Kitap
Tanrısız Gençlik

Tanrısız Gençlik
Faşizmin ayak seslerini uzaktan/derinden değil kulaklarının hemen arkasında duydukları 1937 yılında yayımlanan, sadece o döneme değil geçmiş ve gelecek her döneme seslenen, çok kıymetli ve zamansız diyebileceğimiz bir eser. Yazar Ödön von Horvath çok genç yaşta bir kaza sonucu vefat etmiş ardında Rakım 3018’de İsyan, Dağ Treni, Sladek, Ebedi Hödük İtalyan Gecesi Viyana ormanlarından Öyküler eserlerini bırakmıştır.
Tanrısız Gençlik kitabına sosyal medyada rastlayınca büyük bir önyargı ile sadece adı nedeniyle alıp almamak konusunda tereddüt etmiştim. Kitap ismi içeriğinin yoğun şekilde dinle bağlantı olduğunu düşündürttüğünden uzak durdum ancak daha sonra okuma zevkimizin benzer olduğu bir kişiden de bu kitabı duyunca detaylı olarak araştırdım ve hemen kitabı temin ettim. Bazen bu önyargılar nedeniyle çok şey kaçırdığımız doğrudur.
Kitabın kapağını açtığımda “İçindekiler” başlığı altında 129 alt başlık olduğu görünce açıkçası şaşırdım .Romanda bölümlere rastlarız ancak bu kadar alt başlık ve birbirinden bağımsız tek kelimelik ya da isim tamlaması şeklinde alt başlıkları görmeyiz. Kitabın nüvesini oluşturan ve ilk alt başlığımızı “Zenci”yi okumaya başladım. Kitabın kahramanı öğretmeniz otuz dört yaşında, yirmi altı kişilik bir öğrenci grubuna tarih ve coğrafya dersleri veren, ekmeğinin peşinde olan bir vatandaş.. Okumak zorunda olduğu yirmi altı kompozisyon kağıdı içinde en dikkat çekeni öğrencilerinden biri olan N’nin “Bütün zenciler üçkağıtçı, korkak ve tembeldir. ‘’ cümlesidir. Bu genellemenin anlamsızlığı üzerine kağıdın kenarına not düşecekken radyoda buna benzer bir cümlenin yüksek makamlarca da söylendiğini hatırlayarak bundan vazgeçiyor. Devletin başındakilerin söylediği her söz doğrudur çünkü !!!!
Öğretmen , kendi evinin yanında anne ve babasına para göndererek onların geçimlerine de katkıda bulunmak, ihtiyaçlarını gidermek zorundadır ayrıca herkes gibi emekli olmak ve emekli maaşını tam olarak alarak sıradan bir vatandaş olarak yaşamını sürdürmek istemektedir. N e yazık ki öğrencilere kompozisyonlarına dağıtırken kendi içinde bulunduğu ihtiyaçlar dünyasını unutarak kendini tutamaz ve bu öğrencisine kültür ve medeniyet yönünden belki zencilerden üstün olabiliriz ama sonuçta zenciler de insan der. Şimdi burada öğretmenin zenciler de insan demesi orada “de” bağlacını kullanması da ilginç. Her ne kadar öğrencisine kızsa da kendisi de o eğitim sistemi içinde piştiğinde biraz korku , biraz da toplumun dayattığı herkesin derinden bağlı toplumsal görüşlerden etkilenmiştir. Sonrasında bu öğrencinin Nazi bağlantılı ailesinin devreye girmesi ile öğretmenin cendere içinde sıkışmasına tanık oluruz .
Kitabın ilerleyen bölümlerinde cinayet, militarizmin dorukta yaşandığı gençlerin kamp ortamı, öğretmenin vicdanı ile ters düşmesi, biraz aşk, çokça despotluk ve zorbalık karşımıza çıkar . Tanrı ile sürekli bir hesaplaşma içinde olan öğretmen 1.Dünya Savaşın’da kaybettiği tanrısını tekrar bulmak ister . Burada açıkçası benim anladığım Tanrısız Gençlik; gençleri her durum ve şartta boyun eğen, ilkesizliklerinden, uyum sağlamayanı dışlama davranışlarından, empati yoksunu olmalarından, makineleşen duygularından ve hareketlerinden, sadece savaş ve kan kokusu ile beslenerek öldürme dürtüsüyle hareket eden, itaat dışında bir yol bilmeyen ya da hiç aramayan, hayatın gerçeklerinden uzak, ahlaksız ve vicdansız bir gençlikten bahsediliyor .
1937 Yılında yazılan bu kitabı okurken içinde bulunduğumuz zamana bakınca çokta bir şey değişmediğini, tam tersine ilkesizlik ve ahlaksızlığı artık çoğu kişinin karakter özelliği !!! olduğunu, topla tüfekle birlikte artık savaşların enerji, su, petrol, değerli madenler üzerinden yapıldığını, siyahilerin ve azınlık durumunda olan nice insana da çağımızın vebalıları gibi davranılmasını hala görüyoruz.
Yaşam şartları çok zor, ama bu zorluğu artmasına neden olan da yine insan …







