Connect with us

Kitap

Körlük

Published

on

Roman, Nasihatlar Kitabı’ndan alınan “Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et.” sözleriyle başlıyor. Adı olmayan bir ülkenin, bilinmeyen bir şehrinde, bilinmeyen bir zamanında, arabasının içinde trafik ışığının yeşile dönmesi için bekleyen bir adamın ansızın kör olması ile başlayan bir roman bu. Şehirde yavaş yavaş yayılan ve sonrasında önü alınamayan bu bulaşıcı körleşme, karanlık içinde değil beyazlık içinde. Beyaz, sütbeyazı bir boşluk.

7 kişinin beyaz körlük içinde kalması ile başlayan ve sonrasında yayılan bu körlüğün kontrol altına alınabilmesi adına bu kişiler, eskiden akıl hastanesi olarak kullanılan bir bina içinde karantina altına alınır. Bu kişilerin isimlerini bilmemekle birlikte yazar sadece sıfatlar kullanarak- ilk kör adam, şehla çocuk, doktor, doktorun karısı, albay, koyu renkli gözlüklü genç kız, polis, taksi şoförü …vb- karakterleri tanımamızı ve olay örgüsünü buna göre takip etmemizi sağlıyor. Bu isimsizliğin okurken karmaşa yaratacağını düşünüyorsunuz ama ilerleyen birkaç sayfa sonrasında bu kaygının boşuna olduğunu anlıyorsunuz. Bu beyaz körlük içinde sadece gözü gören bir kadın bulunmakta ve görmeyen gözlere rehberlik etmektedir. Ancak hayatta kalma mücadelesi içinde o kadar kötü yaşam karelerini görür ki zaman zaman kendi gözlerinin de kör olmasını çok ister. Doktorun karısı burada bir ve nevi umudu, cesareti, sabrı, iyiliği, sadakati simgeler.

Karantina denilse de aslında hapishaneye dönen bu yerde idare sadece anonslarla yapılır ve kurallar okunur. Karantina bölgesi askeri bir disiplinle yönetilir. Hastaneden (hapishaneden) dışarı çıkacak kişiler ölümle cezalandırılır. İlk başta her şey kontrol altında görünse de, içeride ve dışarıda işler hiç de yolunda değildir.

Bu arada karantinaya alınan ilk grup, yaşamlarını kolaylaştıracak şekilde düzenlerini kurmaya çabalarken, iktidar tarafından alınan önlemler ve baskıcı politikalar körlüğün yayılmasını engelleyemediğı gibi salgın da her geçen gün artarak devam eder. Akıl hastanesinin tüm koğuşları dolar ve bu kaos içinde körler ülkesinde kısa sürede karmaşa başlar. Bu karmaşa, kamplaşmaların ve sonucunda yeni güç dengelerinin oluşmasına zemin hazırlar. İçeride çeteler kendi hükümdarlıklarını ilan ederek diğer körleri acımasızca sömürmeye başlar. Dışarıda da durum farksızdır. İktidar da körleştiğinden kaos her yerde hat safhada yaşanır.

Nihayetinde sağ kalan körler, karantinadan kendi çabaları ile kurtulur. Bahsettiğimiz 7 kişi zorlu mücadeleler sonrasında eski hayatlarını devam ettirdikleri evlerini ziyaret ederler. Doktorun karısı dışında, insanın perişanlık hallerini, en dipte nasıl olunuru kimse bilmez, kimse görmez. Bir de biz biliriz ve görürüz. Gören gözleriz biz. Kitabın son noktası burası değil ama gerisini okuma lezzetiniz bozulmasın diye size bırakıyorum.

*** Saramago, insanın tek amacının bu beyaz körlük içinde ne pahasına olursa olsun hayatta kalma mücadelesini dikkat çekici şekilde bize aktarıyor. Ne pahasına olursa olsun derken yazar bunun içini; açlık, zorbalık, cinsellik, pislik, ahlak çöküntüsü, ölümler, sosyal statünün yok olması ve tecavüz ile doldurmuş. Kaotik bir dünya tasvir edilir ki bu, insanın derinliklerinde bulunan karanlık yüzünün yansımasıdır. Bu karanlık yüzlerin ortaya çıkması ile insanlar artık tüm değer yargılarını kaybeder.

Saramago’nun dili sade, akıcı, yıkıcı, yakıcı, zaman zaman anlatımı ile mide bulantısına bile neden olan bir dil. Yazar kitabında sadece nokta ve virgül kullanmış, diyaloglar sadece virgül ile ayrılmış ama birkaç sayfa okuduktan sonra bu zorluk kalkıyor ve kitabın sayfaları arasında akıp gidiyorsunuz. Sözcük oyunlarına gerek duymayan sade bir anlatımla bu kadar vurucu bir kitap yazılması gerçek bir yetenek gerektirir.

Zamana yenik düşmeyecek bir roman olan ‘’Körlük’’ uzun zamandır bu kadar lezzet alarak okuduğum kitaplar arasındaki en başarılı olandı. Mutlaka kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap.

Kişisel görüş; Hepimiz aslında körüz, gören körleriz. Yanı başımızda yaşananları görmüyor, bilmiyor, ilgilenmiyoruz veya bilsek de umursamıyoruz. Toplumsal duyarsızlık, toplumsal umarsızlık. Körlük kitabı, sosyal yapıların altüst edilmesinin aslında ne kadar basit ve kısa süre içinde olabileceğini, insani değerlerin açlık karşısında nasıl değersizleşebileceğini, modern giysilerimizin altında aslında şartlar oluştuğunda nasıl ilkel ve vahşi bireylere!!! dönüşebileceğimizi, iktidarın elinde bulundurduğu güçle insan hayatlarını nasıl değersizleştirdiğini ve iktidarın gözünde sadece istatistiksel veri olacağımızı doğrudan, sağa sola sapmadan, biz okurları yormadan akıcı bir şekilde bize aktarıyor.

Kitaptan bazı alıntılar ;

’ Tam anlamıyla insan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım, defalarca bunu tekrarladı, ki yatakhanenin geri kalanı özünde basit ve temel olan bu sözleri  sonunda bir düstura, hükme, doktrine, yaşam kuralına  dönüştürdüler .’’   Sayfa 123

 ‘’ Askerler işitmiyormuş gibi yaptılar, çavuşun burayı denetime gelen bir yüzbaşıdan aldığı talimat katı ve kesindi, Birbirlerini öldürmeleri daha iyi, hiç olmazsa azalırlar .’’ Sayfa 144

  ‘’Bazı körlerin sadece gözleri kör değildi, zihinlere de kördü.’’ Sayfa 222

 ‘’Doktorun karısı ‘’Tanrı bile görmüyor, çünkü gökyüzü bulutlarla kaplı, sizi yalnızca ben görüyorum’ dedi.’’  Sayfa 282

 ” Bir körler toplumu yaşamını sürdürebilmek için nasıl örgütlenebilir, Örgütlenmek yeter, örgütlenmek bir bakıma görmeye başlamak demektir.’’ Sayfa 297

***Bu dispotik eser, 2008 yılında Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles tarafından, beyazperdeye uyarlanmış. Filmin başrollerini Mark Ruffalo ve Julianne Moore paylaşmış. Kitabın tadı hala damağımda olduğundan filmi sonra izlemeye karar verdim.

Kitaplarla ve sevgiyle kalın.

 

Gidilecek yollar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler sınırsız ve ucu açık. Nefes alacağımız sayı bile belli dedik. Başladık gezmeye, okumaya, gözlemlemeye… Gezdikçe çoğaldık, okudukça bilinçlendik ve izleyip, gözlemledikçe çevremizde devasa olarak nitelenen sorunları, sıkıntıları !!! minnacık görmeye başladık ve sonuç olarak birlikte huzur bulduk. İnsan bu zamanda başka ne ister ki ! Dünya ne büyük biz insanlar ne kadar küçük demeye ara vermeden devam ettik. Kim bilir hayatımızın sonuna kadar daha ne kadar çok söyleyeceğiz. Franz Kafka ne kadar güzel demiş. ‘’Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında." Öncelikle sağlığımızın değerini bilip, kendimize iyi davranalım ve yatırım yapalım. Geze, göre ne tür yaşamlar varmış tanıklık edelim. Hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanız dileğiyle. Mutlu ve her zaman umutlu kalın .

Kitap

Kurtlarla Koşan Kadınlar

Published

on

Kurtlarla Koşan Kadınlar Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler

Tavsiye üzerine edindiğim kitaplardan biri olan Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bitirdiğim zaman bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında çok farklı bir yere sahip oldu ve başucu kitaplarımın arasında yerini aldı. Estés’, kadınları, kadınların bilinçaltında yatanları, ezilmişliklerini, sen bilmezsinleri, sen yapamazsınları, sevgisizliklerini, içlerinde yer alan güçlü kadının sesini isteyerek ya da istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek nasıl kıstıklarını, öz güven ve öz saygılarını nasıl yitirdiklerini ve en sonunda içlerindeki Vahşi Kadın’ı nasıl çıkaracaklarını masallarla bizlere çok detaylı bir şekilde anlatmış. Siz de okudukça göreceksiniz ki,  bazen bir sayfa bile yer tutmayan masalların onlarca sayfa süren yorumları ve isabetli analizleri okudukça parmak ısırtıcı hale gelecek.

Küçük bir bilgi….Bu anlatım sırasında karşınıza çıkan bazı kelimelerin anlamlarını bilmek ve bu bilgiler üzerinden sayfalar arasında ilerlemek gerekiyor. Bu kelimeler sıkça kullanılmakla birlikte okuma sürecine başladığınızda Estés’in diline bir süre sonra alışacaksınız.

Yukarıda bahsettiğim gibi kitabın ilk sayfalarını okumaya başladığınızda bilmediğiniz kelimelerle karşılaşacağınız için okuma süreci ilk başlarda sınırlı ve çok yavaş olacaktır. Bu aslında çok normal ve olması gereken bir durum. Ben kitabı ilk okumaya başladığımda roman okuyormuşum zihniyetindeydim. Neden kitap akmıyor, ben sayfalarda ilerleyemiyorum diye düşündüm. Sonrasında aklıma yazarın hayatını okuma fikri geldi. Yaşam mücadelesi içinde-çocuklar, çalışma hayatı ve aynı zamanda okul hayatı-kendisine çok az zaman ayırabildiği anlarda, günde 15-20 dakika ayırarak bilgileri resmen damıtarak kağıda geçirmiş. Dolayısı ile bu kadar uzun süreçte yazılan bir kitabı oturup bir gün de bitirmeyi istemek verimsiz bir okuma olacaktır diye düşündüm. Her kitap için geçerli olan bunun içinde geçerliydi, önemli olan kısa sürede bitirmek değil kitaptan maksimum fayda sağlamak gerekiyordu.

Kadınlar geçmişten gelen içsel güçlerini tekrar tanımak, iş seslerine kulak vermek, ayağa kalkmak, omuzlarını silkmek,  güçlü durmak, zaman zaman yeri geldiğinde kanatlanmak, mutlu olmak, öz saygıyı ve öz sevgiyi kendilerine göstermek, bunların hepsini gelecek kuşaklara aktarmak zorundadır.

Bu kitabı bir an önce okumaya başlamanız ve sonrasında bir başka kadına acilen tavsiye etmeniz gerekir. Ben kitabın son sayfasını okuyup kitabı kapattığımda bir damla yaş süzüldü gözümden. Yazarın  masallarını yazdıktan sonrasında yaptığı uzun uzun detaylı açıklamalarında bahsettiği karakter özelliklerini sergilediğimi ve bunu şimdiye kadar adını koyamadığım o vahşi kadının sesini bilinçli olmasa da dinlediğimi fak ettim. Bildiklerim ve kendiliğinden uyguladıklarım için kendimi tebrik ettim, öğrendiklerimi de bir kenara not ettim.

***Bu kitap kadınlar ve genç kızlar için bir başucu kitabıdır. Kitap bittikten sonrada ara ara açıp okumak masalların gücünden tekrar tekrar yararlanmak isteyeceksiniz.

Teşekkür ederim Estés.

Kitap yılların deneyimini içerdiğinden kitapla ilgili ne kadar yorum okursanız okuyun kitabı kendiniz okumadan fikir edinmeniz mümkün olmayacaktır. Bilmeniz gereken bilmediğiniz potansiyel gücünüzü açığa çıkaracak, anlamdıracak ya da var olan potansiyel gücünüze güç katacak, sayfalar arasından daha da güçlenerek çıkacaksınız.

Şimdi kitaptan bazı alıntılar yapalım.

  • ‘’Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar. Keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir şekilde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.‘’ Sayfa 16
  • ‘’ Öyleyse vahşi sözcüğü burada denetimden yoksun anlamına gelen günümüzdeki küçümseyici kullanımıyla değil, doğal bir hayat criatura’nın (yaratığın) doğuştan bir bütünlüğe ve sağlıklı sınırlara sahip olduğu bir hayat sürmesi anlamına gelen özgün haliyle kullanılmıştır. Bu sözcükler (Vahşi ve Kadın sözcükleri), kadınların kim olduklarını ve neyle meşgul olduklarını hatırlamalarını sağlar, bütün dişilere destek veren gücü ifade eden bir metafor yaratır. Kadınların onsuz yaşayamayacağı bir gücü simgeler.’’ Sayfa 20  
  • ‘’Psişedeki vahşi güçle ilişkinin koptuğuna dair duygu tonlu belirtilerden bazıları nelerdir? ….. Sadece kadınların dilini kullanırsak bu belirtiler şunlardır : Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş, heyecansız hissetmek. Kendini korkmuş, aksak ya da zayıf, esinsiz, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek. Kendini güçsüz, sürekli kuşku içinde, sarsak, tıkanmış, bir işin sonunu getiremez, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş, iş ya da arkadaş seçiminde hayatın altını oyan tercihler yapan, kendi döngülerinin dışında yaşamaktan, mustarip, kendini aşırı koruyucu, uyuşuk, belirsiz, mütereddit, kişiliğine uygun adımlar atamayan ya da sınırlar koyamayan biri olarak hissetmek. Kendi temposunda ısrar etmeyen, çekingen, Tanrı’sından ya da Tanrılarından ayrı düşmüş, kendini yenilemekten uzaklaşmış, içgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olduğundan ev hayatına, entelektüelliğe, işe ya da tembelliğe çekilmiş biri olmak… Durmadan korkmak; harekete geçmekten korkmak; durmadan üçe kadar sayıp başlayamamak; üstünlük kompleksi, müphemlik hissetmek ama yine de başka açılardan tamamen yetenekli, tamamen işlevsel olmak. Bu saydıklarımız bir çağın ya da yüzyılın hastalığı değildir ve kadınların her tutsak alınışında, vahşi doğanın her tuzağa düşürülüşünde, her zaman ve her yerde bir salgın şeklinde kendini gösterir. ‘’ Sayfa 24
  • ‘’Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeysek ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, bu her zaman için Vahşi Kadın’ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır. Vahşi Kadın kadınları nasıl etkiler? Vahşi Kadın, müttefikimiz, önderimiz, modelimiz, öğretmenimiz olursa, iki gözümüzle değil, birden çok gözü olan sezginin gözleri aracılığıyla görürüz. Sezgiye sahip çıktığımızda, yıldızlı göğe benzeriz. Dünyaya binlerce göz aracılığıyla bakarız.’’ Sayfa 25
  • ‘’ İçgüdüsel doğayla yan yana olmak; hayat alanını belirlemek, kendi sürüsünü bulmak, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeninin içinde olmak, kendi yararına konuşmak ve hareket etmek, farkında ve uyanık olmak, sezgi ve alanın doğuştan gelen dişil güçlerine dayanmak, kendi döngülerine girmek, ait olunan yeri bulmak, vakarla yükselmek, mümkün olduğunca yüksek bir bilinç düzeyini korumak demektir.’’ Sayfa 25
  • ‘’ Vahşi Kadın’ı oluşturan unsurlar nelerdir? Hem arketipsel psikolojinin bakış açısından, hem de kadim geleneklerde, Vahşi Kadın dişil ruhtur. O, Hayat/Ölüm/ Hayat kuvvetidir, yaşatma gücüdür, kuluçkadır. Sezgidir, uzağı görendir, derin dinleyicidir, sadık yürektir. İnsanları çok dilli kalmaya cesaretlendirir; düşlerin, tutkuların ve şiirin dilini akıcı bir şekilde konuşmaya yüreklendirir. O, fikirler, duygular, dürtüler, duygular, dürtüler ve bellektir. O, kaynaktır, ışıktır, gecedir, karanlıktır ve şafaktır. O, iyileştirici balçığın kokusu ve tilkinin arka bacağıdır. Bize sırları söyleyen kuşlar ona aittir. ‘Şu yoldan, şu yoldan’ diyen sestir. Haksızlık karşısında tehditler savuran odur. Büyük bir çark gibi dönen odur. Döngülerin yaratıcısıdır. Aramak için evi terk ettiğimiz odur. Eve gelmemiz onun içindir. O, nerede bulunur? Onu nerede hissedebilir, nerede hissedebilir, nerede bulabilirsiniz ? O çölleri, ormanları, okyanusları, kentleri dolaşır, kulübe ve şatolarda gezer. Nerede yaşar? Kuyunun dibinde, membalarda, zamandan önceki eterde. Gözyaşında ve okyanusta yaşar. O büyüdükçe hışırdayan ağaçların kabuklarında yaşar. Bugündedir, soframız da bir yeri vardır, arkamızda sıraya girer ve yolda önümüzde gider. Gelecektedir ve şimdide bizi bulmak için zaman içinde geriye doğru yürür. Dilin üretildiği yerde yaşar. Şiirde, perküsyon da ve terennüm de yaşar.’’ Sayfa 26 
  • ‘’Gerçek, yani fiziksel yazım süreci ise 1971’de temelleri tinsel köklerimizin şarkı dilinde bulunan özel bir çalışma yazmak üzere büyüklerimden kutsama isteyip aldıktan sonra evime dönmek için çölde yaptığım hac yolculuğun ardından başladı. Hepsine o zaman birçok doğrultuda sözler vermiştim ve bu sözler bütün bu yıllar boyunca harfi harfine korundu, bunların en önemlisi de şudur: ‘’ Bizi ve çektiklerimizi unutma.’’ Sayfa 514
  • ‘’ Çalışma özünde bütünsel içgüdüsel doğayı hastalıklı halinden kurtarmaya ve onun doğal dünyayla ruh dolu ve temel psişik bağlarını göstermeye çalışmaktadır. Bütün çalışmalarım boyunca kendini gösteren temel önerme tüm insanların yetenekli olarak doğduklarını iddia eder.’’ Sayfa 514  
  • ‘’Okura not… Kurtlarla Koşan Kadınlar bireyleşmeyle ilgili bilinçli çalışmaları desteklemeye gayret eder. Kitaba, yirmi kadar bölüm halinde yazılmış düşündürücü bir çalışma olarak yaklaşılırsa daha iyi olur. Her bölüm kendi başına okunabilir. Kitap her bir okurun kişisel hayatının burada önerilenlerin karşısında tartılmasına, lehinde ya da aleyhinde bir karar verilmesine, ötesine geçilmesine, derinleştirilmesine, ona geri dönülmesine ve süre giden bir olgunlaşma sürecinden bakılmasına dönük bir çağrı yapmaktadır. Okumaya zaman ayırın. Bu çalışma yavaş yavaş ve uzun bir zaman diliminde yazıldı. Yazdım, çıkıp gittim, üzerine düşündüm, geri döndüm ve biraz daha yazdım, çıkıp gittim, biraz daha düşündüm ve geri döndüm ve biraz daha yazdım. Çoğu kişi bu çalışmayı yazıldığı şekilde okudu. Bir parça okuyup dışarı çıktılar, üstünde düşündüler, sonra tekrar geri geldiler .’’ Sayfa 515 

İçinizdeki Vahşi Kadını bulmanız, çok daha öncesinde bulduysanız da dal budak salarak onu beslemeniz ve güçlendirmeniz dileğiyle

Keyifli okumalar dilerim.

Ocak 2021  @gezipduru_ys    @okumali_ys

Continue Reading

Kitap

Eşekli Kütüphaneci

Published

on

Eşekli Kütüphaneci tanımlamasının kitap sever ve araştırarak kitap almayı seçen kişilere yabancı gelmeyecek bir tanımlama olduğunu düşünüyoruz. Sanırım ben de sosyal medya kanallarının birinde kitap tanıtımı yapılırken karşılaşmıştım. Öncelikle kitabın ismi dikkatimi çekerken, sonrasında yazarı ve en önemlisi de köylü kadınlarımızın aydınlanması için didinen bu kütüphaneciyi tanımak istedim. Kitabı okuyup bitirdikten sonra çok kıymetli insan Mustafa Güzelgöz’ü birkaç kişiye ulaştırmamıza vesile olabilirse diye de bu yazıyı hazırlamaya karar verdik.

Kitabın arka kapak yazısı aslında kitabın geniş özeti diyebiliriz.

‘’Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistan’ın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden “Baba” lakaplı Aziz Güzelgöz’ü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Aziz’in evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Aziz’in babası Mustafa Güzelgöz’dür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci.

Fakir Baykurt’un, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.

Kitaptan alıntılar;

  • ‘’Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi ? Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışınlandırmakla yenebiliriz .’’ sy. 40
  • ‘’Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır; ama uyuyordur. Zamanla uyandırılması; yoksa olan yerlerden alınıp aşılanması gerekir.’’ sy. 42-43
  • ‘’ Elimin altındaki kitapları ışık topları gibi, karanlığın, hem de karanlıkçıların üstüne fırlatıp fırlatıp atasım geliyor .’’ sy 45
  • ‘’ Bilmezliğin tarlasına bir küçük kültür fidanı diktim .’’ sy 49
  • ‘’Akıl uyanmayınca kafa çalışır mı? Kafa çalışmayınca para kazanılır mı ? Aklı uyandıracak olan da kitap, kitaplık.  Ben böyle  düşünüyorum.’’ sy  56
  • ‘’…toplam 36 köye eşeklerle kitap ulaştırılıyor.’’ sy 73
  • ‘’Az söz er yükü, çok söz eşek yüküdür.’’ sy 103

Mustafa Güzelgöz’ün Hayatı

‘’ 1921 yılında Ürgüp’te doğdu. İstanbul’da Tiftik ve Yapağı Dışsatım Birliği’nde depo memuru olarak çalışmaya başladı. II. Dünya Savaşı nedeniyle 1940 yılında askere alınarak üç buçuk yıl Tokat’ta askerlik yaptı. Askerlikten sonra memleketine döndü. Futbola olan ilgisini gören dönemin kaymakamı, kendisinden Ürgüplü gençleri futbola çalıştırmasını istedi ve karşılığında kendisini Tahsin Ağa Kütüphanesi emekliye ayrılan memuresinden boşalan kadroya atadı.

Böylece kütüphaneciliğe başlayan Güzelgöz, kütüphanecilik alanında herhangi bir bilgisi olmadığı halde kendini yetiştirerek modern bir kütüphane oluşturma çabasına girişti. İlk iş olarak Harf Devrimi’nden sonra kütüphanenin bir odasında çürümeye terkedilmiş Osmanlıca kitapları oradan çıkartarak kurtardı. Yakın çevresindeki tanıdıkları ile konuşarak ellerindeki kitapları kütüphaneye bağışlamalarını sağladı..

Köylülerin yararlanamadığı kütüphaneyi onların ayağına götürmek üzere kitapları eşeklerle taşıma fikrini hayata geçerdi ve 36 köye eşek sırtında hizmet verdi. Bakanlıktan aldığı iki yeni memur kadrosu ve eşekler için yem bedeli talepleri karşılandı. Yeni görevlilerin kendi bölgesinde en az beş köye kendi eşekleri ile hizmet götürmesini sağladı.

Ürgüp dışındaki hemşerilerine mektup yazarak kitap bağışı, gazete ve dergi abonelikleri sağladı. Kütüphaneye radyo koyarak erkeklerin toplanması için köy kahvesine bir alternatif haline getirdi. Kadınların kütüphaneye gelmesi için dikiş makineleri satın alıp kütüphanede dikiş kursları başlattı.

Güzelgöz’ün yöredeki sosyal ve kültürel hayatı zenginleştiren diğer çalışmaları arasında spor teşkilatı kurması, Mustafapaşa ve Çökek köylerinde, köy duvar gazetesi köy duvar gazetesi için panolar oluşturması (Ulus Gazetesi, 1963), Ürgüp ilçesinde folklor çalışmalarını başlatması ve bando kurma çalışması, köylerde sineme makinesiyle gösterimler yapması, fotoğrafçılık çalışmaları için fotoğraf makineleri, agrandizör ve baskı sarf malzemeleri temin etmesi, jeneratör edinerek elektrik olmayan köylerde dahi saydam gösterimi gerçekleştirmesi yer alır. Ayrıca Çökek köyünde köylülerin ürünlerini değerlendirebilmesi için onları kooperatifçilik çalışmalarına yöneltmiştir.

Çalışmaları, halkına gönüllü olarak hizmet eden yaratıcı insanları ödüllendirmek üzere 1963 yılında ABD’de düzenlen bir yarışmada “The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi” ile ödüllendirildi. Kütüphaneye Amerikan Barış Gönüllüleri tarafından 1963 yılında bir cip, 1967 yılında ise Ürgüp’e geziye gelen ABD büyükelçisi tarafından bir pikap hediye edildi.

Çalışmaları ile bir bölgesel kalkınma önderi haline gelen Güzelgöz, kütüphane müdürlüğü dışında bir çok kurumda daha görev aldı. Asli görevi olan kütüphane müdürlüğünü ihmal ettiği, diğer görevlerinde şahsi çıkar sağladığı şikayetleri üzerine bir soruşturma geçirdi ve emekliye ayrılması istendi. 1972 yılında düzenlenen bir jübile ile 28 yıl sürdürdüğü kütüphanecilikten ayrıldı.

Emekli olduktan sonra yaşamını Ürgüp’te sürdüren Güzelgöz, ilerleyen yaşına bağlı solunum yetmezliği nedeniyle 18 Şubat 2005 tarihinde öldü.

(Alıntı :   https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_G%C3%BCzelg%C3%B6z)

Anlatım dili basit, akıcı, bilgilendirici olmasının yanında Mustafa Güzelgöz’e ve yaptıklarına saygı duymak adına kesinlikle okunması ve kütüphanenizde yer bulması gereken bir eser.

Keyifli okumalar dilerim.

Aralık 2020

@okumali_ys      @ gezipduru_ys

Continue Reading

Kitap

Günler Aylar Yıllar

Published

on

Günler Aylar Yıllar- Yan Lianke

Kitap okuma serüveninin içinde ilerlerken ve değişik kaynakları tararken karşıma çıkan tavsiye niteliğindeki kitapları ve yazarları içeren bir liste tutmaya başladım. Geçen gün o listeye göz atma fırsatım olduğunda Çin ve Japon yazarların kalemini fazla tanımadığımı fark ettim. Listemde yer alan ama öncelik vermeyi düşünmediğim bir kitabı okumaya karar verdim ve siparişlerim arasına  Günler Aylar Yıllar kitabını da ekledim. Pandemi sürecine rağmen şaşılacak bir hızla elime ulaştı ve kitabı bir solukta okudum.

Kitabın arka kapak sayfasında yer alan tanıtım yazısı kitap içeriğinin tam karşılığını veriyor.

”Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.”

Kitabın ana karakteri ihtiyar adam ve ihtiyarın Kör olarak seslendiği bir köpek. Kendi köyü başta olmak üzere diğer civar köylerde yaşayanlar kuraklık nedeniyle kavurucu güneşe daha fazla dayanamayarak köylerini terk ederler. Yetmiş iki yaşındaki ihtiyar adam, köylülerin gideceği yerin uzak mesafede olduğunu ve günlerce süreceğini öğrendiğinde, yolda öleceğime kendi köyümde ölürüm diyerek köylüleri yolcular. Güneş yüzünden kör olan köpeği ile birlikte kuraklığın ortasında güneşin kavurucu sıcağı altında mücadele dolu günler başlar. Ancak bu süreç hiç kolay olmayacak bin bir türlü badireler atlatarak köpeği ile düzlüğe çıkmaya çalışırlar.

Kitapta bir mısır fidesinin büyümesine, bu süreçte yaşlı adamın ve her daim yanında bulunan köpeğin birlikte nasıl mücadele verdiğine ben de tanıklık ettim. Yaşlı adam nasıl ki fidesinin ertesi gün ki halini merak ederek uyuyor ve uyanıyorsa ben de en az o kadar merakla kitabın sayfalarını çevirdim.

Nihayetinde mısır sapının büyümeye çalışması ve onun için verdiği emek, yaşlı adam için artık aylar yıllar geçmiş gibi uzun gelmeye başlar. Gider, gelir, sular, nöbet tutar, güneşten korumak için gölgelik yapar…

Köpeğin kör olma hikayesini, yaşlı adamın su bulmak için vahşi hayvanlarla yaşadığı mücadeleyi, incecik dalların rüzgarda kırılması gibi umudunun kırılmasını ama bunun kısa sürdüğünü anlatan, yeşermeye başlayan ufacık bir fidenin sonsuz bir mutluluk kaynağı olmasını, özverinin ne olduğunun süslü kelimeler kullanmadan bize aktaran, sebat edip sonuca ulaşmak için genç olmanın gerekmediğini kanıtlayan ve kitabın sonunun güzelce bağlandığı ince ruhlu bir roman okuyacaksınız.

Franz Kafka Ödülü sahibi Yan Lianke’nin bu kitabını hüzünle, mutlulukla, merakla, umut ederek ve beğenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını araştırma zamanıdır.

Umduğunuzu kitap sayları arasında bulmanız dileğiyle. gibi

Ağustos 2020   @ okumali_ys     @gezipduru_ys

Continue Reading

Facebook

Popüler