayabilmek, tarih kokan köprülerden geçerek o daracık sokaklarda yürürken zihnimizin üreteceği hikayeler arasında kaybolmak istiyoruz.

Venedik’i şimdilik ardımızda bırakarak gözümüze renk şöleni yaşatan, gönlümüze huzur veren, bize göre gördüğümüz yerler arasında renk dünyasının bir numaralı adası olan Burano Adası’na ve cam atölyeleri ile ünlü Murano Adası’na doğru yola çıkıyoruz.

Gezmelere doyamayan biz ile yeni yazımızda görüşmeniz dileğiyle.

http://www.gezipduru.com/2019/07/18/vatikan-vatikan-muzeleri-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2020/02/11/milano-verona-gezimiz/

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında."Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle.Mutlu ve her zaman umutlu kalın .