Connect with us

Gezi

Çanakkale Şehitliğimizi Ziyaret 2016

Çanakkale Şehitliğimizi Ziyaret 2016

Yazımıza başlarken öncelikle şehitlerimizi en derin minnetimizle ve şükranla yâd ediyoruz.

Bu yazımız aslında çok geç yazılan ve bu nedenle de yazılırken içimizde burukluk taşıdığımız bir yazı oldu. Burukluğun bir çok nedeni var aslında. Kurtuluş Savaşımızın yaşandığı yerleri bu kadar geç görmek, şehitlerimize şükranlarımızı bu kadar geç sunmak ve vatan evlatlarımızın düşmana karşı verdiği hınca hınç mücadeleye bu kadar geç tanıklık etmek.

Gezi öncesi, daha önce yazılan gezi yazılarını ve tur bilgilerini kontrol ederek kendimize bir gezi planı yapmaya çalıştık. Çanakkale de Kurtuluş mücadelesi alanımızın bu kadar büyük olduğunu o zaman anladık diyemem ama buradaki ziyaretimiz sona erdiğinde bunu çok iyi fark ettik. Bölge, Çanakkale mücadelesini simgeleyen Çanakkale Şehitliği’nden ibaret değil, muazzam büyük bir alan… İlk tavsiyemiz mutlaka kendi aracınız ile gitmek olmalı. Turlar sadece belirli ana başlıklar altında gezdiriyor. Oraya kadar gitmişken mümkün mertebe tüm şehitliklerimize/anıtlarımıza uğrayarak en azından kahraman evlatlarımıza şükran duygularımızı iletmemiz gerekiyor diye düşünüyoruz.

Ders notları şeklindeki gezi planımız ile birlikte sabah erkenden yola çıktık. Biraz heyecanla, biraz merakla ve biraz da hüzünle… Ziyaretimizi içeren bu yazımızın hakkını verebildik mi bilmiyorum ama yazımız yoğun minnet duygusu ile yazıldı.

İlk ziyaret yerimiz Çanakkale Şehitliğimiz. Şehitliğin sembolik olarak yapılmış olduğunu biliyor olsak da şehitliğe girdiğimiz anda suspus olduk. Ruh halimiz değişti.

Her bir kabirde birer yazıt mevcut. Cam yazıtın bir yüzünde 18, diğer yüzünde 18 olmak üzere her kabirde 36 şehidimizin ismi,  baba adı, rütbesi, memleketi, doğum ve ölüm tarihleri yazıyor. Kabirler bölümlere ayrılmış ve her il ayrı bir bölgeye yapılmış.

Çanakkale Muharebeleri sırasında şehit düşen ve bugüne kadar isimleri tespit edilebilmiş 59.408 şehidimizin isimleri yer alıyor şehitlikte.

Mezar taşları üzerindeki bilgileri okudukça insan şükran duymak ve dua etmekten başka bir şey düşünmüyor. Her biri vatanın bağrında yabani ot gibi biten düşmanları defetmek için göğsünü siper etmiş ve Mustafa Kemal Paşa gibi bir dehanın yanında yürümüş.

”Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.”

Çanakkale Şehitler Abidesi’nin yanına geliyoruz. Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeleyen abidelerin en görkemlisi bu. 1952’de yapımına karar verilmiş ve 1954 yılında temeli atılmış ancak çeşitli nedenlerden dolayı birkaç defa yapımı durmuş, bir gazetenin açmış olduğu kampanya ile yeterli para toplanınca 1960’da tamamlanarak 20.08.1960 tarihinde açılışı yapılmış.

Anıtın kapladığı alan: 625 metre kare
Ayak sayısı (sutun sayısı): 4 adet
Ayaklar arasındaki mesafe:10 metre
Bir ayağın ebadı: 7.5×7.5 metre
Anıtın kadisinden itibaren yüksekliği: 41.70 metre

Uzaktan bakıldığında Mehmetçiğin M harfi şeklinde görünüyor. Anıtın tavanına mozaikten Türk bayrağı işlenmiş.

Çanakkale Şehitler Abidesi milletimizden toplanan 2.386.251 liralık bağış ile inşa edilerek Türk Milletinin şehitlerine armağanı olmuş. Abidenin dört ayağında sekiz rölyef bulunuyor. Denize bakan dört tanesi deniz savaşlarını, karaya bakan dört tanesi de kara savaşlarını anlatıyor.

Şehitlikten kareler…

Çanakkale Şehitler Abidesi’ni ziyaret ettikten sonra Kilitbahir Kalesi ve Namazgâh Tabyası’na geliyoruz.

Namazgâh Tabyası, Osmanlı Ordusu’nun ıslahı için gelen Baron De Tott’un da önerisiyle inşasına başlanmış ve Çanakkale Boğazı’nın en dar noktasına yaptırılmış ilk ve en büyük tabyadır. Tabyada 16 adet kıyı topu bulunuyor ki bunlardan 2’si uzun, 14’ü kısa menzilli. Bunlardan sadece 2’si deniz muhaberesinde aktif olarak görev yapmış, diğerleri ise menzil yetersizliğinden dolayı kullanılamamış.

En son 2005-2006 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilerek 18 Mart 2006’da ziyarete açılan tabyada Çanakkale savaş objeleri sergileniyor.

Seddülbahir Kalesi önünde, Cephanelik Şehitliği adı ile de isimlendirilen İlk Şehitler Anıtı 3 Kasım 1914’de İtilaf Devletleri donanmasından 6 kruvazörün açtığı bombardıman sırasında bir bombanın kale içindeki cephaneliğe isabeti sonucu meydana gelen infilakta ölen 5’i subay 81’i er olmak üzere savaşta canlarını veren 86 şehidimizin anısına 1986’da düzenlenmiş.

 

Seddülbahir Ertuğrul Bataryası önünde aşağıdaki mezar bulunuyor. 1915 Ertuğrul Bataryası şehitlerinden biri. Yıllar sonra bir köylü tarlasını sürerken iskeleti ile mührünü yanında bulmuş ve bunun üzerine mezarı yapılmış. Ruhun şad olsun ŞEHİT ER HALİL İBRAHİM.

Seyir terası…

Sırada 26. Alay ve Yahya Çavuş Şehitliği var. Bu şehitlik Ertuğrul Koyu’nu savunan ve şehit düşen tüm askerlerimiz için yapılmış. 25 Nisan 1915 günü bu bölgeyi savunan Yahya Çavuş’un komutasındaki 26. Alay, 3. Tabur, 10. Bölük 25 Nisan 1915 tarihinde sabah erken saatlerden akşam saatlerine kadar- Tabur takviyesi gelene kadar- Ertuğrul Koyu’nu toplam 500 askerle, 3000 kişiye karşı yaklaşık 10 saatten fazla azimle ve büyük bir kahramanlıkla savunmuş. Yahya Çavuş kalan 63 arkadaşıyla tarihe geçecek bir savunma gerçekleştirmiş. Şehitliğin ön kısmında bulunan bronz heykel Yahya Çavuş ve askerlerini simgeliyor.

Yahya Çavuş Şehitliği’ne yakınında yer alan yabancı ülke askerlerine ait anıt.

 

Ziyaret sıramız Seyit Onbaşı Anıtı’nda. Seyit Onbaşı, Gelibolu Mecidiye Bataryası’nda topçu eridir. Queen Elizabeth ve Ocean zırhlılarının açtığı bataryada bir tane top ve birkaç topçu eri hayatta kalmıştır. Gemilerin ateşi devam etmekte iken topun mermiyi kaldıracak olan vinci isabet aldığı için parçalanmış, bunun üzerine Seyit Onbaşı, 276 kg.lık mermiyi arkadaşı Niğdeli Ali’nin yardımı ile sırtlamış ve bu şekilde topun altı basamağını çıkarak mermiyi topa sürmüş ve ateşlemiştir. Bu atışla Ocean batmıştır.

Seyit Onbaşı 1943 yılında Soyadı Kanunu ile ÇUBUK soyadını almış ve 1939 yılında zatürreeden ölmüştür.

Conkbayırı Mehmetçik Parkı Kitabeleri’ne doğru ilerledik ki kitabeler 261 Rakımlı Tepe’nin kuzeyinde yer alıyor. Anıt, gökyüzüne çevrilmiş bir elin parmaklarını sembolize etmekte olan beş adet kitabeden oluşuyor. Kitabeler bu bölgedeki muharebeler sırasında çarpışırken vatan uğrunda şehit düşen askerlerimize adanmış.

Mustafa Kemal Atatürk : “Niçin geri çekiliyorsunuz?”
Askerler : “Efendim düşman.”
Mustafa Kemal Atatürk :“Nerede?”
Askerler “İşte, komutanım.” diyerek, 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Düşman 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ilerliyordu.

Askerlere, “Düşmandan kaçılmaz.”
Askerler “Cephanemiz kalmadı, komutanım.”
Mustafa Kemal Atatürk “Cephaneniz yoksa süngünüz var.” diyerek, askerlere süngü taktırır. ”Bu efrat süngü takıp yere yatınca, düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.” der Mustafa Kemal ATATÜRK

Mustafa Kemal’in geriye bir subay göndererek gelmesini istediği birlik 57. alaydır. İçinde bulunulan an kritik bir andır. Askerlerine ve etrafına topladığı alay subaylarına, askerlik tarihinin kaydettiği en ilginç ve anlamlı emrini verir. “Ben size düşmana saldırmanızı emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye dek geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir.” Askerimiz aldığı bu emirle saldırıya geçer. Sonuç, düşman püskürtülmüş, ama 57. alayımızın tamamı şehit olmuştur.

57. Alay Şehitliği’nin hemen sağındaki vadide yer alan adını Kesikdere’den alan Kesikdere Şehitliği 2006 yılında yapılmış.

Ziyaret ettiğimiz yerlerden sonra  omuzlarımızdaki ağırlık, ruhumuzdaki dalgalanmalar gitgide arttı. Gün akşama dönerken daha önce rezervasyon yaptırdığımız  Otel Casavilla’ya gittik.

http://www.otelcasavilla.com/anasayfa

Ruh yorgunluğunu fazlaca üzerimizde hissettiğimizden biraz dinlendik ve akşam yemeği için dışarı çıktık. Otelimiz konforlu ve bir kez daha gidersek kesinlikle tercih edebileceğimiz güzellikte idi. Otelden en güzel görüntü aşağıda.

Otelin çevresinde birkaç restorant gördük ve birisine girip manzara karşısında yemeğimizi yedik.

Yemek sonrası, ertesi gün için enerji toplamak için otelimize geri döndük. Otelimizdeki güzel bir kahvaltı sonrası yola revan olduk.

Ve Çanakkale Destanı’nın yazıldığı yerlerden birisi olan Conkbayırı’ndayız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Conkbayırı’nda taarruz emri verdikten kısa bir süre sonra harekatı tepe üzerine izlerken bir şarapnel parçası göğsünün sağ tarafına isabet eder. Şans eseri parçalanan cep saati sayesinde ölümden kurtulur. Bu ana tanık olan 64. Alay Komutanı olan Yarbay Servet olayı şöyle anlatır:

“Süngü hücumu sırasında Conkbayırı tepesinde Mustafa Kemal’in yanındaydım. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan sonra elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek ve başını kaşlarını yukarıya kaldırarak bana sessiz olmamı işaret etti.”

Mustafa Kemal’in göğsüne isabet eden şarapnel, O’nun göğsünde bulunan saatine çarptı. Saat parçalandı ve göğsünde küçük bir morluk oluştu. Taarruz saat 12.15’te Mustafa Kemal tarafından durduruldu. Akşama doğru Mustafa Kemal Kurmay Başkanı ile birlikte 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’in yanına giderek saldırı hakkında bilgi verdi. Mustafa Kemal, Liman von Sanders’e muharebe göğsüne bir şarapnel parçasının çarptığını ve şarapnelin saatine isabet ettiğini söyledi ve saatini o günün hatırası olarak Liman von Sanders’e hediye etti.

Conkbayırı’nda Zafer Anıtı’nın önünde 4 mermer top güllesi ile işaretlenen yer bahsettiğimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün saatinin parçalandığı yerdir.

Zafer Anıtı’nın önündeki alanda Mareşal Fevzi Çakmak’ın küçük kardeşi olan Fevzi Çakmak adına yapılmış olan bir anıt bulunuyor. Üsteğmen Nafiz Çakmak 9. Tümene bağlı 64. Alayda Bölük Komutanlığı görevi sırasında 8 Ağustos günü Yeni Zelanda kuvvetlerine karşı tepeyi savunurken şehit olmuştur.

Gelibolu Conkbayırı’ndaki Yeni Zelanda (Anzak) Anıtı burada ölen 4.223 Avustralyalı, 709 Yeni Zelandalı askerin anısı için dikilmiş. Çanakkale Savaşları’nın en şiddetli geçtiği bu yere 25 Nisan 1915’te Anzaklar çıkarma yapmış ve çevreyi ele geçirmiş ancak kısa bir süre sonra Mehmetçiklerimiz buraya yeniden hakim olmuştur.

Aşağıdaki fotoğraflar Çanakkale Savaşı esnasında askerlerimizin savaştığı Conkbayırı mevkiindeki siperlerimizin fotoğraflarıdır.

Conkbayırı’ndaki Atatürk’ün Savaş Gözetleme Yeri Nazif Çakmak Anıtı’nın arkasındadır. Çanakkale Savaşı esnasında kara muharebeleri yaşanırken, Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanı iken Anafartalar ovasındaki düşman cephelerini ve savaşı bu hakim konumdan izlemiş.

T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı tarafından yayınlanan ve yazar Muzaffer Albayrak imzasını taşıyan eserin arka yüzünde yer alan satırları hatırlatmakta fayda var.

“Çanakkale savaşında gerçekleşen muharebeler sayısız kahramanlık hikayeleriyle örülüdür. 10 Ağustos 1915’te Conkbayırı’nda Mehmetçiğin süngüsü ile kazanmış olduğu zafer, bu kahramanlık menkıbelerinin en önemlilerinden birisidir. Çanakkale muharebelerinde Türk ordusunun kazanmış olduğu başarılar arasında, net ve kati bir galibiyetle sonuçlanması, Çanakkale’de Türk milletinin varlığına kasteden düşmanın bütün umutlarını kırmış olması açısından “Conkbayırı Süngü Hücumu” nun ayrı bir yeri vardır. Conkbayırı’nda kazanılan zaferin şeref ve onuru hiç şüphesiz başta, 10 Ağustos günü ölümü hiçe sayarak düşman üzerine “uçarcasına” atılan Mehmetçiğe; sonra da Conkbayırı’nda askerinin hemen yanıbaşında bu taarruzu planlayıp bizzat idare eden Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal’e aittir. Çanakkale muharebelerinin ilk gününden itibaren yüksek komutanlık yeteneği ile bir yıldız gibi parlayan Mustafa Kemal, Anafartalar ve Conkbayırı zaferleriyle “Anafartalar – Conkbayırı Kahramanı” ünvanıyla tanınmıştır.”

56. Alay… Bu alay 19. Tümen’in 57. Alayı olup Atatürk’ün Büyük Nutku’nda sözünü ettiği, Arıburnu Muharebeleri’nde tümü şehit düşen ünlü Şehitler Alayıdır.

19.Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in 25 Nisan günü verdiği “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” emrini verdiği alaydır. Yarbay Hüseyin Avni Bey’in komutasındaki 57. Alay’ın başta komutanları olmak üzere 628 kişilik mevcudunun tamamı şehit olmuştur.

57. Alay Şehitliği 10 Aralık 1992 tarihinde düzenlenen bir törenle ziyarete açılmış.

Girişin hemen yanında torununun elini tutmuş, Türkiye’nin en yaşlı gazisi iken 10 Eylül 1994’te, 108 yaşında vefat eden Hüseyin Kaçmaz’ın bronz heykeli bulunuyor. Hüseyin Kaçmaz, Balkan Harbi’ne katılıp esir düşmüş, daha sonra Çanakkale savaşlarına katılmış ve Conkbayırı Muharebeleri’nde yaralanmış. Kurtuluş Savaşı’na da katılan gazimiz Dumlupınar Meydan Muharebesi’ne de katılarak büyük yararlılıklar göstermiş, İstiklal madalyası ile onurlandırılmış.

57. Alay Şehitliği’nin karşısındaki otoparkta bulunan bir asker anıtı gördük. Bulunduğu siperlerde sayıca çok üstün düşman kuvvetlerine karşı vatanımızı koruyan kahraman askerlerimiz anısına yapılmış bir anıt bu.

57. Alay da geçirdiğimiz anlardan dolayı içinde bulunduğumuz ruh hali ile sessiz sedasız Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi’ne gittik.

Her anında kahramanlık hikâyelerinin yaşandığı Çanakkale Muharebeleri’ni başta yeni nesillere aktarabilmek ve Çanakkale ruhunu yaşatabilmek adına 7 Haziran 2012 tarihinde açılmış.

İngilizler tarafından kullanılan zehirli ayak çivileri

Çanakkale Muharebeleri, 2 salonda dağıtılan gözlükler vasıtası ile üç boyutlu olarak izleniyor. Özellikle Nusrat mayın gemisi ve Ocean zırhlısının canlandırıldığı sahnelerde kullanılan hareketli platform, ekrandaki görüntünün içinde olunmasını sağlıyor. Türkçe yapılan anlatım, kulaklıklar aracılığıyla 8 farklı dile çevriliyor.

Havada Çarpışan Mermiler

Birinci Dünya Savaşı’nda, İngilizlere destek vermek amacıyla oluşturulan birliklere ANZAK (Anzac) adı verilmiş. Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu anlamına gelen (Avustralia and New Zeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiş bir kısaltma.

Arıburnu sahiline, 25 Nisan 1915 de Anzak askerleri çıkarma yapmış ve bu çıkarmayı yalnızca bir bölükten oluşan Türk müfrezesi karşılamış. Ancak karaya çıkan binlerce Anzak askerine karşı bu kahraman bölük sonuna kadar direndiyse de Arıburnu  sırtları Anzakların eline geçmiş. Yarbay Şefik Bey komutasındaki 27. Alay’ın müdahalesi ile Arıburnu’ndaki stratejik  tepelerin düşmanın eline geçmesi engellenmiş ve Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki 57. Alay düşmanın ilerlemesini tam olarak durdurmuş.

25/26 Nisan gecesi karaya çıkan Anzaklar o kadar zor durumda kalmışlar ki bir an önce gemilerine geri dönebilmek için talepte bulunmuşlar. Ancak aldıkları emir doğrultusunda siper kazarak Arıburnu’nun denize bakan yamaçlarında kalmaya mecbur kalmışlar. Çatışmalar 20 Aralık 1915 tarihine kadar sürmüş ve  bu tarihe kadar peyderpey çekilen Anzak askerlerinden kalanlarda Arıburnu’nu terk etmişler.

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonar artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Mustafa Kemal Atatürk

Bulunduğumuz ortamdan uzakta da olsa gezi planı yaparken karşımıza çıkan Tuz Gölü’nü görmeye karar gittik. İyi ki gittik. Etrafta kimsenin olmadığı bu yerde sıcaktan bunalmış sadece bir köpek vardı. Anlık olarak Canısı adını verdiğim köpeğe bir şeyler yedirdikten sonra oradan ayrıldık.

Sırada Sargı Yeri Şehitliği var. Zığındere Sargı Yeri Şehitliği, 28 Haziran -5 Temmuz 1915 tarihleri arasındaki Zığındere Muharebeleri’nde şehit olan Türk askerleri anısına yapılmış.

Gelibolu Yarımadası’nda Alçıtepe köyü yakınlarındaki Sığındere mevkiinde yaralılara ilk yardımın yapıldığı sağlık merkezinde, 28 Haziran 1915 gecesi İngiliz, Fransız donanmasının top atışları sonucunda Türk-İngiliz-Anzak yaralılarından 18.000’i hayatını kaybetmiş.

Tarih 28 Haziran 1915. İngiliz, Fransız donanmasının top atışları sonucunda yaralılarımız üzerine binlerce mermi atılmış. Hiçbirinin kaçacak ya da kendisini savunacak gücü olmayan 18.000 asker ölmüştür. (Bazı kaynaklarda 16.000, bazı kaynaklarda 10.000 olarak geçiyor.) Sargı Yeri’nde anıtın hemen yanında bulunan selvi ağacı burayı görenlerin içinde oluşan burukluğu simgeleyen bir şekle dönüşmüş sanki.

AZİZ ŞEHİDİM

Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit!

Ey göğsünde bin sancak açan yiğit,

Aradım kabrini ,yaşlı gözlerle her an,

Seni gördüm, öyle büyüktün ki serapa vatan,

Bu vatan minnettardır her zaman,

Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman.

Ruhun cennette yükseldikçe senin,

Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim.

Zığındere’de şehit olan vatan evlatlarını yad ettikten sonra Nuri Yamut Anıtı’nı ziyaret gidiyoruz. 1943 yılında 2. Kolordu Komutanı olan ve daha sonradan Genelkurmay Başkanlığı görevini yerine getirmiş olan Nuri Yamut Paşa’nın Zığındere’de şehit olan askerler için yaptırmış olduğu anıttır. Arazide bulunan kimliği meç­hul askerlere ait kemikler Nuri Yamut tarafından toplatılmış ve bunların toplu halde gömül­düğü yerin üzerine de 1943 yılında Nuri Yamut tarafından bu anıt yaptırılmış. Toplanan şehit kemikleri anıtın ortasında bulunan mermer lahitin altına gömülmüş.

Anıtın iç kısmındaki mermer plaka üzerinde “Şehitlik 1915” yazıyor.

Alçıtepe Köyü’nde bulunan Bakkal Salim Müzesi. Tarihteki büyük olaylara, savaşlara ve destanlara tanıklık eden Çanakkale’yi ziyaret ettiğiniz de mutlaka görmeniz gereken bir müze. Çanakkale Savaşı’nın ardından Alçıtepe Köyü’ne Romanya’dan ailesiyle birlikte göç eden Salim Mutlu, burada açtığı bakkal dükkanını işletirken, o günlerde bölgenin neredeyse her karış toprağından topladığı yüzlerce savaş anısının kaybolmasını ya da hurdacıya gitmesine engel olmuş.

Müzede yer alanların birçoğunu, bakkalındaki yiyecek ve içecekleri takas yaparak elde etmiş.

Tarihe tanıklık etmek, yapılan vefakarlığı görmek ve müzeye katkıda bulunmak için gidilmesi gereken yerlerden biri.

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Gezimizin son durağına doğru yola çıktık.  Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Bigalı Köyü, ATATÜRK EVİ.  Her yer al bayraklarımız ile donanmış.

Küçük bir köy ama bir o kadar da önemli. Sofya’da askeri ataşe iken çıkacak olan savaşta aktif olarak rol almak isteyen Mustafa Kemal, Genelkurmaya yazmış olduğu mektup sonucunda 19. Tümen Komutanlığı’na atanır. Mustafa Kemal, 19. Tümeni Bigalı Köyü civarına yerleştirir. Kendisi de karargâh olarak şu an müze olarak kullanılan Atatürk Evi’ni kullanır.

19 Nisan günü, tümeniyle köye gelen Mustafa Kemal cepheye hareket edene kadar köyde bu evde misafir edilir. 1973’te müze olarak düzenlenen evde, Mustafa Kemal’in burada kalırken kullandığı çalışma masası, eşyaları ve üniformaları sergileniyor. Müzenin diğer adı da 19. Tümen Harp Malzemeleri Sergisi.

Bigalı Köyü’nden sonra dönüş yolculuğumuz başladı.

Vatanımızın her karış toprağını kanları ile sulamış ve tarih sayfalarına Çanakkale Destanı’nı yazdırmış şehitlerimizi saygıyla, hürmetle ve günümüz düşünüldüğünde başımız eğik şekilde şükranla anıyoruz.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

 

 

 

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Continue Reading
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Gezi

Thassos (Taşöz) Adası Gezimiz

Kavala-Selanik gezimizin üçlemesini oluşturan Thassos (Taşöz) Adası gezi yazımız ile karşınızdayız. Tur kapsamında ve serbest zamanlarımızda kendi belirlediğimiz yerlere gittiğimiz, detaylarını anlattığımız Kavala ve Selanik yazı linklerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

http://www.gezipduru.com/2019/08/19/selanik-gezimiz/

Selanik gezimizi tamamladıktan sonra adaya gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Yolda rehberimiz tarafından bize aktarılan bir iki bilgiyi yazımıza giriş mahiyetinde burada aktarmak istedik. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu Taşöz Adası Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nda kalmış. Ada çok değerli mermer yataklarına sahip olduğundan Slav deniz korsanlarının hedefi haline gelmiş. Sonrasında Ceneviz yönetimine geçmiş olsa da tüm ortaçağ süresince 1455 yılına dek Bizans toprağı olarak kalmış. 16. yy da Osman İmparatorluğu ele geçirmiş ancak 1770-74 yılları arasında adayı Ruslar Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden almış. 1821’de Yunanistan’da bağımsızlık rüzgarlarının esmeye başlaması ile patlak veren Yunanistan Bağımsızlık Savaşı’nda arabuluculuk yaptığı için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘ya tımar olarak verilmiş. 1912 yılında, Balkan Savaşları sırasında Yunan donanması tarafından ele geçirilen Taşöz Adası o günden bugüne Yunanistan’ın elinde.

Selanik’ten Keramoti’ye doğru otobüsümüzle hareket ettik. Keramoti’den kalkan feribotla Thassos Adası’nın merkezi olan Limenas’a 40 dakika da ulaştık. Yolculuk sırasında martılar feribota eşlik ettiğinden ve güzel fotoğraf kareleri yakalamaya çalıştığımızdan bu süre nasıl geçti anlamadık.

Feribot bilgisine ve fiyatlarına http://www.thassos-ferries.gr/tr/index.php linkinden ulaşabilirsiniz.

Adaya ulaştığımızda kısa bir yolculuktan hemen sonra La Scala Beach’e vardık. İçeri girdiğimizde ilk izlenimimiz kalabalık olmamasıydı ki bizim gibi kafa dinlemeyi sevenler için çok güzel bir mekan. Yer sıkıntısı olmadığından istediğimiz yere yerleştik  ve güzel müzikler eşliğinde ruhumuzu dinlendirdik. Yemek saati geldiğinde de restoranta giderek keyifle yemeklerimizi yedik. Ada da çok fazla bu tarz beach var, diğerlerini görmedik ve nasıllar bir bilgimiz yok. Ancak biz La Scala’dan gerçekten memnun kaldık.  Siz gitmeden önce bir fikir vermesi adına da mekana ait birkaç fotoğrafı aşağıda paylaştık.

Ada da ruhumuzu dinlendirip, huzur depolayıp, keyifli müzikler dinleyip kulaklarımızın pasını sildikten sonra adadan ayrılma zamanımız geldi ve kısa bir yolculuk sonrası feribota doğru yola koyulduk. Geliş yolumuzda olduğu gibi dönüş yolumuzda da martılar bize arkadaşlık etti ve bize güle güle dediler.

Dönüş yolumuz üzerinde Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine (Komotini) şehrinden geçtik. Çok şirin ve renkli bir şehir idi ve bir iki kare fotoğraf çekerek sınır kapısına doğru ilerledik. Gezimiz sona erdiğinde dinlenmiş ve yenilemiş olarak ülkemize giriş yaptık.

Gidin, görün, eğlenin, fotoğraflayın. Yürüyebilirken, görebilirken, anlayabilirken, tadabilirken gezmelere devam.

Çokça gezmeli, çokça gülmeli, sağlıklı günler hepimize.

Continue Reading

Gezi

Selanik Gezimiz

Selanik denilince haklı olarak aklımıza ATATÜRK’ümüzün doğduğu ve yaşadığı şehir geliyor. Turu satın alırken tur programının içinde Atatürk’ün doğduğu evin ziyaret edileceği bilgisinin yer aldığını görünce diğer tur detaylarına çokta göz gezdirmeden hadi gidelim dedik. İyi ki de gitmişiz, görmüşüz, fotoğraflamışız.

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Kavala turumuzun devamı niteliğinde olan Selanik kısa sürede gezilecek yerler arasında diyebiliriz ama bu kişilerin ilgi alanlarına, görmek istediklerine, baktıklarında ne gördüklerine bağlı olarak değişecektir. Dolayısı ile biz tur kapsamında gezdiğimiz yerleri size aktarmaya çalışalım, siz de ne kadar zaman ayrılması gerektiğine kendiniz karar verirsiniz. Öncelikle turumuzun bir kısmını oluşturan Kavala ile ilgili yazımıza ait linki aşağıda paylaşıyoruz.

http://www.gezipduru.com/2019/08/06/kavala-gezimiz/

Kavala gezimiz bittikten sonra Selanik’e doğru yola koyulduk. Açıkçası ilkokuldan itibaren şehir adı sıkça derslerimizde geçen Selanik nasıl bir yer diye biraz da merak dolu bakışlarla etrafımızı inceledik. İlk durağımız işlek bir cadde üzerinde olan ve Atatürk’ün doğduğu eve yürüyüş mesafesinde bulunan Aya Dimitros Katedrali oldu.

Katedralin kısaca hikayesini anlatalım ki siz de gezerken o gözle bakarsınız. M.Ö. 324 yılında I. Konstantin’in Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmesinin ardından Aziz Dimitri’nin hapsedilip işkence ile öldürüldüğü Roma hamamı kalıntıları üzerine, onun onuruna bir Hristiyan tapınağı inşa edilmiş, zaman içinde farklı zamanlarda yangınlara ve yağmalamalara maruz kalmış. II. Bayezid zamanında camiye çevrilmiş ve nihayetinde 1912’de Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra kiliseye dönüştürülmüş. 1917 yılında çıkan yangından sonra yeniden ibadete açılarak 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş.

***Fotoğrafların üzerini tıkladığınız zaman fotoğraflar daha büyük pencerede açılacaktır.

 

Katedral gezimizin ardından yürüyerek Aya Dimitriya mahallesinde, Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaralı evin önünde durduk. Burası Ulu Önder Atatürk’ümüzün doğduğu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği evin adresi. (Arşiv kayıtlarına göre, Selanik’in Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi üzerinde.)

Evin tarihçesi çok uzun olduğundan özet geçmek istedik. Balkan Harbi’nden sonra, Selanik Yunanlıların elinde kaldığından o güne kadar Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın oturduğu ev de Lozan Antlaşması hükümlerince Yunan Hükümeti’ne geçmiş. Yunan Hükümeti evi Yunanlı bir aileye satmış, daha sonra Yunanlı sahibinden satın alınarak ev 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiş. Konsolosluğun bakımına bırakılan ev, eski rengi olan pembeye boyanmış, zemin katında açılan dükkanlar kaldırılarak onarımdan geçirilmiş ve eski haline getirilerek 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmış.

Bugün müze olarak ziyarete açık olan ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde. Eski Türk evleri mimarisini yansıtan eve, caddeye açılan çift kanatlı kapısından giriliyor. Kapıdan ilk girdiğimizde evden ziyade avlu dikkatimi çekti. Aklıma ilk gelen Paşamızın bu avluda koşuşturduğu oldu. Evin zemin katında kiler ve mutfak, buradan birinci kata çıkıldığında ise misafir odası, sofa, yatak odası, mutfak karşılıyor sizi.

Atatürk’ün doğduğu oda ikinci katta olup bu odada, fotoğraflarda sürekli gördüğünüz tunç büstü ve yazı masası, ayrıca Atatürk’ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyalar, fotoğraflar, belgeler ve Atatürk Kitaplığı bulunuyor.

*** Atatürk Kitaplığı diye geçen kitaplıkta çok az kitap bulunması ve bulunanlarında sadece Nutuk olması, bir havayolu firmasının maketinin kitaplık denilen alanın başköşesine konmuş olması açıkçası yüreğimizi sızlattı. Bu nedenle gezi dönüşü Selanik Konsolosluğumuza bu üzüntümüzü içeren bir mail gönderdik, kısa bir süre sonra yapılan dönüş mailinde kitapların çeşitlendirilerek doldurulacağı iletildi. Bir daha gitme fırsatımız olmadı ama umarım denildiği gibi yapılmıştır.

Evin bahçesinde dolaşırken ağaçta gördüğümüz kuş eski günlere götürdü bizi. Mustafa küçük bir çocukken dayısının tarlasında kargaları kovalardı şeklinde başlayan hikayeler geldi aklımıza. O zaman tarladan kargaları kovalıyordu, büyüdüğünde ise vatanımızdan düşmanları.

Ata’mızın evini ziyaret ettikten sonra serbest zaman verildiğinde öncelikle yemek yemek istedik. Sokak aralarında ilerlerken gözümüze hoş görünen bir restoranta girdik. Yunanistan da iken olmazsa olmazımız Greek Salad ve bira ilk olarak masamızda yerini aldı. Yemeğimizin üstüne de dondurmamızı yedik ki değmeyin keyfimize. Biraz dinlenip serinledikten sonra sokak aralarından ilerleyerek sahile doğru indik.

Açıkçası sahile inince burası güzel yermiş dedik. Yürüme alanları geniş olarak tasarlanmış, araba yolu geride kalmış ve dolayısı ile rahatça dolaşabiliyorsunuz. Tur içeriğimiz çok zengin olmadığından, gitmeden önce her zaman ki gibi Google dan yardım alarak gezilebilecek noktaları belirlemiştik. Öncelikle Beyaz Kule’yi görmek istedik. Sahile indiğiniz zaman bulunduğunuz noktaya bağlı olarak sağınıza ya da  solunuza baktığınızda kendisini göreceksiniz. Bu kule şehrin önde gelen sembollerinden birisi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında inşa edildiği söylenmekle birlikte, Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan’a geçmiş ve kule beyaza boyanmış. Turistler tarafından ziyaret edilen yerlerin başında geldiğinden biz de ziyaret ettik ama birkaç blog yazısında yazıldığı gibi bir şaheser olmadığını da gördük.

Şimdi sırada Selanik denildiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan, Yunanlı heykeltıraş Georgios Zangolopoulos tarafından 1997’de yapılan Zongolopoulos Şemsiyeleri var.

Paslanmaz çelikten yapılmış anıt, sanatçının en tanınmış eseriymiş. İlk defa 1993’te Venedik Bienali için yapılan bu eser daha sonra Brüksel’de Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi binasına yerleştirilmiş, şehrin 1997 Avrupa Kültür Başkenti olması şerefine de 1997’de Selanik’e getirilmiş. Şehri görmeye geldiğinizde mutlaka uğrayın ki güzel fotoğraf karelerinden birkaçına siz de sahip olun.

Turumuzun bitiminin ardından otelimize geçiş yaptık. https://www.santahotel.gr/ Otelimiz merkezi konumda, ferah ve temizdi. Otele ve çevresine ait birkaç kare fotoğrafı aşağıda paylaştık. Ayrıca küçük bir tavsiye de vermek istiyoruz. Orada içtiğimiz sular arasında biz en çok AYPA marka suyu beğendik.

Bizim gezip gördüklerimizin bir kısmı bu kadar. Geri kalan fotoğraflarımız ve gözümüzün pikseline takılıp kalanlar bizimle birlikte. Bizim anlattıklarımız tüm yazılarımızda olduğu gibi gittiğimiz yeri genel hatları ile tanıtmak ve yeri geldiğinde tavsiye niteliğinde bir şeyler eklemek. Gerisini siz seyahate çıkacak olan gezginler tamamlayacak, eksik anlattığımız veya atladığımız yerler var ise gezi listenize ekleyeceksiniz.

Şimdilik bir sonraki gezi yazımıza kadar hoşça kalın.

Continue Reading

Gezi

Kavala Gezimiz

Kış aylarının rehavetinden kurtulup güneşin bizi ısıtmaya baslaması ile birlikte hiç yerimizde durasımız gelmiyor. Bunun içinde ara ara Google’dan gidilecek uzak ya da yakın yerleri tespit ederek gezilecek yerler listemizi oluşturuyoruz ve zamanı gelince de gidiyoruz. En son verilen vize süresi uzun olunca da bunu fırsat bilgik ve yakın mesafedeki Kavala’yı ziyaret edelim dedik . Aslında bu gezi kapsamında Selanik-Kavala-Thassos Adası  da bulunuyor. Ancak yazıları çok uzun tutmamak ve daha fazla fotoğraf paylaşmak adına Selanik ve  Thassos Adası turu detaylarını daha sonraki yazılarımızda yayınlayacağız.

Daha önce Yunan Adaları turumuz çok keyifli geçtiğinden bu gezimizde keyifli geçer diye düşündük ve turu satın aldık. Kadıköy Evlendirme Dairesi Otoparkı’ndan otobüsümüze binerek Dedeağaç – Gümülcine – İskeçe – karayolunu takip ederek Kavala’ya doğru yola çıktık .Yaklaşık yolculuk süresi normal sınır geçiş süreleri de dahil 11 saat kadar sürdü. Sabah saatlerinde Kavala`ya varışımızın ardından kahvaltımızı yaparak şehri gezmeye başladık.

Panagia adı verilen eski şehire doğru yola revan olduğumuzda karşımıza ilk çıkan yer Aziz Nikolai Kilisesi oldu. Pargalı İbrahim Paşa için 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami, 1920’lerde minaresi kısaltılıp çan kulesine dönüştürülüp kiliseye çevrilmiş. Aslında Kavala’da uzun yıllar hüküm sürmüş olan Osmanlı’nın elinin değdiği yerleri Kavala da her yerde görmek mümkün. Kanuni zamanında yapılan ve şehrin girişinde sizi karşılayan 60 kemerli su kemeri, sonradan kiliseye dönüştürülen camiler, Osmanlı mimarisini yansıtan evler …

Sokak aralarında ilerlerken bazı evlerin duvarlarının üzerinde ya da otopark alanlarında bir çift göz gördük. Rehberimizin verdiği bilgiye göre 1974 yılında Kuzey Kıbrıs Harekatı sırasında Kavala çok sayıda asker göndermiş ancak bunların çoğu dönmemiş. Bu gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri de binalara resmedilmiş. Bir diğeri de Kıbrıs haritaları üzerinde Kuzey Kıbrıs haritası kırmızı yani akan kan şeklinde resmedilmiş. Açıkçası bunları görünce insan kendini biraz huzursuz hissediyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek dolaşmaya devam ettik ve uzun bir caddenin sonunda biraz da yokuş çıkarak Eski Şehir’e adını veren ve Meryem Ana’ya adanmış Panagia Kilisesi’ne vardık.  Siz de hem kiliseyi görmek hem de tepeden Kavala’yı seyretmek amaçlı buraya gidebilirsiniz. Giderken yanınıza kavala kurabiyenizi alın ve seyir sırasında tatlı tatlı yiyin.

Sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın (1769 – 1848) evi ve heykeli var. Öncelikle çok kısa olarak bu paşa hakkında bilgi verelim ve sonra fotoğraflarımıza geçelim. Mısır’ı işgaline karşı Osmanlı tarafından Mısır’a gönderilen orduda görev almış ve kısa zamanda komutanlığa yükselmiş. Vali Hüsrev Paşa’ya karşı düzenlenen ayaklanmadan yararlanarak 1805’te Mısır valisi olmuş ve kendine güçlü bir ordu kurmuş, Mora’daki isyanın bastırılmasında Osmanlu Devleti’ne yardımcı olmuş karşılığında kendisine Mora ve Girit Valilikleri sözü verilmiş ancak yerine getirilmemiş. Osmanlı Devleti içinde gelişen olaylar ve çalkantılı günler nedeniyle Mehmet Ali Paşa’nın genişleme siyasetinden çekinilmiş ve bu nedenle paşanın istediği Suriye Valiliği görevi de verilmemiş. Paşa kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine harekete geçerek isyan başlatmış ve Osmanlı Devleti bu isyanla birlikte yenilgiye uğramış. İsyan saman alevi işlevini görmüş, İngiltere ve Fransa’nın olaylar karşısındaki tutumları ile birleşerek Yunananistan’ın bağımsızlığına giden yol açmış. Rehberimizin anlattığına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin hala Kavala’dan kaldırılmamış olmasının ve evinin müze olarak kullanılıyor olmasının nedeni kimilerince bu yardımlarının karşılığı olmasıymış.

Kısa süreli tatil yapma ihtiyacı hissederseniz Kavala’nın güzel bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Kavala çabuk gezilecek şehirlerden biri olduğundan grupla gezdiğimiz halde 3 saatin sonunda şehirde görülecek yerleri tamamlayıp sahil kenarında kendimizi oturur bulduk. Biraz keyif yapıp dinlendikten sonra Ata’mızın doğduğu evi görmek için Selanik’e doğru yola çıktık.

Gezmek, görmek, daha çok gezmek, daha çok görmek, daha çok bilmek, daha çok kültürle tanışmak adına hepimize nice yolculuklar dilerim 🙂

Continue Reading

Popüler