Connect with us

Kitap

Günler Aylar Yıllar

Published

on

Günler Aylar Yıllar- Yan Lianke

Kitap okuma serüveninin içinde ilerlerken ve değişik kaynakları tararken karşıma çıkan tavsiye niteliğindeki kitapları ve yazarları içeren bir liste tutmaya başladım. Geçen gün o listeye göz atma fırsatım olduğunda Çin ve Japon yazarların kalemini fazla tanımadığımı fark ettim. Listemde yer alan ama öncelik vermeyi düşünmediğim bir kitabı okumaya karar verdim ve siparişlerim arasına  Günler Aylar Yıllar kitabını da ekledim. Pandemi sürecine rağmen şaşılacak bir hızla elime ulaştı ve kitabı bir solukta okudum.

Kitabın arka kapak sayfasında yer alan tanıtım yazısı kitap içeriğinin tam karşılığını veriyor.

”Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.”

Kitabın ana karakteri ihtiyar adam ve ihtiyarın Kör olarak seslendiği bir köpek. Kendi köyü başta olmak üzere diğer civar köylerde yaşayanlar kuraklık nedeniyle kavurucu güneşe daha fazla dayanamayarak köylerini terk ederler. Yetmiş iki yaşındaki ihtiyar adam, köylülerin gideceği yerin uzak mesafede olduğunu ve günlerce süreceğini öğrendiğinde, yolda öleceğime kendi köyümde ölürüm diyerek köylüleri yolcular. Güneş yüzünden kör olan köpeği ile birlikte kuraklığın ortasında güneşin kavurucu sıcağı altında mücadele dolu günler başlar. Ancak bu süreç hiç kolay olmayacak bin bir türlü badireler atlatarak köpeği ile düzlüğe çıkmaya çalışırlar.

Kitapta bir mısır fidesinin büyümesine, bu süreçte yaşlı adamın ve her daim yanında bulunan köpeğin birlikte nasıl mücadele verdiğine ben de tanıklık ettim. Yaşlı adam nasıl ki fidesinin ertesi gün ki halini merak ederek uyuyor ve uyanıyorsa ben de en az o kadar merakla kitabın sayfalarını çevirdim.

Nihayetinde mısır sapının büyümeye çalışması ve onun için verdiği emek, yaşlı adam için artık aylar yıllar geçmiş gibi uzun gelmeye başlar. Gider, gelir, sular, nöbet tutar, güneşten korumak için gölgelik yapar…

Köpeğin kör olma hikayesini, yaşlı adamın su bulmak için vahşi hayvanlarla yaşadığı mücadeleyi, incecik dalların rüzgarda kırılması gibi umudunun kırılmasını ama bunun kısa sürdüğünü anlatan, yeşermeye başlayan ufacık bir fidenin sonsuz bir mutluluk kaynağı olmasını, özverinin ne olduğunun süslü kelimeler kullanmadan bize aktaran, sebat edip sonuca ulaşmak için genç olmanın gerekmediğini kanıtlayan ve kitabın sonunun güzelce bağlandığı ince ruhlu bir roman okuyacaksınız.

Franz Kafka Ödülü sahibi Yan Lianke’nin bu kitabını hüzünle, mutlulukla, merakla, umut ederek ve beğenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını araştırma zamanıdır.

Umduğunuzu kitap sayları arasında bulmanız dileğiyle. gibi

Ağustos 2020   @ okumali_ys     @gezipduru_ys

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Kitap

İnce Memed

Published

on

İnce Memed…. Uzun süredir çok ciltli bir kitap olduğundan ve ara vermeden tüm ciltleri bitirmek  istediğimden okumayı ertelediğim, başka kitaplara vakit ayırdığım doğrudur. Çok ciltli kitaplardan olan Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk cildini alıp okumak istediğimde bir türlü ilerleyememiştim. Açıkçası İnce Memed’de de olur mu diye endişelendim. Her kitabı okumanın belirli bir zamanı var sanırım. Buna inanarak sonunda İnce Memed serisinin ilk cildini okumaya başladım ve okumaya başladıktan çok kısa bir süre sonra da neden bu kitabı bu kadar geç okudum diyerek kendime hayıflandım.

Otuz iki yıllık bir zaman dilimi içinde yazılan İnce Memed serisi, mevcut düzene başkaldıran Memed’in mücadelesini ve iç dünyasında yaşadığı çelişkileri, köylüler ile ilişkilerini, sömürülen, ezilen Anadolu insanını, zaman zaman Anadolu insanının olaylar karşısındaki tutarsız davranışlarını, kaypaklıklarını zaman zaman kurnazlıklarını ve nihayetinde ağaların zalimliklerini sade ama çok akıcı şekilde bize anlatıyor. İnsan tasvirleri, doğa betimlerimi, kısacası anlatım dili o kadar muhteşem ki bu kitabın neden okunması gereken kitaplar listesinin en başlarında olduğunu anlıyorum.

İnce Memed 1: ‘’ Toroslar’ın eteğindeki Değirmenoluk köyünden İnce Memed’in yaşadığı yoksulluk ve aşağılanmaya isyan ederek eşkıyalığa sürüklenmesinin, giderek yörede hüküm süren ağalık düzenine karşı direnişin simgesi haline gelmesinin öyküsü.’’

İnce Memed 2: ‘’ Zalim ve acımasız ağalara karşı köylülerin yanında yer alması, İnce Memed’i halkın gözünde bir efsaneye dönüştürür. Ancak Memed’in içine zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği konusunda bir kuşku düşmüştür.”

İnce Memed 3: ‘’Romana katılan yeni kişilerle zenginleşen bu üçüncü kitapta Memed, ağalara ve her türlü haksızlığa karşı mücadelesini şaşırtıcı gelişmelerle sürdürür. Zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği yönündeki kuşkuları ‘bir İnce Memed gitse de, yerine bin İnce Memed gelir’ fikriyle umuda dönüşür.”

İnce Memed 4: ”Eşkıyalığı bırakan Memed, evlendiği Seyran ile birlikte bir Akdeniz kasabasına yerleşmiştir. Ancak tanık olduğu zulüm ve haksızlıklara tahammül edemez. Yeniden dağa çıkar.”

Türk Edebiyatının nadide eserlerinden biri olan, gerek yurt içinde gerekse yurtdışında okuyucuları tarafından hak ettiği övgüyü alan İnce Memed serisi siyasete, doğaya, özelde Anadolu insanına genelde ise insanın içindeki başkaldıran asi sese tanıklık etmenizi sağlayacaktır. En kısa zamanda okumanız gerektiğini söyleyebileceğim eserler arasında yer alan bu seriyi elinize aldığınızda ne zaman kitaplara başladığınızı ne zaman kitapları bitirdiğinizi anlamayacak ve bir anda serinin son kitabının son sayfasında olduğunuzu fark edeceksiniz.

Bazı şeyler anlatılamaz sadece yaşanır derler ya, bu kitap serisi içinde anlatılamaz sadece okunur ve bu emek karşısında saygıyla susulur demek istiyorum.

Keyifli okumalar dilerim.

Haziran 2021

Continue Reading

Kitap

Yürümenin Felsefesi

Published

on

Yürümenin Felsefesi olur mu ? Kitabın adını okuyunca aklıma gelen bu soruya hemen hayır ya da evet demenin erken olduğuna ve kitabı okumam gerektiğine kanaat getirdim. Yürümek ilk düşündüğüm anda ancak bir eylem olarak aklıma gelir. Otomatik olarak yaptığımız hareketlerden yalnızca bir tanesidir ki bunu felsefeyle bağdaştırmak ilginç geldi. Yürümek aslında ne çok  eyleme başlangıç teşkil eder. İki bacağın sırasıyla ileriye doğru devinimiyle oluşan yürümek, gezmek, kaçmak, spor yapmak, düşünmek, umutlanmak, huzur bulmak, sanatsal bir eser üretmek …

Frederic Gros tarafından yazılan Yürümenin Felsefesi kitabı birbirinden bağımsız 25  başlıktan ve bir kaynakçadan oluşuyor. İçindekiler sayfasında yer alan başlıklardan bazıları şunlar ki bu başlıkları görmek belki sizi okumaya sevk edebilir ; Yürüyenin Gündüz Düşleri Rousseau, Gündelik Gezinti Kant, Yerçekimi, Temel Şeyler, Yavaşlık, Kaçma Arzusu, Niçin bu kadar  bir Yürüyüşçüyüm, Dışarısı, Yürümek Spor Değildir.

Kitapta yer alan başlıklar altında yer alan yazılardan birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum ki bu şekilde kitabın geneli hakkında bir bilgiye sahip olabilirsiniz.

Niçin Bu Kadar  İyi Bir Yürüyüşçüyüm Nietzsche

‘’’ Bir kitabın, bir insanın veya bir müzik kompozisyonunun değerini anlamaya yönelik ilk sorumuz şudur: Yürüyebiliyor mu.’’

Yalnızlıklar

‘’…Dünyaya sahip olunca kim yalnız hissedebilir ki kendini? Görmek, egemen olmak, bakmak sahip olmak demektir. Hem de mülkiyetin külfetleri olmadan; dünyanın manzarasından adeta çalarak faydalanırız. Ama tam olarak çalmak da değildir bu, çünkü tırmanmak emek sarf etmeyi gerektirir. Gördüğüm, görebildiğim her şey bana aittir. Ne kadar uzağı görüyorsam, o kadar çoğuna sahibim. Yalnız değilim: Dünya bana ait; benim için ve benimle var .’’

Sessizlikler

‘’Yürürken sessizlik dediğimiz şey, gevezeliğin, kulaklarımıza perde indiren, her şeyi birbirine katan ve bilincimizin engin düzlüklerini ayrıkotu misali istila eden daimi gürültünün kesilmesidir. Öncelikle gevezelik sağır eden insanı; Her şeyi saçma kılar, sizi serseme çevirir, pusulanızı şaşırtır. Gevezelik her zaman her yerdedir, dört bir yanı basar, dört bir yana yayılır . Ama en çok da dilimizin çarçur edilişidir gevezelik.”

Yürüyenin Gündüz Düşleri Rousseau

‘’ Rousseau ormanda yürürken, dünyevi duyguların sağanağından kurtulmuş, toplumsal arzuların artık nüfuz etmediği, nihayet ilk zamanlardaki gibi atan yüreğindeki coşkuyu dinler. Ayrıca bu gün boyu süren yürüyüşlerde,-kendinde homo viator’u, yürüyen insanı-kültürle, eğitimse, sanatla bozulmamış doğal insanı bulmaya yönelik çılgın planının çatısını kurar: Kitaplardan ve entelektüel toplantılardan önceki, toplumdan ve ücretli emekten önceki, maziye karışmış insandır bu . ‘’

Yabanın Fethi Thoreau

”Yürümek insana kar değil fayda sağlar, hem de fazlasıyla. Karla fayda arasındaki fark, kar getiren eylemleri benim yerime bir başkasının da yapabilecek olmasıdır. Ve gerçekte de kar getiren eylemler zaten başkaları tarafından da yapılabilir olagelmiştir. Rekabet ilkesinin yarattığı sabit bir gerçektir bu. Öte yandan, benim için faydalı olan şey tavırlara ,davranışlara , yaşamın başkasına katı surette devredemeyeceğim anlarına bağlıdır. THOREAU bir mektubunda, kendiniz için saptadığınız herhangi bir eylemi tartabilmek için şu soruyu sormanızı tembihler: Bunu benim yerime başkası da yapabilir mi? Cevabınız evetse, o fikri bırakın, tabii hayati önem taşımıyorsa.’’

İyi Olma Halleri

‘’Karar vermeye, düşünmeye, hesaplamaya gerek yoktur. Tek yapılacak şey yürümektir. Belki ileriyi düşünebilirsiniz, ama yürürken her şey yavaşlar; tahminler, beklentiler, cesaretiniz kırar. O halde yolculuğun bu ayağını bitirmek için kendi temponuzda yola devam etmeniz gerekir sadece. Huzur yalnızca yolu takip etmekten gelir. Sıkıntı ve trajediler, yaşamlarınız ve bedenlerinizdeki boş tarlaları eşeleyen şeylerdir. Siz uzaklarda yürürken bütün bunlar, durumunuzla alakasız ve müphem oldukları için rafa kalkar, bu yüzden huzur sizi yürürken yakalar. Büyük tutkuların yarattığı yorgunluğun, stres altında ezilen harala gürele yaşamların tatsızlığın yerini sadece yürüyüşün amansız bitkinliği alır. Huzur artık hiçbir şey beklemiyor olmanın, yalnızca yürümenin, yalnızca ilerlemenin hissettirdiği tazeliktir.

Gündelik Gezinti Kant

‘’Kant mavi gözlü, büyük kafalı, omuzlarından biri(sağ) ötekine göre daha yukarıda kalan hassas yapılı, orta boylu bir adamdı. Gözlerinden biri de bir süre sonra kör oldu. Kant tam bir düzenlilik örneğiydi, öyle ki ona Königsberg saati lakabını takmışlardı. Ders günlerinde onu evden çıkarken görenler saatin dakikası dakikasına sekiz olduğunu bilirdi. Sekize on kala şapkasını takar, sekize beş kala bastonunu alır, sekizde kapıdan çıkardı. Kant kullanmayı bırakabileceği son nesnenin saati olduğunu söylerdi. Hep aynı yolda yürürdü, öyle ki parktaki bu güzergah daha sonra Filozofun Yolu olarak adlandırıldı. Söylentiye göre, bu yolu hayatında sadece iki defa değiştirmişti: birinde Rousseau’nun Emile’ini edinmek, öteinde de Fransız Devrimi ilan edildikten sonra yayılan haberleri almak için.

Doğayla büyük bir mistik bağlantı kurmadan geçen bu sade yürüyüş; hijyenik bir gereklilik olarak kabul edilen bu haz vermeyen yürüyüş; tek bir gün bile aksatılmadan her gün çıkılan bu bir saatlik yürüyüş, yürümenin üç önemli yönünü gözler önüne sere. Bunlardan ilki tek düzeliliktir. Temelde, yürümek hep aynıdır bir ayağı diğerinin önüne atmaktır. Fakat tekdüzeliğin sırrı, can sıkıntısına deva olmasıdır. Can sıkıntısı, boş zihinle karşılaşan bedenin hareketsizliğidir. Yürümenin ikinci yönü düzenliliktir. Kant’ın etkileyici yanı, kusursuz disiplinidir. O gündelik yürüyüşler, her gün çalışarak geçirdiği saatlerin simgesi ve refakatçisidir. Her bir gün bir sayfa yazı, bir fikir, bir kanıt, bir ispat demekti. Bu günler bir araya gelince de devasa bir külliyata dönüştü. Üçüncü ve son yön ise kaçınılmazlıkla alakalıdır. Kant’ın öğleden sonra saat beşte evden çıkıp yürüyüşünü yapacağı kesinkes bilinirdi. Değişmez bir ritüeldi ve güneşin doğudan doğması kadar kesindir.

Tekrar

‘’Şairin nerde çalıştığını sorduklarında kız kardeşi eliyle bahçeyi gösterip ‘İşte çalışma odası’ demiş. Meşhur şair lirik şiirlerini yürürken yazarmış. Mırıldanarak bir aşağı bir yukarı dolaşır, doğru mısraları bulurken bedeninin ritminden faydalanırmış. Yürümenin tarihini incelerken Wordworth mutlaka karşınıza çıkar; bu tarihçeyle uğraşan pek çok kişi onu uzun gezintilerin fikir babası sayar.’’

Mayıs 2021

@okumali_ys

Continue Reading

Kitap

Kurtlarla Koşan Kadınlar

Published

on

Kurtlarla Koşan Kadınlar Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler

Tavsiye üzerine edindiğim kitaplardan biri olan Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bitirdiğim zaman bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında çok farklı bir yere sahip oldu ve başucu kitaplarımın arasında yerini aldı. Estés’, kadınları, kadınların bilinçaltında yatanları, ezilmişliklerini, sen bilmezsinleri, sen yapamazsınları, sevgisizliklerini, içlerinde yer alan güçlü kadının sesini isteyerek ya da istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek nasıl kıstıklarını, öz güven ve öz saygılarını nasıl yitirdiklerini ve en sonunda içlerindeki Vahşi Kadın’ı nasıl çıkaracaklarını masallarla bizlere çok detaylı bir şekilde anlatmış. Siz de okudukça göreceksiniz ki,  bazen bir sayfa bile yer tutmayan masalların onlarca sayfa süren yorumları ve isabetli analizleri okudukça parmak ısırtıcı hale gelecek.

Küçük bir bilgi….Bu anlatım sırasında karşınıza çıkan bazı kelimelerin anlamlarını bilmek ve bu bilgiler üzerinden sayfalar arasında ilerlemek gerekiyor. Bu kelimeler sıkça kullanılmakla birlikte okuma sürecine başladığınızda Estés’in diline bir süre sonra alışacaksınız.

Yukarıda bahsettiğim gibi kitabın ilk sayfalarını okumaya başladığınızda bilmediğiniz kelimelerle karşılaşacağınız için okuma süreci ilk başlarda sınırlı ve çok yavaş olacaktır. Bu aslında çok normal ve olması gereken bir durum. Ben kitabı ilk okumaya başladığımda roman okuyormuşum zihniyetindeydim. Neden kitap akmıyor, ben sayfalarda ilerleyemiyorum diye düşündüm. Sonrasında aklıma yazarın hayatını okuma fikri geldi. Yaşam mücadelesi içinde-çocuklar, çalışma hayatı ve aynı zamanda okul hayatı-kendisine çok az zaman ayırabildiği anlarda, günde 15-20 dakika ayırarak bilgileri resmen damıtarak kağıda geçirmiş. Dolayısı ile bu kadar uzun süreçte yazılan bir kitabı oturup bir gün de bitirmeyi istemek verimsiz bir okuma olacaktır diye düşündüm. Her kitap için geçerli olan bunun içinde geçerliydi, önemli olan kısa sürede bitirmek değil kitaptan maksimum fayda sağlamak gerekiyordu.

Kadınlar geçmişten gelen içsel güçlerini tekrar tanımak, iş seslerine kulak vermek, ayağa kalkmak, omuzlarını silkmek,  güçlü durmak, zaman zaman yeri geldiğinde kanatlanmak, mutlu olmak, öz saygıyı ve öz sevgiyi kendilerine göstermek, bunların hepsini gelecek kuşaklara aktarmak zorundadır.

Bu kitabı bir an önce okumaya başlamanız ve sonrasında bir başka kadına acilen tavsiye etmeniz gerekir. Ben kitabın son sayfasını okuyup kitabı kapattığımda bir damla yaş süzüldü gözümden. Yazarın  masallarını yazdıktan sonrasında yaptığı uzun uzun detaylı açıklamalarında bahsettiği karakter özelliklerini sergilediğimi ve bunu şimdiye kadar adını koyamadığım o vahşi kadının sesini bilinçli olmasa da dinlediğimi fak ettim. Bildiklerim ve kendiliğinden uyguladıklarım için kendimi tebrik ettim, öğrendiklerimi de bir kenara not ettim.

***Bu kitap kadınlar ve genç kızlar için bir başucu kitabıdır. Kitap bittikten sonrada ara ara açıp okumak masalların gücünden tekrar tekrar yararlanmak isteyeceksiniz.

Teşekkür ederim Estés.

Kitap yılların deneyimini içerdiğinden kitapla ilgili ne kadar yorum okursanız okuyun kitabı kendiniz okumadan fikir edinmeniz mümkün olmayacaktır. Bilmeniz gereken bilmediğiniz potansiyel gücünüzü açığa çıkaracak, anlamdıracak ya da var olan potansiyel gücünüze güç katacak, sayfalar arasından daha da güçlenerek çıkacaksınız.

Şimdi kitaptan bazı alıntılar yapalım.

  • ‘’Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar. Keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir şekilde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.‘’ Sayfa 16
  • ‘’ Öyleyse vahşi sözcüğü burada denetimden yoksun anlamına gelen günümüzdeki küçümseyici kullanımıyla değil, doğal bir hayat criatura’nın (yaratığın) doğuştan bir bütünlüğe ve sağlıklı sınırlara sahip olduğu bir hayat sürmesi anlamına gelen özgün haliyle kullanılmıştır. Bu sözcükler (Vahşi ve Kadın sözcükleri), kadınların kim olduklarını ve neyle meşgul olduklarını hatırlamalarını sağlar, bütün dişilere destek veren gücü ifade eden bir metafor yaratır. Kadınların onsuz yaşayamayacağı bir gücü simgeler.’’ Sayfa 20  
  • ‘’Psişedeki vahşi güçle ilişkinin koptuğuna dair duygu tonlu belirtilerden bazıları nelerdir? ….. Sadece kadınların dilini kullanırsak bu belirtiler şunlardır : Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş, heyecansız hissetmek. Kendini korkmuş, aksak ya da zayıf, esinsiz, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek. Kendini güçsüz, sürekli kuşku içinde, sarsak, tıkanmış, bir işin sonunu getiremez, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş, iş ya da arkadaş seçiminde hayatın altını oyan tercihler yapan, kendi döngülerinin dışında yaşamaktan, mustarip, kendini aşırı koruyucu, uyuşuk, belirsiz, mütereddit, kişiliğine uygun adımlar atamayan ya da sınırlar koyamayan biri olarak hissetmek. Kendi temposunda ısrar etmeyen, çekingen, Tanrı’sından ya da Tanrılarından ayrı düşmüş, kendini yenilemekten uzaklaşmış, içgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olduğundan ev hayatına, entelektüelliğe, işe ya da tembelliğe çekilmiş biri olmak… Durmadan korkmak; harekete geçmekten korkmak; durmadan üçe kadar sayıp başlayamamak; üstünlük kompleksi, müphemlik hissetmek ama yine de başka açılardan tamamen yetenekli, tamamen işlevsel olmak. Bu saydıklarımız bir çağın ya da yüzyılın hastalığı değildir ve kadınların her tutsak alınışında, vahşi doğanın her tuzağa düşürülüşünde, her zaman ve her yerde bir salgın şeklinde kendini gösterir. ‘’ Sayfa 24
  • ‘’Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeysek ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, bu her zaman için Vahşi Kadın’ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır. Vahşi Kadın kadınları nasıl etkiler? Vahşi Kadın, müttefikimiz, önderimiz, modelimiz, öğretmenimiz olursa, iki gözümüzle değil, birden çok gözü olan sezginin gözleri aracılığıyla görürüz. Sezgiye sahip çıktığımızda, yıldızlı göğe benzeriz. Dünyaya binlerce göz aracılığıyla bakarız.’’ Sayfa 25
  • ‘’ İçgüdüsel doğayla yan yana olmak; hayat alanını belirlemek, kendi sürüsünü bulmak, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeninin içinde olmak, kendi yararına konuşmak ve hareket etmek, farkında ve uyanık olmak, sezgi ve alanın doğuştan gelen dişil güçlerine dayanmak, kendi döngülerine girmek, ait olunan yeri bulmak, vakarla yükselmek, mümkün olduğunca yüksek bir bilinç düzeyini korumak demektir.’’ Sayfa 25
  • ‘’ Vahşi Kadın’ı oluşturan unsurlar nelerdir? Hem arketipsel psikolojinin bakış açısından, hem de kadim geleneklerde, Vahşi Kadın dişil ruhtur. O, Hayat/Ölüm/ Hayat kuvvetidir, yaşatma gücüdür, kuluçkadır. Sezgidir, uzağı görendir, derin dinleyicidir, sadık yürektir. İnsanları çok dilli kalmaya cesaretlendirir; düşlerin, tutkuların ve şiirin dilini akıcı bir şekilde konuşmaya yüreklendirir. O, fikirler, duygular, dürtüler, duygular, dürtüler ve bellektir. O, kaynaktır, ışıktır, gecedir, karanlıktır ve şafaktır. O, iyileştirici balçığın kokusu ve tilkinin arka bacağıdır. Bize sırları söyleyen kuşlar ona aittir. ‘Şu yoldan, şu yoldan’ diyen sestir. Haksızlık karşısında tehditler savuran odur. Büyük bir çark gibi dönen odur. Döngülerin yaratıcısıdır. Aramak için evi terk ettiğimiz odur. Eve gelmemiz onun içindir. O, nerede bulunur? Onu nerede hissedebilir, nerede hissedebilir, nerede bulabilirsiniz ? O çölleri, ormanları, okyanusları, kentleri dolaşır, kulübe ve şatolarda gezer. Nerede yaşar? Kuyunun dibinde, membalarda, zamandan önceki eterde. Gözyaşında ve okyanusta yaşar. O büyüdükçe hışırdayan ağaçların kabuklarında yaşar. Bugündedir, soframız da bir yeri vardır, arkamızda sıraya girer ve yolda önümüzde gider. Gelecektedir ve şimdide bizi bulmak için zaman içinde geriye doğru yürür. Dilin üretildiği yerde yaşar. Şiirde, perküsyon da ve terennüm de yaşar.’’ Sayfa 26 
  • ‘’Gerçek, yani fiziksel yazım süreci ise 1971’de temelleri tinsel köklerimizin şarkı dilinde bulunan özel bir çalışma yazmak üzere büyüklerimden kutsama isteyip aldıktan sonra evime dönmek için çölde yaptığım hac yolculuğun ardından başladı. Hepsine o zaman birçok doğrultuda sözler vermiştim ve bu sözler bütün bu yıllar boyunca harfi harfine korundu, bunların en önemlisi de şudur: ‘’ Bizi ve çektiklerimizi unutma.’’ Sayfa 514
  • ‘’ Çalışma özünde bütünsel içgüdüsel doğayı hastalıklı halinden kurtarmaya ve onun doğal dünyayla ruh dolu ve temel psişik bağlarını göstermeye çalışmaktadır. Bütün çalışmalarım boyunca kendini gösteren temel önerme tüm insanların yetenekli olarak doğduklarını iddia eder.’’ Sayfa 514  
  • ‘’Okura not… Kurtlarla Koşan Kadınlar bireyleşmeyle ilgili bilinçli çalışmaları desteklemeye gayret eder. Kitaba, yirmi kadar bölüm halinde yazılmış düşündürücü bir çalışma olarak yaklaşılırsa daha iyi olur. Her bölüm kendi başına okunabilir. Kitap her bir okurun kişisel hayatının burada önerilenlerin karşısında tartılmasına, lehinde ya da aleyhinde bir karar verilmesine, ötesine geçilmesine, derinleştirilmesine, ona geri dönülmesine ve süre giden bir olgunlaşma sürecinden bakılmasına dönük bir çağrı yapmaktadır. Okumaya zaman ayırın. Bu çalışma yavaş yavaş ve uzun bir zaman diliminde yazıldı. Yazdım, çıkıp gittim, üzerine düşündüm, geri döndüm ve biraz daha yazdım, çıkıp gittim, biraz daha düşündüm ve geri döndüm ve biraz daha yazdım. Çoğu kişi bu çalışmayı yazıldığı şekilde okudu. Bir parça okuyup dışarı çıktılar, üstünde düşündüler, sonra tekrar geri geldiler .’’ Sayfa 515 

İçinizdeki Vahşi Kadını bulmanız, çok daha öncesinde bulduysanız da dal budak salarak onu beslemeniz ve güçlendirmeniz dileğiyle

Keyifli okumalar dilerim.

Ocak 2021  @gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Facebook

Popüler