Kitap
Küçük Yuvarlak Taşlar

“Toprak ayağımızın altında yumuşacık, kırmızı. Bacaklarımızı ısıran dikenlere aldırmıyoruz. Çalıların içinde bin bir çeşit hışırtı, kıpırtı, çıtırtı, vızıltı… Kuşlar, böcekler, taşlar… Uçanlar, koşanlar, sürünenler, sıçrayanlar ve dahi öylece durmayı seçenler. Doğa, yavaş yavaş yükselen güneşle birlikte başlıyor günlük serüvenine. Hep birlikte uyanıyoruz. Hep birlikte yaşayacağız gelen günü. Birimiz diğerimizden ne daha az ne daha çok var olacak. Her şey yan yana ve her nasılsa öyle.”
Başlayıp biten aşklar, terk edişler, mutsuzluklar… Annelik halleri, yalnızlıklar, çaresizlikler… Yarım kalan hesaplar, pişmanlıklar… Denize dönüşler, tekrar ayağa kalkışlar… Çocukluktan kalan tatlı hisler, yüzleşmeler, umutlar…
Melisa Kesmez, iç içe geçmiş birbirinden farklı hayatları, kendine özgü diliyle her birine ince ince bakarak, usul usul anlatıyor; insan ilişkilerini bir kuyumcu titizliğiyle işleyip, “büyük resmin” detaylarını ustalıkla ortaya koyuyor. Üstelik doğayı, denizi, güneşi, doğumu ve ölümü de atlamadan…
Küçük Yuvarlak Taşlar, kaybedişlerin ve hayata yeni başlangıçların kitabı…”
Kitabın arka kapak yazısındaki bu alıntı aslında kitabın ana karakteri olan Nergis, kızı ve eşi arasındaki iletişimi, iletişimsizliği, birlikteyken ve ayrıldıktan sonraki manevi kopuşları, geçmişte yaşadıkları ve içlerinde yer tutmuş nasırları, tortusu kalmış yaşanmışlıkları bize özet geçiyor. 84 sayfalık bu hacimsiz gibi görünen kitap aslında bazı okuyucusuna bir tuğla ağırlığında gelebilir.
Kitabımız Nergis ile onun ahretliği Gülsüm’ün araba yolculuğu ile başlıyor. Nergis kabuğunun içinde yaşamaya çalışıp son kertede nefes alamazken her zaman olduğu gibi Gülsüm’ü yanında buluyor. Gülsüm 50’li yaşlarında “toyluk demini almış” mavi boncuk gözlü “rengini yitiren dünyaya inat” rengarenk giysiler içinde, sonsuz severken sonlu bir aşkla hayatına devam eden (etmeye çalışan) dost bir kadın. Nergis’in kızı olan Elif ise çocuk doğurmuş ve bebeği 6 aylık olmuş. Bunu öğrendikten sonra zamanda sıçrama yaşıyoruz ve gerilere gidiyoruz. Nergis’in Mehmet ile evlendiği, kızı Elif ‘in doğduğu ve fakat gönülsüz annelik yaptığı zamanlar bunlar… Biraz empati kuralım …Nergis’in üzerine kabus gibi çöken kıstırılmışlık hissini sanırım aşağıdaki cümlelerde çok net anlayabiliriz.
“Gönülsüz ebeveynlik bir çocuğun başına gelebilecek en fena şeydi. Ben Elif in talihsizliğiydim. Mehmet ise onun başına gelmiş en güzel şeydi.”
“Küçük ama dev varlığıyla bütün alanları kaplaması…”
“Öyle tıkalı lavabo gibi oturma. İzin ver, içeri hayat girsin önce.”
Kızı Elif …. “Duygular kokteyli” içinde olan biri. Şu an içinde olan bebekle hasbihal ediyor. Ne yapacağını bilmez halde. İlişkisinde “dev bir duygusal kambur edinmiş.”
Eski eşi Mehmet.. Nazik, sevecen, itiraz etmeyen, gönülden kabulcü bir adam. ”Neticede vidaları gevşemiş, düzenek bozulmuş, Nergis ile makinemiz yolda kalmıştı…Fırtınayı biz koparmıştık onun evi yıkılmıştı .” Her daim anlayışlı ve olgun bir baba.
Deniz kenarında taşlar vardır. Girintili çıkıntılı, eğri büğrü zamanla diğer taşlara çarparak aşınan ve sonunda şekle giren, yuvarlak olan ya da olmaya başlayan taşlar. Bunun için uzun zaman geçmesi gerekir belki ama hayat insan için hızlıca akar ve biz arkasından baka kalırız. Elimize aldığımızda bu taşlar düzgün ve pürüzsüzdür, göze batan tarafı yoktur ama taşı düzenlemek için yitirilen o zamana değmiş midir ? Yaşayacağımız tek bir tane hayat vardır. Boşa akan bir musluk gibi olmamız gerekmez. Havzada ki su da bitecektir nihayetinde. Bu nedenle hayatı olduğu gibi kabullenmek ve eğrisine, doğrusuna bakmadan belki de hayatın içine bodoslama atlamak da iyi olabilir.
Yorucu olmayan, akıcı, duygusallığın içinden dram çıkarmayan, karakterleri ile hepimizin düşünce dünyasına selam gönderen bir öykü kitabı. Okuyun, beğenirseniz benim gibi çevrenize de tavsiye edersiniz.
İyi okumalar,

