Connect with us

Film

Sarhoş Atlar Zamanı

Published

on

Sarhoş Atlar Zamanı uzun süredir seyretmek istediğimiz ama bir türlü kendisine sıra gelmeyen kült filmler listemizde yer alıyordu. Dün İranlı bir lise öğrenci Mahi’nin, ülkelerine gelen Afganlı bir işçiye aşık olmasını konu eden Heiran filmini izledikten sonra İran-Irak sinemasına biraz ağırlık verelim istedik.

Sarhoş Atlar Zamanı, yönetmen Bahman Gobadi’nin 2000 yılında yaptığı film, İran yakınlarında sınıra çok yakın ve yönetmeninde köyü olan Bane de geçiyor. Film ile orada yaşayanlar için sıradan bizim içinse acımasız gerçeklikle karşı karşıya kalacağımız bir hikaye ortaya çıkarılmış.

 

Gerçek bir hikayeden esinlenen film, kaçakçılık ile geçinen bir aileyi konu ediniyor. Anne çocuğunu doğururken ölmüş, geriye 5 çocuk bırakmış ve çocukların babası da kaçakçılık yaparken öldürülmüş. Hikaye bundan sonra başlıyor ve zaten çok zor şartlar da devam ettikleri yaşamları artık tamamen bir mücadeleye dönüşüyor. Bu mücadeleye töreler ve coğrafi şartlar da tuz biber ekiyor. Kardeşlerden Madi, engelli ve çok hastadır. Çocukların geçimini sağlamak evin en büyüğü Ayoub’a kalmıştır ve okulu bırakmak zorunda kalır. Sürekli ilaç içen ve iğne vurulan kardeşin bir an önce ameliyat ettirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Ayoub da oradaki herkes gibi kaçakçılık işine girmek zorunda kalır.

Vazgeçilmez geçim kaynağı  olan kaçakçılık ile geçinmeye ve kardeşinin ameliyat parasını toplamaya çalışan Ayaub bunda başarılı olamayınca, kız kardeşi amcası tarafından Madi’nin tedavi ettirilmesi şartıyla evlendirilir ancak böyle bir şarttan haberi olmayan damadın annesi Madi’yi görünce istemez  ve Madi tekrar eve  döner.

Ayoub kaçakçıların yanında çalışmaya devam eder. Çetin kış şartları nedeniyle katırların soğuktan ölmemesi ve vücut ısılarının dengede olması için katırlara alkol içirilir. Filmin adı da buradan gelmektedir. Katırlar bu hava şartlarına alkol ile direnç göstermeye çalışırken, insanları sıcak tutacak doğru düzgün kıyafetleri bile bulunmaz.

Gerçeklik, hayatın acımazlığı karşısında insanların bir şekilde hayatlarını sürdürebilmek için kader olarak kabul ettikleri işler, çocukların çocuk olmadığı, erkek çocukların adam, kız çocukların kadın gibi davranmak zorunda kaldıkları bir dünyayı ajitasyona yer vermeden bize aktaran yönetmen, film ile farklı ülkelerden Altın Kamera Ödülü, Jüri Özel Ödülü, En iyi uzun metrajlı film ödülü ve Büyük Jüri Ödülü gibi ödüller kazanmıştır.

Filmi izlerken, yüreğiniz burkulacak, üzülecek, belki kendi veya çocuklarınızın içinde bulunduğu imkanları filmdeki çocukların imkanları ile karşılaştıracak ve sonuçta halinize şükredeceksiniz. Gerçekler acıdır ama bu onların yaşanmadığı anlamına gelmez.

İyi seyirler.

Şubat 2021       @gezipduru_ys       @okumali_ys

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading

Film

Mary ve Max

Published

on

Adam Elliot’ın ilk yönetmenlik denemesi olan ve bence animasyona sınıf atlatan Mary and Max’i kısa süre önce izledim.  Animasyon, ”Stop-motion” denilen, kişilerin ya da fiziksel objelerin görüntülerinin anlık olarak alınmasından sonra birleştirilerek çekilenlerin, hareket ediyormuş gibi görünmesinin sağlandığı özel bir teknikle yapılmış. 1976 yılında geçen animasyon da yalnızlıktan muzdarip, toplum içinde yer edinemeyen, görüntülerinden dolayı çevrelerinden dışlanmış iki kişinin dostluk hikayesine tanık oluyoruz. Ayrıca günümüzde unutulmuş bir arkadaşlık biçimi olan mektup arkadaşlığı ön plana çıkarıldığından karakterlerimizin yaşamlarını ve zaman zaman da sırlarını paylaşıyoruz.

Mektup arkadaşlığı ile New York’ta yaşayan Max’in ve Avustralya’da yaşayan 8 yaşındaki Mary’nin günlük yaşamlarına, gözlemlerine, akıllarına takılan sorulara, yükselip alçalan duygu durumlarına, zaman zaman tebessüm ederek, zaman zaman  hüzünlenerek eşlik ettim. Birbirini hiç görmeden seneler boyunca mektuplaşan ve o mektuplarla bambaşka hayatlarda nefes alan iki farklı karakterin hayat macerası…

Şimdi biraz karakterlerimizi tanıyalım.

Mary’nin gözleri çamurlu su birikintisi renginde ve kozmik ruh hali tablosu bulunuyor ki bu tabloya göre ya dalgın ya hırslı ya da her zaman aç oluyor. Babası poşet çay fabrikasında çalışıyor. Mary en çok Early Grey çayı seviyor ve bir gün bu isimde bir kişi ile evlenmek istiyor:)  Nobletleri çok amaçok seviyor. Kardeşi yok ve annesi ona kendisinin bir kaza olduğunu söylüyor. Büyükbaba çocukların bira bardaklarının dibinden geldiğini söylediğinden Mary’nin kafası karışıyor. Annesi hep sağa sola sallanıyor ve sherry içiyor. Annesi sherry için büyüklere özgü çay diyor.

Max Yahudi, ateist ve her şeyi kafa karıştırıcı buluyor.Asperger Sendromu var, yaşıtları ile empati kuramıyor ve iletişim becerileri eksik.  44 yaşında ve uyku sorunu var ve bu nedenle geceleri TV izliyor.Her şey bir gün Mary’nin Max’e rastgele attığı bir mektupla başlıyor.  Mary mektubunda annesinden, babasından, horozlardan bahsediyor. Amerika da bebekler kutu kolaların içinden mi çıkar diye soruyor ve kendi resmini çizip mektubu gönderiyor. Max, Mary’nin  mektubunu 4 kez okuyup, 18 saat camdan baktıktan sonra karar veriyor ve mektubu yanıtlıyor. Yanıt olarak ; kilo vermek  istediğinden, gönderdiği resmi ilginç bulduğundan, Amerika da bebeklerin kola kutusundan çıkmadığından, bebeklerin hahamların yumurtladığı yumurtalardan geldiğinden, eğer Yahudi değilsen Katolik rahibelerin yumurtalarından, ateist isen pis ve yalnız fahişelerin yumurtalarından geldiğini yazıyor. Son olarak da ekmek arası çikolata sevdiğinden ve görünmez bir arkadaşı olduğundan bahsediyor.

Max ‘in gönderdiği mektup Mary’nin annesinin eline geçtiğinden ve bu kaçık adamın kızının mektup arkadaşı olmasını istemediğinden Mary’e mektuptan bahsetmiyor ancak bir tesadüf eseri mektup Mary’nin eline geçiyor ve mektuplaşmalar devam ediyor.

”Kusurlarımızı biz seçemeyiz, onlar bizim bir parçamız ve onlarla yaşamak zorundayız. Ama yine de arkadaşlarımızı seçebiliyoruz ben seni seçtiğim için çok ama çok memnunum. Herkesin yaşamı uzun bir kaldırım gibidir. Bazılarının taşları iyi döşenmiştir benim gibi diğerlerininkiler çatlaklar, muz kabukları ve izmaritlerle doludur …Umarım bir gün kaldırımlarımız kesişir .’’

Çizimlerin, renklerin, oluşturulan karakterlerin kesinlikle çok başarılı olduğunu ve bu güzel animasyonun her yaş aralığına hitap ettiğine inanıyorum. Hiç animasyon seyretmediyseniz başlangıç olarak Mary ve Max mükemmel bir seçim olacaktır.

İyi seyirler, bakıp görmeniz, görüp , içselleştirmeniz dileğiyle.

1  Nisan 2021

Continue Reading

Film

One Child Nation

Published

on

One Child Nation belgeseli Çin’de 1979 yılında uygulanmaya başlayan ve 1982’de anayasada yer bulan nüfus planlaması politikasını anlatıyor. Nüfus artışının önüne geçmek için uygulanan bu politikanın mağdurları ve uygulayıcıları ile yapılan bu belgesel, insanların içinde bulundukları şartlara nasıl uyum sağladıklarını, karar alıcılar tarafından belirlenen kurallar ne kadar uygulanamaz gibi görünse de insanların bu kuralları ister istemez nasıl uyguladıklarını ve yaşanan olaylar hakkında neden sorumluluk kabul etmediklerini gösteren güzel bir kanıt niteliğinde.

Gelelim belgeselden edindiğimiz bilgilere…Katı kurallar olmakla birlikte kırsal kesimde yaşayan insanların, aralarında 5 yaş olması şartıyla iki çocuk sahibi olmalarına izin verilmiş ama bunun dışında Ulusal Aile Planlaması memurları tarafından önlemler çok sıkı bir şekilde uygulanmış. Kısırlaştırmayı kabul etmeyen ailelerin evleri yıkılarak mallarına el konulmuş. Uzun yıllar süren bu uygulama kendi içinde bir pazar oluşturarak evlat edinme ve bu işten para kazanma yollarını açmış. Doğan ikinci çocuklar yol kenarlarına, pazar yerlerine bırakılmış ve bir süre sonra bu çocuklar buralardan toplanarak para karşılığında yetimhanelere götürülmüş. Yetimhane de olan çocukların nerede bulunduklarını ve fotoğraflarını içeren bilgiler gazete de yayınlamış ve 60 gün içinde aileleri tarafından alınabilecekleri söylenmiş. Ancak süre sonunda çocuklar alınmadığından Amerikalı ailelere evlatlık olarak verilmiş.

İlgimi çeken bölümlerden biri de kadına Zaodi ismi verilmiş olması ve anlamının ‘’erkek kardeş getir’’ olması. Erkek çocukları toplumsal anlamda daha saygın bir konumda görüldüklerinden aileler kız çocuklarının olmasını bu dönemde istememişler.

Belgeselde ayrıca devletin halk sanatlarını kullanarak tek çocuk propagandasını her alanda kullandığından, şarkılar, tiyatro ve opera eserleri yazıldığından bahsedildi. Aynı zamanda kısırlaştırma işlemlerini yapan bir ebe ile röportaj yapılarak günde en az 20 kişiyi kısırlaştırdığını, emekli olduktan sonra vicdan azabı çektiğinden kısır olan kişilerin bebek sahibi olmaları için çalışmaya başladığını dinlerken, bir diğerinin ise bunun bir savaş olduğunu, bu nüfus savaşında başarılı olmak için bu politikanın uygulanmasının zorunlu olduğunu söylediğine şahitlik ediyoruz. Pen Wong adlı bir sanatçı ile yapılan röportaj da ise -genç hemşireler bu bebekleri nasıl öldürebildiler? diye sorup yanıtı da şu şekilde veriyor. Telkin sonucunda. ‘’Toplumsal fayda her şeyin üstündedir.’’ ve ‘’Parti yanılmaz.’’ düşüncesiyle.

Nihayetinde Çin, 2015 yılında iki çocuk politikasına geçiş yapıldığını açıklamış ve yeni politikaya göre propaganda şu şekilde değişmiştir : ‘’Bir çok az, iki çok iyi .’’

İyi seyirler,

Continue Reading

Film

God On Trial

Published

on

Orijinal adı ‘God On Trial’ olan ve Türkçeye ‘Ölümün Soluğu’ ya da ‘Tanrı Yargılanıyor’ diye çevrilen film 2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampının loş ve sefalet içindeki bir barakası içinde başlar.

Toplumun farklı kesimlerinden gelen (haham, avukat, öğretmen, fizikçi, eldivenci…) ve barakada yaşayan Yahudilerden bazıları Tanrı’ya duaları ile sığınırken bir kısmı inancını yitirmiş olduğundan bu sefil ve acı verici durumda yaşamalarına, bu kadar acı çekmelerine, Tanrı’nın neden izin verdiğini sorgulamaya başlar. İçlerinde tartışırlar, ortak bir kanaat olmasa da  bir mahkeme kurarlar ve Tanrının bu olanlara neden müsaade ettiğini, bu kadar zulüm karşısında neden müdahale etmediğini yargılamaya başlarlar.

Suçlama: Cinayet, ölüm, cinayete yataklıktır.

Tanrı yargılanırken söz alan Yahudilerin bazı cümleleri dikkat çekicidir.

“Beni duyuyor ve hiçbir şey yapmıyor… Eğer beni duyuyor ve bir şey yapmıyorsa kötü biri demektir. O burada olmalıydı, bizler değil. O halde onu yargılamalıyız belki o zaman bizi duyar.”

“Tanrı benimle ilgili hayal kırıklığı yaşadığı için tüm Yahudi halkını cezalandırıyor mu? Asıl soru neden iyi adamı cezalandırmayı seçtiği ? Neden Hitler’i değil mesela ? Peki, Firavun’u katletti mi ? Yahudiler tümden bir katliama uğramak için ne yapmış olabilirler ? Bir yanıtı olan var mı ?”

Bugüne kadar izlediğimiz filmlerin sonuna ilişkin bilgileri sizlerle paylaşmadık ancak bu film özelinde filmin sonuna doğru söylenen şu sözleri yazmayı tercih ettik .

“….ismini alıyorlar, saçlarını kesiyor, çocuklarını senden alıyorlar. Eşini ve anneni de, hatta dişlerini bile. Seni sen yapan her şeyi alıyorlar. Tanrınızı da almalarına izin vermeyin. Ne kadar aptalca ve faydasız görünse de bu anlaşma sizin. Tanrı sizin Tanrınız, hiç var olmasa bile.”

Jüri, mahkemenin sonucunda Tanrının suçlu olduğuna karar verir ancak insanın yaşadığı dilemma birdenbire ortaya çıkar.

“Artık Tanrı suçlu, şimdi ne yapacağız?”

“ Şimdi dua edeceğiz!”

Filmin sonu şimdiden sizin için belli olsa da filmi izlemelisiniz. Yahudilik tarihinin başlangıcına ve o ana kadar ki yaşam süreçlerine dair bilgiler harmanlanarak kısa şekilde önünüze koyulacak ve belki ilk kez duyacağınız o konuları da bizim gibi araştırmak isteyeceksiniz.

İyi seyirler dileriz.

@ gezipduru_ys      @okumali_ys

Continue Reading

Facebook

Popüler